Sevmek, muhabbet etmek, insanın yaratılışında vardır ve elinde de değildir. İnsan, kendisine iyilik edenleri, faydası dokunanları sever. Peygamber efendimiz; (İhsân sâhibini sevmek, insânların yaratılışında vardır) buyurmuşlardır. İnsanın yaratılışında mevcut olan bu sevgi, ham bir sevgidir. Kendi haline bırakılırsa, kimi, neyi seveceğini bilemez. Dostu, düşmanı birbirinden ayıramaz. Çünkü sevgi, kayıtsız değildir. Kimi, neyi seveceğini iyi bilmeli ve ona göre sevmelidir. Herkes ve her şey sevilmez. Allahü teâlâ, kullarına çok merhametli olduğu için, Peygamberleri vasıtası ile, kimi ve neyi seveceğimizi açıkça bildirmiştir. Nitekim, Mücâdele sûresinin son âyetinde meâlen; (Allahü teâlâya ve kıyâmet gününe îmân edenler, Allahü teâlânın ve resûlünün düşmanlarını sevmezler. O kâfirler ve münâfıklar, müminlerin anaları, babaları, oğulları, kardeşleri ve başka yakınları olsa da, bunları sevmezler. Böyle olan müminleri Cennete koyacağım) buyurulmaktadır. İslâmın birinci şartı, Allahü teâlâya ve O'nun Peygamberine îmândır. Yani onları sevmek ve sözlerini beğenip, kabûl etmektir. Allahü teâlâ, müminlerin birbirini sevmelerini ve inkâr edenleri de sevmemelerini emretmiştir. Bunun için, Hubb-i fillah yani Allahı sevenleri sevmek ve Bugd-ı fillah yani Allahü teâlânın düşmanlarını sevmemek, îmânın şartı oldu. Hadis-i şerifte; (İbâdetlerin en kıymetlisi, hubb-i fillah ve buğd-i fillahdır) buyuruldu. Teberrî etmedikçe... İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: "Allahü teâlânın düşmanlarını sevmek, insanı Allahü teâlâdan uzaklaştırır. Teberrî etmedikçe, tevellî olmaz; yâni düşmandan uzaklaşmadıkça, dosta dostluk olmaz. Kalbde doğru îmânın bulunmasının alâmeti, kâfirleri düşman bilip, onlara mahsûs olan ve kâfirlik alâmeti olan şeyleri yapmamaktır. Çünkü İslâm ile küfr, birbirinin zıddıdır. Birinin bulunduğu yerde, diğeri bulunamaz, gider. Bu iki zıd şey, bir arada bulunamaz. Bunlardan birisine kıymet vermek, diğerini hakâret ve kötülemek olur. Allahü teâlâ, kâfirlerin, kendi düşmanı ve Peygamberinin düşmanı olduklarını bildiriyor. Allahü teâlânın düşmanlarını sevmek ve onlarla kaynaşmak, insanı Allahü teâlâya ve Onun Peygamberine düşman olmağa sürükler." Sevmek, sevgiliye itâat etmeyi ister. Muhabbet, sevgilinin dostlarını sevmeyi, düşmanlarına düşmanlık etmeyi îcâb eder. Küfrü, harâmları, mekrûhları sevmek, beğenmek küfr olur. Farzları, sünnetleri, beğenmemek de küfr olur, dünyâ olur. Bir hadîs-i kudsîde Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Ey Âdem oğlu! Beni sevmek istersen dünyâ sevgisini kalbinden çıkar. Çünkü benim muhabbetim ile, dünyâ sevgisini bir kalbde ebediyyen cem etmem. Ey Âdem oğlu! Benim sevgimle berâber dünyâ sevgisini nasıl istersin! Öyle ise, benim sevgimi ve rızâmı, dünyâyı terk etmekte ara. Ey Âdem oğlu! Her işini benim emirlerime uygun olarak yap, ben de, senin kalbine muhabbetimi doldururum.) Tam ve kusursuz sevmek Abdullah Mürteiş hazretleri buyurdu ki: "Kul, muhabbet makâmına, Allahü teâlânın dostlarını sevmek ve Allahü teâlâya düşman olanlara düşmanlık etmekle kavuşur." Ebû Osman hazretleri de; "Dünyâyı sevmek, Allah sevgisini kalpten götürür. Allahü teâlâdan başkasından korkmak, Allah korkusunu kalpten çıkarır; Allah'tan başkasından istemek, Allahü teâlâya olan ümidi kalpten uzaklaştırır" buyurmaktadır. Muhammed aleyhisselama tâm ve kusûrsuz tâbi olabilmek için, Onu tam ve kusûrsuz sevmek lâzımdır. Bunun alâmeti de, Onun düşmanlarını düşman bilmek, Onu beğenmeyenleri sevmemektir. Muhabbete gevşeklik sığmaz. Hadis-i şerifte; (İnsân, dünyâda kimi seviyorsa, âhirette onun yanında olacaktır) buyuruldu. Bir kalbde îmân bulunduğuna alâmet, Allahü teâlânın sevdiklerini sevmek, sevmediklerini sevmemektir. Peygamber efendimiz; (Birinizin beni sevmesi, kendini ve çocuğunu ve ana babasını ve bütün insanları sevmesinden dahâ çok olmadıkça, bu kimse, tam bir îmân etmiş olmaz) buyurmuşlardır. Resûlullah efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde de: (Üç şey îmânın lezzetini arttırır: Allahü teâlâyı ve Resûlünü her şeyden çok sevmek, kendisini sevmeyen Müslümânı Allah rızâsı için sevmek, Allahü teâlânın düşmanlarını sevmemek) buyurmuşlardır. İbâdeti çok olan mümini, az olandan dahâ çok sevmek lâzımdır. İsyânı dahâ çok olan, küfrü ve fuhşu yayan kâfirleri de dahâ çok sevmemek lâzımdır. Peygamberler imrenirler... Allah için düşmanlık edilmesi lâzım gelenlerin başında, insanın kendi nefsi gelir. Sevmek demek, onların yolunda bulunmak demektir. Îmânın alâmeti de, hubb-i fillah ve buğd-i fillahdır. Bir hadîs-i şerîfte; (Allahü teâlânın bazı kulları vardır. Bunlar, Peygamber değildir. Peygamberler ve şehîdler, kıyâmet günü bunlara imrenirler. Bunlar, birbirini tanımayan, uzak yerlerde yaşayan, Allah için birbirini seven müminlerdir) buyuruldu. Cenâb-ı Hak, Îsâ aleyhisselâma vahyederek; (Eğer yerlerde ve göklerde bulunan bütün mahlûkların ibâdetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz) buyurmuştur.