Nurlu Seyyid Fehim Arvasi

A -
A +

Endis köyünden Hacı Abdullah, hac esnasında kesesini kaybeder. Bir kaç gün müminlerin yardımıyla idare eder, ibadetlerini tamamlar. İyi de parasız pulsuz memlekete nasıl dönülür? Çulsuz adamı kervana mı alırlar? Bu sıkıntı ile dolanırken kendini bir cami avlusunda bulur, ki ağaçlar meyve yüklüdür, çiçekler mis kokar. Âdeta yayla rüzgârları eser, dört bir yanından serin sular akar. Mekke-i Mükerreme'de çok dolaşmıştır ama böyle bir mescidi hatırlayamaz. Hayal mi görüyorum derken cemaatten biri "burası makamdır" diye fısıldar, "Evliyâya mahsustur. Cuma günü ikindi namazında buluşur, cemaat yaparlar." - İmâmları kimdir? - Seyyid Fehim-i Arvâsî hazretleri. Tanırsınız, hemşehriniz olmalı. Derken cami Hak âşıkları ile dolup taşar, birlikte namaz kılar, ele az geçen bir sohbete otururlar. Tam vedalaşacaktırlar ki Hacı Abdullah, Seyyid Fehim hazretlerinin önüne çıkar, derdini açar. Büyük Velî, sâdât-ı kirâmın himmet ve bereketleriyle elinden tutar ve onu köyünün dışındaki çeşmenin başına bırakırlar. "Sakın sırrımı ifşa etme" buyururlar, "nasıl geldin diye soranlara biri yardım etti de o kadar..." Zaruret olmaz Diyarbakır Adliyesinin müfettişlerinden biri bayram günü yörede kalır. Arvas'a ziyârete giden Müküs Kaymakamı "sen de gel" deyince peşlerine takılır. Ne zaman ki Kırmızı Köprüyü geçerler, ortalıkta manevi bir hava dolanır. Halbuki müfettiş yiyip içip piknik yapacaklarını sanmış, hatta heybesine iki şişe "arak" atmıştır. Anlatılmaz bir pişmanlık yaşar ve kabristanın altındaki taşlıkta şişeleri saklar. Neyse dergâha ulaşır, huzura alınırlar. Müfettiş, Seyyid Fehim hazretlerini görünce bir muhabbet ummanına düşer ki nasıl anlatıla? O da halkaya katılır, kalbini feyz bereket sağanağına açar. Ancak büyük velî, bir ara kulağına eğilir ve "şişe ile tarîkat bir arada olmaz" diye fısıldar. Müptelalıktan kurtulmak kolay mı? Gidip şişelerden birini kırar ama diğerini "ya krizim tutarsa" diye bir deliğe sokar. Dergaha girer girmez Seyyid Fehim hazretlerinin bakışlarına yakalanır, mübarek "git öbürünü de kır" buyururlar. -Efendim içmeye istekli değilim, hani zaruret olursa... Cevap muhteşemdir: "Haramda zaruret olmaz!" O saatten sonra alkolden buz gibi soğur, hatta daha evvel niye içtiğine şaşar. Seyyid Fehim hazretlerinden bahis açıldığında "Çok ülke dolaştım, meşâyıhtan pek çok kimseyle tanıştım ama onun gibi ilim, hilm, letâfet sahibi görmedim" der, "o ne heybet, ne vakar?" Hicaz yolunda Seyyid Tâhâ-i Hakkarî'nin mahdumları Ubeydullah Efendi hacca niyetlenince Van'a gelir ve Hazreti Şeyh'e birlikte gitme teklifi yapar. Büyük velî Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin Dîvân'ını açar, parmağını satırlardan birine basar. Bakın şu işe ki karşısına Medîne-i münevvere ile ilgili bir beyit çıkar. Derhal hazırlanır ve İstanbul'a vasıl olurlar. Eşyalarını Fâtih'teki Reşâdiye Oteline bırakırlar. İki seyyidin dersaadeti şereflendirdiğini duyan Abdülhamîd Han, onları saraya dâvet eder ve sultanlar gibi ağırlar. 12 gün kadar misâfir ettikten sonra, Haydarpaşa limanına götürür ve merâsimle uğurlar. Öyle ya âlimi âlim bilir, velîyi velî anlar... Seyyid Fehim hazretleri Mısır'da geçirdikleri günlerde sık sık Câmi-ül-Ezher'e uğrarlar. Bir defasında müderrislerin yerlere kitaplar yaydığına ve bir ibare üzerinde ter döktüklerine şahit olurlar. Anadolu'dan gelen iki dervişi kimse ciddiye almaz, hatta içlerinden biri okuma yazma bilip bilmediklerini sorar. Seyyid Fehim hazretleri kâğıtta yazılanları bir bakışta okuyup ezberler ve fikri sorulunca açıklamaya başlar. Âlimler "Hayret!" derler, "Câmi-ül-Ezher Medresesinin bütün şûbeleri bir haftadan beri bu meselenin halli için uğraşıyor, başta Reîsü'l-ulemâ olmak üzere bütün âlimler gece-gündüz üzerinde çalışıyorlar!" Ancak Mısır'da Aradan ya bir gün geçer ya geçmez, Reîsü'l-ulemânın yolladığı dört âlim çıkagelir ve "Câmi-ül-Ezhere buyurmaz mısınız" çağrısını yaparlar. Hazret-i Şeyh beş yüze yakın âlimin sorularını dinler, müşkillerini çözer, ne zaman ki ünü dört bir yana yayılır, kaçarcasına şehirden ayrılırlar. Hicâz uleması da ona hayran olur, "böylesi ancak Mısır'da bulunabilir" diye mırıldanırlar. Lakin Kahire'deki hadisenin yankıları gelince Seyyid Fehim hazretlerinin sandıklarından da büyük olduğunu anlarlar. Seyyid Fehim hazretleri Mükerrem Mekke'de bulunduğu sırada İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin torunlarından Muhammed Mazhâr Müceddîdî ile doyulmaz sohbetler yapar, işte bu yüzden oğullarından birinin adını Mazhar koyar. Seyyid Fehim-i Arvâsî hazretleri Medîne-i münevvereye girişi ve Fahr-i âlemin latif, mutahhar, kabrini ziyâret edişi bizimkilere benzemez. O nurlu eşikte anlatılmaz ikramlara kavuşurlar. Vesvese yapma Mübarek, bir bahçe çitinde birbirine dik açıyla çakılmış tahta parçalarını sökmeye çalışan talebesine sorar "niye?" -Efendim haça benziyor. -Siz ona ne niyetle bakıyorsanız odur. Vesvese yapmayın. Seyyid Fehim hazretleri bir ara Gevaş eşrafından Hacı Kuli Han'ın yanına uğrar, bakın şu işe ki Ahtamar kilisesinin başrahibi de oradadır. Hacı Kuli kahve getirmek için dışarı çıkar, döndüğünde bakar ki papaz odanın dışında oturuyor. "Hazret-i Şeyhe ayıp oldu", der "keşke yanından ayrılmasaydınız." - Beni öyle bir zatın yanında bıraktın ki, birkaç dakika daha dursam Müslüman olacaktım. Köylülerden biri sağda solda hanımını metheder, "bizim hatun şöyle gömlek diker, şöyle keşkek döver, şöyle çorba, şöyle çörek..." Merak bu ya, zikredilen karı-koca bir yere giderken dervişlerden birinin ardlarından bakacağı tutar... Hani gayri ihtiyari bir bakış, kadın kapalı, bol giyinmiş, üstelik arkadan... Neyse dergâha gelir, Hazret-i şeyh "Molla" der, "başkasının hanımına bakma. Ama önden, ama arkadan!" Ortalık malum, encamımız hayrola...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.