Saraydan mağaraya... Eshab-ı kehf

A -
A +

Aslında Mekkeli müşrikler Yahudileri tırnakları kadar sevmezler. Ancak Efendimiz karşısında çaresiz kalınca ayaklarına kadar (Medine'ye) gider, yardım isterler. "Bize öyle sorular verin ki, Muhammed bocalasın, insan içine çıkamasın" derler. Yahudi âlimleri "öyleyse ona Eshab-ı kehf'i, Zülkarneyn Aleyhisselamı ve ruhun mahiyetini sorun" diye akıl verirler "eğer teklerse yalancının tekidir ama bilirse ahir zaman peygamberidir ona göre!.." Mekke'de Eshab-ı kehf'i duyan bilen yoktur, sıradan bir Kureyşli bu soru karşısında boş boş bakar. Ancak o günlerde Kehf sure-i celilesi nazil olur ve Müslümanlar berrak bilgilerle donanırlar. İmparator naipleri Efendim, İmparator Dakyanus kuşkulu, baskıcı, huzursuz bir adamdır. Nedense o yılların kralları kavşakları meydanları kendi heykelleriyle doldurur ve ilk fırsatta tanrılık iddiasında bulunurlar. Dakyanus'un tanrılaşmak gibi bir niyeti var mıdır bilemiyoruz ancak putlara tapmayanları şiddetle cezalandırır, önce recmeder (taşa tutup öldürtür) sonra parçalara ayırıp şehrin kapılarına asar. Dakyanus devlet işlerini çok ciddiye alır, belli aralıklarla icra meclisini toplar. Salona çok değer verdiği 6 genç naibiyle çıkar. Tahtının sağ tarafına Yemlîha, Mekselînâ ve Mislîna'yı (eshab-ı yemin), sol tarafına Mernûş, Dabernûş ve Şâzenûş'u (eshab-ı yesar) almadan toplantıyı açmaz. Doğrusu bu çocuklar fevkalade yetişmişlerdir, girift meselelere pratik çareler üretir, dar boğazlardan zekice çıkışlar bulurlar. Gelgelelim altısı da gizli mümindir, var ve bir olan Allah'a inanırlar. Hasetçiler çatlar Bilirsiniz yalakalar gammazcı olur, aferin almak için babalarını bile satarlar. Nitekim ufak ufak imparatora yaklaşır, söze "bizden duymuş olmayın ama" diye girer, "naiplerin mümin olduğunu" çıtlatırlar. Dakyanus onları yaka paça karşısına çıkartıp sorgular. Duyduklarının doğru olduğunu öğrenince hem yıkılır, hem kızar. Bu çapta ve bu kabiliyette memurları olsa dakika durmayacaktır ama yerlerini dolduramamaktan korkar, onları tehditle caydırmaya bakar. Ancak gençler geri adım atmazlar hem ölüme bile aldırmayacak kadar vakarlıdırlar. Dahası yerleri, gökleri "ve imparatorları" yaratan Allah'tan söz açar, saraylıları "imana" çağırırlar. Dakyanus havanın aleyhine esmeye başladığını hissedince kestirip atar, "size üç gün mühlet" der, noktayı koyar. Peki üç gün sonra değişen ne olacaktır? İmparator geri adım atmayacağına göre... Gençler oturup istişare yapar ve oy birliği ile "hicret" kararı alırlar. Öyle ya vakit varken bu diyardan uzaklaşmalıdırlar. Mallarını mülklerini fukaraya dağıtır, çıkınlarını omuzlarına vurup, yola çıkarlar. Haber saraya ulaşınca Dakyanus çıldırır, anında kışlalar boşalır, askerler sahraya dağılıp amansız bir takip başlatırlar. İmparator onların mutlaka bulunmalarını emreder, bahane mahane tanımaz. Nasipli çoban Tevafuk bu ya 6 arkadaş yolda Kefeştetayyuş adlı bir çobanla karşılaşırlar. Çoban bu nur yüzlü muhavvidlere bayılır, onlara sofrasını açar. Garibi kırmamak için oturur ama çabucak toparlanırlar. Çobancağız telaşlarına mana veremez, sebebini sorar. Hikayelerini öğrenince bir hoş olur ve "beni de aranıza alın" diye yalvarmaya başlar. Bu bir iman küfür meselesidir "geliyorum" diyeni döndürecek değillerdir ya. Ancak çobanın köpeği de (Kıtmir) ardlarına takılınca çevirmek için çok uğraşırlar. Lâkin sevimli ve sadık dostu kafileden koparamazlar. "Bunda da bir hikmet olmalı" deyip sahiplenirler, garibim nasıl sevinir, anlatılamaz. Kefeştetayyuş yöre dağlarını avucunun içi gibi bilir, onun kılavuzluğunda kimsenin bilmediği bir mağaraya varırlar. Böyle bir nimeti bahşettiği için Allahü tealaya hamdeder oturup hulus-u kalp ile ibadet yaparlar. Zikretmekten, fikretmekten, şükretmekten büyük haz alırlar, lâkin yorgun bedenlerini uykunun müşfik kollarından kurtaramazlar.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.