Ömer-ül Faruk (Radıyallahü anh)

A -
A +

Böylesi bir bayram sabahı... Medine coşku içindedir. Minikler ama ucuz ama pahalı yeni elbiseler giyer döne döne arkadaşlarına gösterirler. Ancak içlerinden biri eski entarisine bakıp bakıp hüzünlenir ki bu Hazret-i Ömer'in oğludur. Elbette Halife de yavrusunun gönlünü hoş etmek ister, lakin parası yetmez. Birden aklına beyt-ül mal gelir. Eğer bir sonraki ayın maaşından kesilmek üzere bir kaç dirhem verebilirlerse... Ancak beyt-ül mal emini kaşlarını yıkar, buz gibi soğuk bir sesle "Halifemize bakın hele" der, "önümüzdeki ayın maaşından avans istiyorlar. Sanki o kadar yaşayacaklarına dair senetleri var!" Hadi gel de cevap ver. *** Ömer (radıyallahu anh) kuytularda bir yerde perişan bir çadır görür. İçinde yapayalnız bir kadın. Yaklaşıp sorar: "Anacım bir başına ne yapıyorsun burada?" - Ömer'i bekliyorum. Gelsin beni kurtarsın. - Ömer bu ücra yerde seni nasıl bulsun? - Beni bulamayacaktı da, ne demeye geçti devletin başına. Hadi gel de ağlama. *** Bir başka gün sahrada taş kaynatıp çocuklarını kandıran bir kadının farkına varır. Hiç durmaz, kaldırabildiği kadar yağ, un ve hurmayı sırtlar. Kölesi "izin verin" diye yalvarır "biraz da ben taşıyayım..." - O kolay, peki kıyamet günü Ömer'in yükünü kim omuzlayacak? Halife küfeyi eşiğe bırakır, miniklerin başlarını okşar, önlerine incir, üzüm, hurma koyar. Kadıncağız ağlamaklı bir tonla ellerini açar "Ey güzel Allah'ım" diye yalvarır, "Sen bu yiğide çok mükafatlar ver!" Sonra meçhul ziyaretçisine döner, "Aslında halifeliğe lâyık olan sensin" der, "kimbilir o adına Ömer denilen adam nerelerde gezer?" Hadi gel de "Ömer benim" de. *** Bir ara Hazret-i Ömer, Mısır'daki memurlarından birinin şatafatlı elbiseler giydiğini ve kapısında süslü muhafızlar beklettiğini duyar. Onu yaka paça Medine'ye getirtir, sırtına kıl urbalar geçirip "deve çobanlığına" atar. Başında böyle bir halife varken devlet kesesinden şaşaa yapmak kimin haddine? Hadi gel de ayağını denk alma. *** Mısır'ın Müslümanların eline geçtiği yıl çiftçiler Amr İbn-i As'a (Radıyallahü anh) gelir "efendim" derler "siz bilmezsiniz ama bu Nil'in acayip huyları vardır. Biz onunla iyi geçinmeye bakarız. Her sene kabilemizin en güzel kızını kıymetli elbiseler ve pahalı mücevherlerle bezer, ona sunarız. - Siz Nil'i kendinizle karıştırıyorsunuz herhalde, nehir kızı n'apsın? - N'apacak, elbette boğacak. - Olur mu canım öyle şey, bu bir cinayet. - Ama efendim Nil kızdırılmaya gelmez, yoksa taşmaz. - Taşmazsa taşmasın. - O zaman cümlemiz helâk oluruz. Onun ıslatmadığı topraklar ne işe yarar? - Bunlar batıl şeyler, inanmayın! - Öyleyse siz buyrun. Nil'i taşırın size inanalım. İş nehirden, ziraatten çıkar ve bir iman-küfür çatışmasıdır başlar. Amr İbn-i As durumu âlelacele Halife'ye bildirir. Çok geçmeden Hazret-i Ömer'den bir mektup gelir ki muhatapı bizzat nehirdir. Bu kağıkçıkta "Ey Nil! Sen kendi iradenle aktığını sanıyorsan, akma! Ama biz Vahid (bir) ve Kahhar (kahredici) olan Allah'tan seni taşırmasını dileriz!" Mektubu suya atarlar, o yıl nehir görülmemiş ölçüde taşar. Bereket nasıl artar, mahsulü ambarlar almaz. Nil'e söylenecek tek söz vardır: Gel de taşma! *** Birgün Ebû Lü'lü, adlı köle halifenin yolunu keser. "Ey emirül müminin" der, "efendime söyle haracımı azaltsın!" - Ona ne veriyorsun? - İki dirhem. - Peki sanatın ne? - Demircilik, dülgerlik. - Ama bunlar iyi kazandıran meslekler. İki dirhem senin için ehemmiyetsiz bir meblağ olmalı. Köle kin yüklüdür. Öfkesi aklını örter. Ve... Ve halifeyi bir sabah müminlere namaz kıldırırken hançerler. Ömer (radıyallahü anh) bu saldırıyı bir müminin yapmadığına şükreder. Önce borçlarını öder, sonra oğlunu Hazret-i Aişe Validemize yollar. "N'olur izin versin" der, "beni Efendimizin yanına gömsünler!" Dermanı iyice kesildiği demlerde başının altına bir yastık getirirler. Sadeliği ile tanınan Halife rahatsız olur, "onu kaldırın" der, "umulur ki Rabbim (Celle Celalüh) toprağa değen yüzlere merhamet eder." Büyük halife yüzüğüne "Kefa bil mevt vaizan ya Ömer!" (Ey Ömer, sana nasihat olarak ölüm yetişir) yazdıracak kadar ölüme hazırlıklıdır. Hayattayken Cennetle müjdelenmesine ve "Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer elbette peygamber olurdu" hadis-i şerifine mazhar olmasına rağmen ümit ve korku arasında gelir gider. Ölüm acısını, kabir hallerini, mahşer meydanını düşündükçe tir tir titrer. Peki ya doğru dürüst hazırlığı olmayan bizler? Gel de titreme!

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.