Şöhret taciri Senyor Pele

A -
A +

Bilirsiniz 60'lı yıllarda Latin Amerika ülkeleri düzen tutmaz. Devrimciler büyük bir hırsla diktatörlere karşı savaşır ama iktidara geldikleri gün "ayrı bir diktatör" olurlar. Sonradan görmeler kendilerini alelacele general yapar, allı pullu apoletler takıp muhafız birlikleri kurarlar. Derken başka devrimciler türer, yine aynı masalları anlatıp safları peşine takarlar. Bazen güçler öylesine dengeye gelir ki sabah erken kalkan ihtilal yapar. Bakanlar müsteşarlar koltuklarını ısıtamadan kodese tıkılır, devlette devamlılık mevamlılık kalmaz. Ancak iktidara gelenler (kapitalist de olsalar komünist de olsalar) "ortak bir icraat" yapar, futbola "daha fazla kaynak" aktarırlar. Sağlığı, eğitimi, ulaşımı "es" geçer, halkı "yüzbinlik beşikler"de (stadlarda) uyuturlar. İşte o günlerde iktidara el koyan Askerî Cunta solculara kök söktürürken, Milli Takımın başına Joao Saldanha adlı Che Guevera'cı bir komünisti geçirmekten kaçınmaz. Zira Brezilya, İngiltere'de yapılan Dünya Kupasında (1966) aradığını bulamamış, elemeleri bile aşamamıştır. Eğer Meksika'da da (1972) başarılı olamazlarsa halk, cuntacıların gırtlağını sıkar, generalleri bir kaşık suda boğar. Sakat sakat maça! Pele oynamayı çok arzular ancak bileğinden sakatlanınca, kenarda durmak zorunda kalır. Gelgelelim bütün Brezilya ayağa kalkar, sponsorlar "desteğimizi çekeriz" tehdidinde bulunurlar. Pele sakat sakat oynar, Brezilya kupayı alır, cunta rahatlar. Ancak Pele'nin sancıları nüksedince Wembley'de yapılan özel maça katılamaz. Seyirciler kendilerini aldatılmış gibi hisseder yollara çıkıp nümayişler yaparlar. Bundan dört gün sonra Milano'da İtalya ile karşılacaklardır ve Pele hâlâ ayakta duramaz. Ancak İtalyan organizatörler, onun oynamasını şart koşar, zorla şerle sözleşme imzalatırlar. Pele için bu maç tam bir ıstırap olur, önünden yuvarlanan toplara bile dokunamaz, nitekim 3-0 kaybetmekten kurtulamazlar. Ünü dağları aşar Öyle ya da böyle Pele'nin ünü katlana katlana artar. Hatta gösteri maçı için çıktığı Afrika turnesinde savaşlar durur, taraflar 48 saatliğine ateşkes yaparlar. Pele, Pele olduğu günlerde Avrupalılardan cazip teklifler alır. Ancak hükümet onu "milli servet" ilan eder, satılmasına "kesinlikle" karşı çıkar. Gençlik yıllarında Pele'nin gözü toptan başka bir şey görmez, sadece oyununu oynamaya bakar. Ancak Santos yöneticileri "bu da insan" demez, adeta etinden sütünden derisinden istifadeye kalkarlar. Sayısız gösteri maçı yapar, kulübün kasasını dolarla doldururlar. Efsane oyuncu bakar bu işin sonu yok, o gün kendisine doğru verilen pası eliyle tutup havaya kaldırır ve tribünlere doğru yürüyüp "futbolu bıraktığını" açıklar. Hemen o hafta Maracana'da futbola veda eder, 200 bin Brezilyalı evlerinden ölü çıkmış gibi ağlar. Gözü açılınca... Pele paçayı Santos'un elinden kurtarır ama şöyle ayağını uzatıp yatamadan, New York Cosmos takımı musallat olur. Her ne kadar "ben bitmişim" dese de peşini bırakmaz, onu "futbolu Kuzeylilere de sevdirmek" gibi "erdemli bir vazifeye" (!) çağırırlar. Amerikalıların futbolu sevip sevmemesi Pele'nin ne kadar umurundadır bilemiyoruz ancak önünde 7 milyon dolarlık çeki görünce ısrarlara dayanamaz. Silbaştan krampon giyer, o saatten sonra sahalara ısınmaya çabalar (1975). Kocamış aslan, mahallenin enikleri önünde madara olmamak için kendini paralar. Bu kez çeşmenin başına Cosmoslular oturur ona verdikleri her centi misliyle kazanmanın yollarını ararlar. Pele ne zaman ki "kendisinin dolar basan bir makine gibi kullanıldığını" hisseder, kulağının üstüne yatar. Gözü açılmıştır artık, vaziyeti serbest vuruşlarla filan idare eder, tatlı canını yormaktan kaçar. Güçlünün yanında O günden sonra Pele de işi kuralına göre oynar, çok uluslu şirketlerle, güçlü siyasilerle, misyonerlerle "kanka" olmaya bakar. Basında eskisi gibi yer almanın tek yolu ödül merasimleridir, o da onu yapar. İngiltere Kraliyet ailesinin elinden Şovalyelik payesini alır, UNİCEF'le birlikte çocuklu şovlara çıkar. BM temsilcileri ona "Dünya barışına yaptığı katkılardan dolayı" madalya takarlar o da gazetecileri peşine takar. "Atlet olmadığı" ve "olimpiyatlara katılmadığı" halde Olimpiyat Komitesinin sunduğu "yüzyılın atleti" ödülünü öper başına koyar. Hatta bir ara Cumhurbaşkanı Fernando Henrique Cordosa'yı kafalayıp, Spor Bakanlığını kapar (1994). Gelgelelim bürokratlar rakip defansa benzemez. Kaşarlanmış personeli bel çalımıyla da aşamaz. Gelen evraklarla giden evraklar arasında sıkışıp kalır, anlamadığı kâğıtlara imza atar. Pele 4 yıllık bakanlık döneminde "çok değerli dostlar" edinmiş olmalıdır vazifesi biter bitmez ajanslar eşiğini aşındırır, teklif üstüne teklif yağdırırlar. Ünlü futbolcu her reklâma atlar, parasına para katar. Dile kolay yılda 20 milyon doları kenara koyar. Gözü olanlar, çatır çatır çatlarlar. Şimdi devir değişti günümüz yıldızları onun kadar "golcü" olamasalar da "reklâm" işlerini ondan iyi biliyorlar. Zamane gençleri artık "Pele" değil, "Beckham" olmaya bakıyorlar.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.