Nurlu ipekçi Molla Fenârî

A -
A +

Hamza Bey, hem Fener köyü eşrafındandır, hem de fener yapıp satar. Eh haliyle onu "Fenari" diye anarlar. Bu aileden eskiden beri ilmiyle amil âlimler çıkar, Hamza bey oğlu Muhammed'in de ulema arasına katılmasını çok arzular. Zihninde ve gönlünde ne varsa ona verir, dahasına kavuşsun diye Mevlânâ Alâüddîn Esved hazretlerinin derslerine yollar. Muhammed Fenari, medresede güneş gibi parlar, hocaları ona Şemseddin (dinin güneşi) lâkabını uygun bulurlar. Molla Fenârî bir ara Mısır'a gider, İskender Târihi'ni nazm eden meşhur şâir Ahmedî ve Şifâ kitabının sâhibi tabîb Hacı Paşa ile birlikte, Ekmeleddîn-i Bâbertî'nin huzûrunda ders alırlar. Günün birinde veliyullahtan biri medreseyi ziyaret eder ve üç Türk'e uzun uzun bakar. Mevlânâ Ahmedî'ye, "sen, vaktini şiirle harcarsın", Hacı Paşa'ya; "aranan bir tabip olursun" der, sonra Molla Fenârî'ye döner. Genç mollaya gıpta ile bakar bakar ve "sen de ilim ve takvâyı birlikte bulundurursun, din ve dünyâ reisi olursun" buyururlar. Bir ayağı Konya'da Dediği gibi de olur. Molla Fenari din ilimlerinin yanı sıra tıp, matematik, mantık, astronomi, biyoloji, kimyada da zirveye oynar. Kitaplarını yüklenip Bursa'ya döner ve bildiklerini paylaşmaya bakar. Şimdi sıra gelir bir Allah dostu bulmaya, tasavvuf basamaklarını tırmanmaya... İşte özlediği ne varsa bir ekmekçi de bulur, Somuncu Baba'nın dizi dibine oturunca gönlüne nehir gibi feyz akar. Bir ara Konya'ya yerleşir, Mevlana'nın şehrinde doyulmaz sohbetler yapar, Yakubeyn adıyla anılan Yâkub-i Asfâr (Sarı Yakup) ve Yâkûb-i Esved (Kara Yakup) ondan çok istifâde eder, yüksek derecelere ulaşırlar. Molla Fenârî, bu iki talebesiyle dâimâ iftihâr eder, onları dualarından unutmaz. Daha sonra Karaman Beyinin kızı Gül Hâtun ile evlenir, iki oğlu, iki kızı olur. Ama Osmanlı sultanı dâvet edince tereddütsüz Bursa'ya koşar. Eski hizmetlerine devâm eder, oğulları da kendisi gibi âlim olur, Bursa'da kâdılık yaparlar. H.822 yılında hacca gider, Medîne-i münevverede Şâh-ı Nakşibend hazretlerinin halîfesi Muhammed Pârisâ ile tanışırlar. Dönüşte Mısır'a uğrar, Melik Müeyyed mollamıza hayran olur, Mısır'da ders vermesi için yalvarmaya başlar. Bursa'ya yerleşmeye niyetli olduğu için "evet" demez ama bir süre kalarak Sultanın da gönlünü yapar. Kahire'de ulemâ ve evliyâ ile tanışır, dağarcığını doldurmaya bakar. İkinci durağı Kudüs-i şerîf olur, bu nurlu beldeye doyamaz ancak Çelebi Sultan Mehmed Hân çağırınca acilen Bursa'ya koşar. H.828 yılında 2. Murâd Hân, Şeyhülislâmlık müessesesini kurar, başına onu koyar. Bu vazifeyi, hak ve adâletle yürütür, bir yandan ders okutur bir yandan kâdılık yapar. Karşısındaki sultan da olsa doğruyu söylemekten korkmaz... Molla Fenârî hazretleri bunca kesif işine rağmen devletten maaş almaz, nafakasını kazzazlık (ipek ticareti) yaparak temin eder, artanı da hayrât ve hasenâta harcar. Bursa Kale'de, Manastır Mahallesinde ve Debbâglar semtinde yaptırdığı mescidlerle kalmaz, Pınarbaşı'nda Dâr-ül-hadîs kurar. Kudüs'te de bir medrese satın alır, masrafını karşılar. Evet kumaştan dikişten iyi anlar ama sade giyinir, başına ucuz bir çul sarar. Yatırım kitaba Mübarek, ardında on binden ziyade kitap bırakır, kaldı ki hepsi birbirinden değerli 25 eser kaleme alır. Yetmez şerhler haşiyeler yapar. Şairdir de, mesela Zeynüddîn-i Hâfî hazretlerinin halîfesi Şeyh Abdüllatîf-i Makdisî, Anadolu'yu şereflendirince âdeta bayram eder, oturup içli ve coşkulu bir manzûme yazar. Onun fıkıh, tefsîr, feraizdeki derecesi bilinir. İsagücü Şerhi ise mantık ilmini çok güzel açıklar. Zikredilen kitaba bir sabah erkenden başlar, güneş batarken noktalar. Bu eseri medreselerde asırlarca ders kitabı olarak okuturlar. Ulucami minberine oydurttuğu güneş sistemi günün ölçülerine bire bir uyar. Uzmanları Ay, Dünya ve gezegenlerin oranlarına bakar, parmak ısırırlar. Belki çok daha fazla eser verebilir ama tek işi o değildir. Bir yanda tedrîsat, öbür tarafta kâdılık, dert dökenler, fetva soranlar. Bu yüzden altın değerindeki müsveddelerini temize çekme fırsatı bulamaz. Büyük veli çok sevdiği Bursa'da Hakkın rahmetine kavuşur, onu Keşîş Dağı eteğinde, yaptırdığı mescidin avlusundaki mütevazı kabrine bırakırlar.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.