Sultanlara sultan Emir Sultan

A -
A +

Yıldırım Bayezid'in kızı Hundi Fatıma rüyasında Efendimizi gördüğünü ve "Muhammed Buhari ile evlen" emrini aldığını anlatmıştık. Emir Sultan de aynı işareti alır ve saraya bir dünürcü yollar. Valide Sultan (Devlet Hatun) açıktan açığa "olmaz" demese de öyle demeye getirir, aklınca yokuş yapar. Damat adayından tam "kırk deve yükü altın" isteyince nedimeleri bile "yok deve" diye mırıldanırlar. Gelgelelim Emir Sultan bu talebi "mâkul" karşılar. Zira aracı Efendimiz olduktan sonra dağlar kadar yakut, ovalarca elmas istense "he" der, bulup getireceğinden zerre kadar şüphesi olmaz. Öyle ya, şu koca kâinatı Habibinin hatırına yaratan Allahü teâlâ... Ve, mübarek aklına gelen ilk işi yapar, yatsı nemazını müteakip saray devecilerini peşine takar, Nilüfer Çayına götürüp "doldurun" buyururlar. Devecibaşı ayağının altında yuvarlanan çakılları gösterip sorar: "Bunları mı?" - Evet, adamlarına da söyle ceplerine, keselerine de koysunlar. Hamallardan bazıları hikmetini sormaz, bazıları da bıyık altından güler alaya alırlar. Hele içlerinden biri "amaaan sende" deyip kemerindekileri boşaltır, aldığı çakılları yere atar. Önde Emir Sultan, ardında deveciler, Valide Sultan'ın huzuruna çıkarlar. Heybeleri ters yüz edince zemini kıpkızıl altın kaplar. Devlet Hatun şaşırmanın da ötesinde korkar. Bu izdivaca diyecek sözü kalmaz. Nikah haberi Edirne'ye ulaştığında Yıldırım sinirinden duvarları yumruklar. "Benim kızım, benden habersiz nasıl evlenir" diye kahırlanır ve alayını cezalandırmak üzere Süleyman Paşa'yı Bursa'ya yollar. Ancak büyük âlim Molla Fenari onlara siper olunca askerler çaresiz kalırlar. Biliyor musunuz Yıldırım celalli olmasına rağmen Molla Fenari'den ödü kopar. Hatta bir keresinde mahkemede şahitliğe kalkar. Fenari hazretleri elinin tersiyle kapıyı gösterip "çıkarın şunu" diye azarlar, "namazlarını cemaatle kılmayan birine inanamam." Koca sultan tutulur kalır, büker boynunu dışarı çıkar. İlk işi sarayının yakınlarına bir mescid yaptırmak olur, artık müezzinlerden evvel cemaate koşar. Mendilin yarısı Neyse... Aradan aylar geçer, Bayezid Bursa'ya avdet eder. Ahali yollara çıkar, neşeyle sultanı karşılar. Yıldırım, bir an kalabalığın içinde esrarengiz hekimi görür. Derhal yanına koşar, ellerinden tutup sorar: "Söyle yiğidim o maharet neydi öyle?" Emir Sultan hazretleri Feth suresinden bir ayet okur. "Allah'ın kuvvet ve yardımı, biat edenlerin vefa ve sadakatlerinin üstündedir." Bayezid tekrar sorar: "Ya mendilin öbür yarısı?" Emir Sultan cebinden çıkarıp uzatırlar. - Bana adını bağışlar mısınız? - Muhammed Şemseddin! - Buharalı derviş sen misin yoksa? Cevap aşikardır, damadını kucaklayıp bağrına basar. Yıldırım Bayezıd, Niğbolu Zaferinde kazanılan gânimetlerle muhteşem bir mescid yaptırmayı arzular. Mimarlar bugün Ulucami'nin bulunduğu mevkide karar kılarlar. Söz konusu arsa üzerinde evi, bahçesi olanlara muadil yer gösterir, ceplerine birkaç kese altın sıkıştırıp gönüllerini yaparlar. Ancak yaşlı bir kadıncağız "evim de evim" der, anlaşmaya yanaşmaz. Önce vezirler, sonra bizzat Sultan, ayağına gidip iknaya çalışırlar. "I ıh" diye tutturur, geri adım atmaz. Sultan, caminin yerini sevmiştir. Hiç hesapta olmayan pürüz canını sıkar. Ancak kadılar "mal onun değil mi" derler, "satarsa satar, satmazsa satmaz!" Çaresizlikten bir hal olmuşken aklına damadı gelir, meseleyi Emir Sultan'a açar. Mübarek tebessüm eder, "acele etmeyin" der, "Bir gecede neler olmaz." Kadıncağız rüyasında mahşer meydanındadır. İnsanlar dehşet içindedir, analar bile evladından kaçar. İhtiyarı anlatılmaz bir azab endişesi sarar. Bir ara ortalık aydınlanır, şanslı müminler âlemlere rahmet olarak yaratılan Efendimiz'in yanına koşarlar. Şefaate kavuşan kavuşana. Kadıncağız da niyetlenir, ama bırakın yürümeye, kıpırdamaya mecâli kalmaz, ıstırapla yerleri tırmalar. Kaçırdığı büyük fırsat ciğerini dağlar, feryad figan ağlamaya başlar. İşte tam o sırada Emir Sultan'ı görür, "herkes cennete gitti" der, "ben bir başıma kaldım burada!" Mübarek o gönül ferahlatan sesiyle sorar, "Kurtulmak ister misin?" - Kim istemez? - Öyleyse Sultanımızı yorma! Ertesi gün kadın ayağı ile gelir, tapuyu önlerine koyar. Üstelik takdir edilen ücreti camiye bağışlar. Ancak ondan çok çeken ustalar, söz konusu arsayı şadırvan havuzuna denk getirir, ondan gelen yeri namaz kılınacak alana katmazlar. Devlet silbaştan... Biliyorsunuz Ankara Savaşının ardından Anadolu çok karışır. Şehzadelerden Musa Çelebi, İsa Çelebi'nin üzerine yürüyüp Bursa'yı alır. Süleyman Çelebi ise Edirne'yi elinde tutar. Şehzade Mehmed iyi bir asker ve dirayetli bir liderdir, ancak fitne çıkarmaktan çok korkar. Allah dostları ne derse onu yapacak, icabında kardeşlerine er olacaktır. Bir gece rüyasında Murad-ı Hüdavendigar'ı görür, yanında Emir Sultan... Murat Han onu yerinde duramayan kar renkli bir küheylana bindirir, eline nefis bir kılıç verir. "Haydi" der, "vazife sende!" Çelebi Mehmet hâlâ mütereddittir, Emir sultan hazretleri "çekinme" buyurur, "dedeni dinle!" İşte Çelebi Mehmed bu işaret üzerine yola çıkar ve tabiri caizse Osmanlı Devletini silbaştan kurar. Osmanlı Padişahları Emir Sultan'ı vefatından sonra da hatırlarlar. Meselâ Yavuz Selim, Mısır seferine çıkarken büyük velînin nurlu türbesini ziyaret eder, Allahın izni keremiyle himmet ve imdat arzular. Kabirden çok net bir ses işitilir: "Ya Selim! Üdhulu Mısra İnşaallahü aminin." (Ey Selim. İnşallah Mısır'a emniyet içinde girersin) Girer de!..

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.