İkrime, boylu poslu, güçlü kuvvetli ve çok sert dövüşen bir cengaverdir. Umulmadık yerde biter ve az adamla çok iş bitirir. Harp üzerine bin türlü hile bilir, ki zaten ünlü komutan Halid bin Velid'in amcazadesidir. İkrime "ümmetin firavunu" diye tanınan Ebu Cehil'in oğlu olduğu için müşrikler onu el üstünde tutarlar. Mekke'nin isimsiz gençleri Darül Erkam'ın kapısını çalıp birer ikişer Müslüman olurlarken, o Dar-ün Nedve'nin kaşarlanmış yaşlılarıyla düşüp kalkar. Bu hırslı ihtiyarlar yapamayacakları işlere onu sürer, habire sırtını sıvazlarlar. Hatta babası öldürülünce Mah-zunoğullarına reis yapar, güya önünü açarlar. Sözün özü İkrime, Efendimize karşı yürütülen her faaliyete katılır, hem de bu yola para harcar. Hudeybiye anlaşmasından sonra müminler ile müşrikler arasında bir sulh sağlanır. Ancak fitneciler, sükunetin Müslümanlara yarayacağının farkındadırlar. Ortalığı bulandırmak için Müslüman kılığına girmeli ve gidip dost kabilelere (meselâ Huzaalara) saldırmalıdırlar. İyi de bu işi kim yapar? Hep birlikte "İkrime!" diye fısıldarlar. İkrime Huzaa kabilesini basar, barış rafa kalkar. Habeşistan'a doğru... Aradan kaç yaz kaç kış geçer bilemiyoruz, Arablar akın akın gelir Müslüman olurlar. Müminler Medine'den taşar, Mekke'yi kuşatırlar. İkrime ve adamları havayı germek için hadise çıkarır, hatta başında Halid bin Velid'in bulunduğu birliği ok yağmuruna tutarlar. Hazret-i Halid bunları rahatlıkla dağıtır, her biri bir yana kaçar. Mekke'nin fethi ile birlikte genel af çıkar, müminler eski defterleri açmazlar. Herkese eman verilir, ancak 6 kişi bunların dışında bırakılır ki biri de İkrime'dir. İkrime, şehrin düşeceğini anlayınca Mekke'den kaçar. Yıllar evvel müminlerin yaptığını yapar, Habeşistan'a doğru yola çıkar. İlk önce Cidde'ye gitmeli oradan bir gemiyle Yemen'e geçmelidir. Şakşakçıların tesirinden kurtulunca bazı şeyleri daha net görmeye başlar. Olacak bu ya, Kızıldeniz'de ilerlerken korkunç bir fırtına kopar, cılız tekne batar batar çıkar. Yelkenler paralanır, halatlar kopar. Dev dalgalar güverteyi siler süpürür, yükleri ardına takar. İkrime bir kararan göğe bir kabaran sulara bakar ve acizliğini anlar. Çok zordadır ama putların adını bile anmaz. Öyle ya, put puttur, şunnacık heykel denize ne yapar? Tahtaysa çalkalanır, taşsa dibe batar. Bin tane put bir araya gelse derya alayını yutar. Halbuki Muhammed'in bahsettiği Allah... Ahh ahh. İlk kez Müslüman olmadığına yanar. Hatta ellerini açar "Ya Rabbi" der, "bir kurtulayım, gidip Resulünün ellerine kapanmazsam..." Ya içindeki fırtına!.. İnanır mısınız hava birden döner, önce iri taneli bir yağmur başlar, ardından pırıl pırıl güneş çıkar. Geminin kaptanı yeni iman etmiş bir Müslümandır, karşısındakinin Ebû Cehil'in oğlu olduğunu ne bilsin, dilinin döndüğünce İslâmı anlatır, Allahın varlığından, birliğinden, kâinattaki hikmetlerden söz açar. Bunlar İkrime'nin duymadığı şeyler değildir ama adamın samimiyetine, heyecanına, sadakatine hayran olur, içinde bir şeyler kıpırdar. İkrime'nin hanımı Ümmü Hakim müminlerin adil ve merhametli yönetiminden çok etkilenir, oturup bir muhasebe yapar. Önce Kelime-i şehadet getirir sonra cesaretini toplayıp Server-i Kâinat'ın huzuruna çıkar. Büyük bir edeble "Ya Resulallah" der, "ben Müslüman oldum, huzuru buldum. Kocamın da bu saadete kavuşmasını arzuluyorum" Efendimiz, kadıncağızı kırmaz, onun hatırına İkrime'yi bağışlarlar. Efendimizin huzurunda Ümmü Hakim derhal yola çıkar, sıkıntılı bir yolculuktan sonra Yemen'e varır. İkrime, Tihame sahilinden gemiye binmek üzeredir ki Ümmü Hakim (Radıyallahu anha) yetişir. Nefes nefese "Biliyor musun ben Müslüman oldum" der, "hem senin için Resulullah'tan eman diledim." -Affetmedi değil mi? / -O kimleri affetmedi ki? / -Yani. / -Mekke senin evin, rahatlıkla gelebilirsin. İkrime bu habere çok sevinir, büyük bir heyecanla Mekke yoluna koyulurlar. Ancak hanımı elini bile tutturmaz ve mesafeli durmaya özen gösterir, ki iman etmedikçe bunun böyle olacağı bellidir. Yol boyunca Ümmü Hakim'i izler, saçının telini bile sakınan ve huşu ile namaza duran nurlu kadına gıpta ile bakar... Onlar Mükerrem beldeye yaklaşadursunlar, Efendimiz Aleyhisselatü vesselâm , "Ebu Cehil'in oğlu İkrime, mü'min ve muhacir olarak yanımıza geliyor. Sakın babası hakkında konuşmayın. Zira, ölüye kötü söylemek ölüye değil, diriye zarar verir" buyururlar. Şehir göründüğünde İkrime hâlâ mütereddittir, ikide bir "Ya Ümmü Hakim, yanılmış olmayasın? Muhammed benden az çekmedi, eman verdiğinden emin misin" diye sorar. Ümmü Hakim kocasını peşine takar, doğruca Efendimizin huzuruna çıkarlar. Fahr-i âlem onları ayakta karşılar ve "Merhaba ey süvari, Merhaba ey muhacir" deyip İkrime'yi bağrına basar. O gül kokan kucakta bütün küfür kirlerinden arınır, kalbine nehirler gibi feyz akar. Büyük bir aşk ile Kelime-i şehadet getirir ve "Ya Resulallah" der, "yemin ederim ki, Sen sadece hakkı söylüyor ve bizi güzel şeylere davet ediyorsun." Sonra kılıcını tutar ve "bu kılıç şimdiye kadar Müslümanlara çekildi" diye hıçkırır, "bundan böyle senin emrinde olacak!" Efendimiz "Allah'ım, İkrime'nin senin nurunu söndürmek için attığı her adımı affet. Yüzüme ve gıyabımda söylediği sözleri de affet" diye dua buyurur ve Ümmü Hakim ile nikâhlarını kıyarlar.