Samimi olan kurtulur...

A -
A +

İhlâs; hâlis, temiz olmak ve bütün işleri yalnız Allah için yapmak, kısacası her şeyde samimi olmak demektir. Bir hadîs-i şerîfte; (İbâdetlerinizi ihlâs ile yapınız! Allahü teâlâ, ihlâs ile yapılan işleri kabûl eder) buyurulmuştur. Allahü teâlâ, samimi ve doğru olarak ibâdet edenleri seveceğini, bunların kalblerine dünyada feyzler, nûrlar; âhirette de sevâb yani iyilikler vereceğini vadetmiştir. İhlâs, gerek beden ile, gerek mal ile yapılan farz veyâ nâfile bütün ibâdetleri, meselâ hayrât ve hasenât yapmayı, Müslümânları sevindirmeyi, onları sıkıntıdan kurtarmayı, zikri, istiğfârı Allah rızâsı için yapmaktır. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: "Bütün müminler ibâdet yaparken, Allahü teâlâ emrettiği ve beğendiği için yapmaya niyyet ediyorlar. Böylece ihlâs ile yapıyorlar. Fakat bütün işlerin, iyiliklerin hep ihlâs ile yapılması ve bu ihlâsın kalbe hemen gelmesi lâzımdır. Bazı kimselerde, ibâdetlere başlarken yapılan niyyet, ihlâs, zahmet çekerek, kendini zorlayarak hâsıl oluyor ve kısa bir zamân devâm ediyor. Sonra kalbe nefsin arzûları geliyor. Devâmlı ihlâs sâhiblerine Muhlas denir. Zahmet çekerek elde edilen, devâmsız ihlâsın sâhiblerine Muhlis denir. Muhlas olana, ibâdet yapmak, tatlı ve kolay olur. Çünkü bunlarda, nefslerinin arzûsu ve şeytânın vesvesesi kalmamıştır. Böyle ihlâs, insanın kalbine ancak bir velînin kalbinden gelir." Seyyid Emîr Külâl hazretleri; "İhlâssız amel, sahte para gibidir, kabûl edilmez" buyurmuştur. 'Tövbe edip Rabbinize dönün' Ebû İshâk İbrâhim hazretleri, talebelerine ve sevenlerine zaman zaman: "Allahü teâlânın Zümer sûresinin 54. âyet-i kerîmesinde meâlen; (Başınıza azap gelip çatmadan, tövbe edip Rabbinize dönün. O'na hâlis ibâdet edin, sonra kurtulamazsınız) buyurduğunu ve Allahü teâlâya kavuşacak yolu bildiği halde, O'ndan başkası ile meşgûl olana çok taaccüb edip şaşarım" buyururdu. Akşemseddîn hazretleri buyurdu ki: "Kişinin kadrinin ve kıymetinin varlığı, mihnetlere, belâ ve musîbetlere sıkıntılara sabretmesiyle ortaya çıkar. Bu mihnet, dünyâlığın olmaması veya eksilmesi, elden çıkması ile olur. Sabredenlerin, sabırdaki sebatları sebebiyle iyilikleri; yâni sabır, tevekkül, kanâat ve hilm, yumuşaklık gibi güzel hasletleri artar. Böylece olgunlaşan insanın kalb aynasındaki kirler, cevherin hâlis hâle getirilmesi gibi temizlenir." Dâvûd-i İskenderî hazretleri, kendisinden nasihat isteyen bir kimseye: "Amelin ve ilmin hâlis olanını iste! Hâlis niyetle Allahü teâlâya ibâdet ederken, insanlık hâli bâzı kusûrların olursa, onlar için de derhâl tövbe et!" buyurmuştur. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki; "Az olsun çok olsun, gönlün meylettiği ve nefsin lezzet aldığı herhangi bir şey, yapılan amele, ibadete karıştığı zaman, o amel karışır, berraklığı kalmaz, ihlası gider. Böyle bir kimse, lezzet aldığı şeylere bağlanarak şehvetlerinin esiri olmuş olur. İhlasın ilacı, nefsin arzularını kırmak, yok etmek, haram ve mekruhlardan tamamen kesilmek, kalbe iyice yerleşecek şekilde ahirete yönelmektir. Nice gizli kusurlar vardır... İnsan, ba'zan, yorularak ve ihlasla yaptığı amellerin, ibadetlerin makbul olduğunu zanneder. Halbuki bu yaptığı ibadetlerde nice gizli kusurlar vardır. Fakat bunlardan haberdar değildir. Vaktiyle bir kimse, bu kusurları geç de olsa anlamış ve 30 sene kıldığı namazları iade etmiştir. Bu kimse başından geçenleri şöyle anlatmaktadır; "Ben tam 30 sene, namazlarımı camide cemaatle ve hem de en ön safta kılardım. Bir gün geç kaldım ve ancak ikinci safta kendime bir yer bulabildim. İkinci safta yer bulmam ve orada namazımı kılmam bana çok ağır geldi ve bu halim sebebiyle insanlardan utandım. Zira 30 senedir namazlarımı hep ilk safta kılmıştım. Arka safta namaz kılmam ve bu halimden dolayı insanlardan utanmam beni derin derin düşüncelere götürdü. Demek ki ben, insanların beni ilk safta görmelerine seviniyormuşum. Bu halimden utandım ve hemen tövbe ettim. 30 senelik namazımı da iade ettim." İşte bu gizli kusurları herkes anlamayaz ve farkına da varamaz. Ancak Cenab-ı Hakkın ihsanı ve yardımı ile ibadetler böyle kusurlardan temizlenebilir. Böyle karışık, kusurlu ameller, ahirette sevap hanesinde değil, günah hanesinde görülür." Sehl bin Abdullah Tüsteri hazretlerine; -İnsanın nefsine en ağır gelen şey nedir? diye sual edildiği zaman, cevap olarak; -İnsanın nefsine en ağır gelen şey, yapılan bir ameli ihlasla ya'ni Allah rızası için yapmaktır. Çünkü nefsin, ihlasta payı yoktur, cevabını vermiştir. 'Temizlen ki, halâs olasın!' Bir gün hazret-i Ali, yanında bulunanlara hitaben; "Amelinizin az oluşuna değil, o amelin kabul edilip edilmeyişine bakın. Zira Resulullah efendimiz, bir gün Muaz bin Cebel hazretlerine hitaben; (Amelin halis olsun, azı da sana yeter) buyurdular" diye nakletmektedir. İnsan, şeytana karşı ancak ihlas ile korunabilir. Zira İslam âlimlerinin büyüklerinden olan Ma'rûf-ı Kerhi hazretleri, kendi kendine; "Ey nefsim! Halis ol, temizlen ki, halâs olasın, kurtulasın" buyururdu.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.