İslâm dünyasında iz bırakan sayısız büyük var, ancak bunlar hakkında dolu dolu malzeme bulduğumuz da oluyor, üç beş satırı aşamadığımız da oluyor. İşin zor yanı bize adı geçen zâtın söyleyip yazdıklarından ziyade hayat hikayeleri gerekiyor. Hocaları, talebeleri, başlarından geçen ibretli kıssalar... Hani, kervanlar, limanlar, hanlar, hamamlar, kervansaraylar... Ne aldılar, ne sattılar?.. Ne yediler, ne içtiler, nasıl yerlerde barındılar? Meselâ Silsile-i Aliyye büyüklerinden Ubeydullah Ahrar Hazretleri hakkında mufassal bilgilere ulaşmak mümkün, zira talebelerinden biri (Molla Safiyüddin) dergâhta olanı biteni bir kenara (Reşahat) yazar. Ama ondan sonra gelen ve en az onun kadar kıymetli olan Kadı Muhammed Zahid ve Hacegi Emkenegi hazretleri için ara ki bir şeyler bulasın. Şüphesiz onların talebeleri de fevkalade ibretli sahnelere şahit oldular, gelgelelim Molla Safiyüddin'in yaptığını yapmadıkları için güzelim menkıbeler unutulurlar. Yazılmadıkça... Hicri 130 yıllarında Medine'de doğan Muhammed bin Ömer (Vakidî hazretleri) İmam-ı Mâlik ve Süfyan-ı Sevrî gibi büyüklerin dizi dibinde yetişir, o feyzli sohbetlerden adeta inci mercan toplar. Sahabe-i kiram ve Tabiin hakkında anlatıla gelen menkıbeler bir gün kaybolabilir mi? Kağıda geçmediği müddetçe böyle bir tehlike sözkonusudur ve vebalinden kork-maya başlar. İşini ciddiye alır, gider hadiselerin vaki olduğu mekânları dolanır, hem yerini yurdunu görür hem de kırk ayrı ağızdan dinleyip doğrulatmaya bakar. Düşünebiliyor musunuz? Bu uğurda koca bir servet harcar. Yine gâzalar hakkında Ebû Ma'şer Nuceyh es-Sindi bir deryadır. Lâkin o devrin talebeleri daha ziyade tefsir okumaya, hadis toplamaya bakarlar. Menkıbeleri dinler ibret alırlar, o kadar... Vakidî hazretleri ise çoklarının yapmadığını yapar, Asr-ı saadet, Hülefâ-i râşidin, Sahabe-i kiram, Tabiin, Tebe-i tabiin hakkında ne duyarsa kenara yazar. Sonra mevzuyla alakalı şahit ve belge arar, geceli gündüzlü kaynak tarar. Meyline göre Vakidi hazretleri talebelerini uzun uzadıya yoklar ve kimin hangi dala meyli olduğunu tespite çalışır. Mesela sesi güzel, nefesi gür olanları kıraat üzerinde yoğunlaştırır. Kimini tefsirde ilerletir, kimini hadis ilminde mutehassıs yapar. Bunları katip gibi kullanır ve yazdırdığı eserlerden muazzam bir külliyat çıkar. Düşünün bu külliyatı 120 deveyle zor taşırlar. Gelelim bizi ilgilendiren yanına, Vakidi hazretleri tarihî hadiseleri, kıssaları, menkıbeleri talebelerinden Muhammed bin Sa'd'a (Katib-i Vakidi'ye) yazdırır. Bu eseri Tabakât-ül Kübra adıyla çoğaltır uzak ülkelere yollarlar. Bilahare gelen tarihçiler (İbn-i Haldun, İbn-i Hilligân, İmam-ı Taberi) ondan çok şey alırlar. Şehid çocukları için kaleme aldığı El Megâziy-ün Nebeviyye (Resulullah'ın savaşları), Fütûh-i Afrikiyye (Afrika fetihleri), Fütûh-u Mısr ve'l İskenderiyye mükemmel eserlerdir. Hele Tarih-i Kebir Avrupalılardan bile kâbul görür. Bir çok karanlık noktaya ışık tutar. Aynı kese Peki, hayatı menkıbe toplamakla geçen Vakidi hazretlerinin şahit olduğu ibretli bir hadise yok mudur? Olmaz mı? İsterseniz birini anlatalım: Vakidî hazretleri buğday ticareti ile uğraşır, çorbası öyle de böyle de kaynar. Ancak o sene ramazan-ı şerife gönlünce hazırlanamaz. Sıradan biri için mühim değildir ama onun geleni gideni eksik olmaz. Bu mübarek ayda sofralar kurmayı, fukara ağırlamayı çok arzular. Konuklarına döşekler sermeli, meyve şerbet sunmalı ama öncelikle biraz "borç" bulmalıdırlar. Vakidi hazretlerinin itibarı yerindedir, kimin kapısını çalsa boş çıkmaz. Nitekim bir dostundan karz-ı hasen olarak bir kese altın alır, ihtiyaç listesini hazırlamaya başlar. Tam yekunu toplayıp nokta koyacaktır ki kapı çalar. Bakar cemaatten bir Seyyid. Mahçup bir ifadeyle biraz borç verip veremeyeceğini sorar. Öyle ya onların da ziyaretçileri çok olur, onlar da kazan kaynatır sofralar kurarlar. Vakidi hazretleri herkesten borç isteyebilir ama Ehl-i beytten biri kapı kapı dolanamaz. Hemen keseyi ona uzatır, kendi başka çare arar. Elden ele Bilirsiniz kadınlar böylesi anlarda azıcık panikler, "peki biz n'apçaz" diye yakınırlar. Ama Vakidi hazretlerinin hanımı tevekkül ehlidir, nasıl sevinir anlatılamaz. Büyük alim tekrar sokağa çıkar, halini arzedecek başka bir ahbap, arar. Bulur da... Dostu keseyi uzatınca Vakidi hazretleri çok şaşar. Bu az evvel Seyyid gence verdiği kesenin ta kendisidir ve ne o, ne de Seyyid keseden tek pul almamıştırlar. Hepsi birbirine ikram edince para ortada kalır, keseye kimse dokunamaz. Bakın şu işe ki o gece Bâğdat Valisi Yahyâ Berneki, Vakidî hazretlerini davet eder, çıkarken heybesine üç kese altın atar. Vakidi hazretleri bunu derhal arkadaşlarıyla paylaşır, o Ramazan her seferkinden fazla misafir çağırır, fukarayı etliye sütlüye doyururlar.