Soğuk savaşın mimarı Winston Churchill

A -
A +

Şedit bir İslâm düşmanı olan Churchill'e göre Osmanlı'nın gırtlağını sıkmak isteyenin Boğazları ele geçirmesi lâzımdır. Nitekim Çanakkale'nin zorlanması için öncülük yapar, ancak muhteşem donanma fukara Anadolu çocuklarını aşamaz. Sadece İngiliz Milletler Topluluğundan 213 bin 980 kayıp verilir. Başbakan Asquith istifa eder, kabine sallanmaya başlar. Churchill yeni hükümete de sızar, Lord George onu Levâzım Bakanı yapar. Gelgelelim halkın öfkesi katlana katlana artar, iktidarı adeta topa tutarlar. Yapılan seçimlerde Lord George kaybeder, Churchill tekrar daktilo tıkırdatmaya başlar. O, yazarlık hayatı boyunca kendine düşman arar. Durur durur Müslümanlara vurur, arada sırada Almanlara patlar. Eh bu arada vatandaşlarını ustaca piyazlar, hamasi cümlelerle gururlarını okşar. Şakşakçıları "yaşa" "varol" dedikçe "politika krizi" tutar. Bu defa, Muhâfazakârlar safında parlamentoya girer ve Mâliye Bakanı olur (1924). Böylece yapmadığı Bakanlık kalmaz. Laf salatası... Churchill iyi bir hatiptir, elinde belge ve bilgi olmasa da yağ gibi üste çıkar. Bir gün Avam Kamarasında uzun uzun rakamlar sıralar. Kürsüden inince danışmanı yanına sokulur ve "sanırım bazı yanlışlıklar var efendim" diye fısıldar. - Peki sana vazife versem bu rakamların doğrularını bulabilir misin? - Mümkün mü efendim. En az 6 ayımı alır. - Doğrusunu istersen hepsini uydurdum! Ama şunu çok iyi biliyorum ki hakiki rakamlara ulaşmak için muhalifler de 6 ay uğraşmak zorundalar. Eh, o zamana, kim öle, kim kala... 2. Cihan Harbi başlayınca onu yine Donanma Bakanlığına oturturlar ama orada durmaz, halkı lüzumlu olduğuna inandırır ve Başbakanlığı kapar. Hem bu kez ne yapar yapar, ABD ile Sovyetleri peşine takar. Yoksa Gestapolar İngilizleri tükürükle boğarlar. Churchill'in "itfaiye ile ateş arasında tarafsız kalınmaz" gibi joker vecizeleri vardır ve o devirde laf parlatmak prim yapar. Bir yandan Başkan Roosewelt'i makasa alıp Atlantik Paktını kurar, bir yandan da Stalin'le teması sıcak tutar. Bu üçü önce Tahran'da sonra Yalta'da masaya oturur, kardeş kardeş dünyayı paylaşırlar! Adı elbette "Barış Konferansı"dır ama "bu külü" kimse yutmaz. Churchill şov yapmadan duramaz, nitekim 1953 Nobel Edebiyat Ödülüne el koyar. Seçiciler öyle bir baskı altında kalırlar ki Ernest Hemingway'i bile elemek zorunda kalırlar. Churchill, Baltık Stettin'den başlayıp Adriyatik Triyeste'ye kadar uzanan hattı "Demirperde" diye adlandırır ve insanları çizginin bu yanındakiler, öte yanındakiler diye ikiye ayırır. Bilerek ve planlayarak "Soğuk Savaş"ı başlatır ve Rus fobisini kullanarak askerî harcamaları tırmandırır. İngilizler o yıllarda leblebi çekirdek gibi tank, top satar, çok para kazanırlar. Eğer bugün pek çok devlet ordusuna eğitim ve sağlıktan çok bütçe ayırıyorsa bunda Churchill'in vebali vardır. Churchill, İşçi Partili Atlee ile sıkça takışır, birbirlerine dokundurmadan yapamazlar. Avam Kamarasında yaptığı bir konuşmada "Meclisin önünde boş bir araba durdu" der, "içinden Atlee çıktı." Gülüşmeler sürerken "Kristof Kolomb bile İşçi Partiliydi" diye ekler, "çünkü yola çıktığında nereye gideceğini bilmiyordu. Amerika'ya varınca da nereyi keşfettiğini anlayamadı." Atlee güya altında kalmaz yılışık tavırlarla gelip Churchill'in göbeğini okşar "Majesteleri kaç aylık hamileler acaba?" - Lütfen mister, cıvıtmayınız! - N'olur söyle bu veledin adını ne koyacaksınız? - Kız olursa Kraliçemizin adını, erkek olursa Kralımızın adını koyacağım. Gaz çıkarırsam senin adını... Gider balık avlar... Churchill zaman zaman iktidarı kaybetse de koltuğuna dönmekte zorlanmaz. Ancak çok fazla alkol aldığı için pot kırmaya, dikkati dağılmaya başlar. Nitekim ücra bir kasabada hararetli hararetli kürsü yumruklarken çulsuzun teki karşısına çıkar ve "Sayın Churchill" der, "Cihan Harbi kazanmış olabilirsiniz. Ama benim karnım aç. Nutuk karın doyurmuyor." Churchill gibi bir demagog ilk kez aciz kalır ve meydandan kaçarcasına uzaklaşır. Belki inat etse bir müddet daha başta kalabilir ama kendi isteği ile (1955) siyâsetten ayrılır, hatıralarını yazar, resim yapar, balık avlar. İşte o günden sonra ayrılma vakti gelen siyasetçilere "gitsin balık avlasın" demeye başlarlar...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.