Gırtlağına kadar kana bulanan ve ülkesini yaşanmaz kılan Milo üç günlük Boşnak ordusuna da yenilince tilkice bir hamle ile Dayton Barış Anlaşmasına oturur, işin içinden sıyrılmaya bakar. Neye mal olursa olsun iktidarda kalmalı, yalan, dolan, hile, propaganda, her yolu kullanmalıdır. Zira koltuktan indiği gün yolsuzlukların hesabını sorar, yaka paça içeri tıkarlar. O günlerde Sırbistanda hukuk mukuk kalmaz, mafya kök salar. Çeteler Avrupa'da çaldıkları arabaları ülkeye sokar, beyler gibi dolanırlar. Onlardan herkes yaka silker, onları herkes aşağılar. Yeryüzünde Jirinovsky'den başka savunanları kalmaz. Bir zamanlar üçüncü dünya ülkelerine liderlik yapan Yugoslavya paramparça olur, uluslararası arenada esamisi okunmaz. Miloseviç zeminin kaydığını hissedince vitesi geriye takar. Utanmadan tükürdüklerini yalar, Clinton ve Tudjman'a yalakalık yapar. Her istenileni verir, önüne koyulanları paşa paşa imzalar. Keyfler yerinde!.. Bu arada ailenin keyfi yerindedir. Karısı Marksist ideoloji üzerine felsefe yapan çıtır çocuklara sarkar, kızına sevgili dayanmaz. Ama şu var ki onlara takılanlar bürokraside yükselir, bir yerlere otururlar. Oğlu Marko "Madonna" adlı bir diskotek açar, âleme kayanların cüzdanlarını boşaltmaya bakar. Eh, boş zamanlarında da otomobil yarıştırıp, stres atar. Basiretleri mi bağlanır ne, Sırplar Slobadan'ı hâlâ kurtarıcı sanırlar. Hırsızlığına uğursuzluğuna aldırmaz "sanki diğerleri ne" bahanesine sığınırlar. Bosna'dan ders almaz, Kosova'da da aynı haltları yer, köylere saldırırlar. Kan döker, ırza geçer, darada hafif pahada ağır ne bulurlarsa kaldırırlar. Ancak Arnavutlar dişli çıkar, Sırp ordusuna kök söktürmeye başlarlar. Milo, UÇK'yı terörist ilan edip batılılarla karşı karşıya getirmeye kalkarsa da NATO uçakları onları değil, Belgrad'ı bombalar. Artık Sırplar'a kimse inanmaz, kimse acımaz. Dünyanın gözünde Sloba basit bir Balkan gangsteridir o kadar. Çağdaş Tiran yedi düvele savaş açtığını ilan etse de başkent siren sesinden uyuyamaz. Spikerler Amerikan uçaklarını keklik gibi avladıklarından dem vurur, (güya) dağda bayırda pilot avı başlatırlar. Gelgelelim enerji ve haberleşme merkezleri isabet alınca panik başlar. Elektrik kesintileri, içecek su sıkıntısı, delik deşik yollar... Yine stres, yine kaos ve kaybolan itibar... Ortalık toz duman Milo pişkindir, kahramanlar gibi ekrana çıkar ve "yeni dünya düzenini bozduklarını" açıklar. Bu arada Kosovalı Sırplar, yörede barınamayacaklarını anlar, konvoylar halinde Belgrad'a doğru yola çıkarlar. Bunun adı mağlubiyettir, lâkin bizimki havai fişek gösterileriyle "zaferini" kutlar. Bu arada üniversitelerin özerkliği kalkar, Sırp tarihi haricinde araştırma yapan bütün öğretim üyelerini kovar. Irkçılık prim yapınca süper milliyetçilerle, hiper milliyetçiler birbirine girer, yağlı kapı için didişip dururlar. Muhalefet hepten biter, kimse siyasetle uğraşmaz, halk "bana ne" moduna girer, başının çaresine bakar. O günlerde İtalyan sınırında bir gümrük memuru Sırp yönetmen Zilnik'i kucaklar. "Nerden icap etti" diye soran muhatabına "ben de faşistim, aynen sizin gibi" diye fısıldar. Komünistliği ile övünen bir halka bundan büyük hakaret olamaz. Sırbistan'da hâlâ tek parti vardır ve talandan yararlanmak isteyenler Milo'nun emrine girmeli, SPS'ye (Socijalsticka Partija Srbije) katılmalıdırlar. Ne iştir bilinmez teşkilat hanımının elindedir, Mira'dan habersiz kuş uçmaz. Bal tutup parmak yalayanlar genel başkana methiye yağdırır, karşılarına çıkanları Amerikan uşağı ya da Nazi hayranı olmakla suçlarlar. Kimin haddine? Hasılı nüfusun % 5'ine tekabül eden hakim tabaka (partililer, papazlar) pastanın neredeyse tamamına el koyar. Emekli maaşlarını ödemeyip yaşlıları sefil eden Sloba 50 bin tekaüdün parasıyla yat alır, savcıları yemleyip keyfine bakar. Bunlar bilinir ama yazmak kimin haddine? En ufak bir imada "hakaret ve karalama davaları" açılır ve ısmarlama hakimler "gereğini" yapar. Sloba hasımlarını dinletir, izletir dürüst insanları da yolsuzluğa zorlar. Sonra İvan Stamboliç gibi bir lideri kaçırtıp, kurşunlatır, bir zamanlar elinden tutan politikacıya zerre kadar acımaz. Muhalefet lideri Vuk Draskoviç ve dört yardımcısını "trafik kazasına" getirtir, gazeteci Slavko Curuvica'yı öte yana yollar. Milo, emirleri sözlü verir ve bir satır bile yazılı belge bırakmaz. Ne bir mektep resmi, ne bir aile albümü. Ne hatıra defteri, ne de mektuplar... Ancak Hırvat muhalefeti Tudjman'a rağmen kazanınca Sırbistan'da da taşlar oynar. Birleşen muhalefetin başına geçen Koştunitsa, Slobodan'ın yaptığını yapar. Halkın hurafeye meylini bildiği için gider kahinlerin sırtını sıvazlar. Palavracı şamanlar "Sırbistan'ı sadece Koştunitsa'nın kurtarabileceğini" söylemeye başlarlar. Tepe taklak Sloba, rakiplerinin oy alabileğini sanmaz ama Koştunitsa daha ilk turda öne geçince seçimleri iptal ettiğini açıklar. Lakin millet eskisi gibi koyun değildir, kalabalıklar sokağa inince yapayalnız kalır, dost bildikleri görünmez olurlar. Protestocu gençler oğlu Marko'nun diskoteklerini yakar, çemberi daraltmaya başlarlar. Hele Rusya da Koştunitsa'yı tanıyınca oval eve sığınır ve silahlı muhafızlarla kendini korumaya kalkar. Oğul Marko sahte pasaportla yurt dışına kaçarsa da Çin sınırında yakalanır, onu paket teslim geri yollarlar. Karısı Mira hâlâ kuyruğu dik tutar, attığı nutuklarla saftroz devrimcileri ayaklandırmaya çabalar. Ama artık çok geçtir, bir zamanlar yanında hazırolda duran adamlar Milo'ya kelepçe takar, yaka paça Lahey Adalet Divanına yollarlar. Parmaklıklar arkasında kalmak zor olmalıdır. Kanlı Tiran Moskova'ya gidebilmek için şişe şişe ilaç içer, bir bakıma Rus ruleti oynar. Kendini uyanık sanır ama bu yüzden mevta olur. Ne kendi etti rahat, ne âleme verdi huzur... / Yıkıldı gitti dünyadan, dayansın ehli kubur.