Tufeyl bin Amr (Radıyallahü anh)

A -
A +

Yer Mekke... İslam güneşinin karanlıkları yırta yırta yükseldiği, müşriklerin kudurduğu yıllar... Tufeyl Devs kabilesine mensup bir Yemenlidir. Yeşil ve mamur bir beldede oturur, hali vakti yerindedir. Zaman zaman Mekke'ye gelir, alacaklarını alır, satacaklarını satar eksiklerini giderir. Unutmadan söyleyelim dürüsttür, zariftir, cömerttir, bilgedir. Nefis tasvirler yapar, kafiyenin ustası, teşbihin piridir. Kelimelerle adeta rakseder, söz dizmesini iyi bilir. Uzun lafın kısası adam gibi adamdır, şair gibi şair... Bir panayır mevsimi yine Mekke'ye gelir, farklı kabilelerden binlerce insan rengarenk libaslarıyla Mekke sokaklarında gezinir. Mıtripler çalar, rakkaseler oynar, cambazlar parmak ısırtırlar. Bütün yıl keselerine düğüm vuranlar su gibi para harcarlar. Server-i Kainat ise Umman'dan, Yemen'den koşan tacirlere, çölün derinliklerinden kopan bedevilere, Allah'ın varlığını ve birliğini anlatabilmek için çırpınırlar. Ancak putperestler kibirli ve kabadırlar. Git burdan Kureyşli müşrikler içenle sızanla uğraşmaz lâkin ağır, kamil, ilme ve edebiyata meyyal olanları takibe alırlar. Tufeylin nasıl cömert, nasıl iyi niyetli olduğunun farkındadırlar. Eğer Allahın resulü ile karşılaşırsa Müslüman olacağından zerre kadar şüphe duymazlar. Korktuklarına uğramadan tedbir almalı, genç şairin koluna girip korkutmalıdırlar. Nitekim onu bir duvara yaslar, parmaklarını burnuna doğru sallarlar. "Abdülmuttalib'in torununa yaklaşmayacaksın tamam mı?" diye haykırırlar. / - İyi ama niye?/ - Çünkü o putlarımızı kötülüyor, babayı oğlundan, kadını kocasından ayırıyor. / - O sizin kuruntunuz olmasın, acaba kendisi ne diyor? / - Bak seni ikaz ediyoruz onunla konuşma, hatta bakışma, sihirli sözlerini duymak istemiyorsan kulaklarını tıka! / - Neyin eğri neyin doğru olduğunu bilecek yaştayım ama.. / - Sana onunla konuşma dendi o kadar. Hem işini bitirdiysen çek git, buralarda fazla dolanma! Tufeyl bakar ortalık gergin, adamlarla takışmaz. Ancak ertesi sabah Kâ'be'nin yanında Resûlullah efendimize rastlar, büyük bir huşu ile namaz kılan ahir zaman peygamberine karşı anlatılmaz bir muhabbetle dolar. Hele Kur'ân-ı kerimden okuduklarını duyunca... Renk, ahenk, mana adına ne biliyorsa fazlası vardır, erişelemeyecek kadar sanatlıdır sonra. Hemen orada gemileri yakar, Efendimizi takip edip Hane-i saadetin kapısını çalar. Adımını içeri atar atmaz, "Yâ Resûlallah!" der, "okuduklarınız kul kelamı olamaz. Müslüman olmak için ne yapmam gerekiyor? Bir alamet olsa... Tufeyl iman etmekle kalmaz "Yâ Resûlullah!" der, "kavmim beni sever, sayar, sözümden çıkmazlar. Ancak duâ buyursanız da Allahü teâlâ benim için bir alâmet, bir kerâmet yaratsa." Serveri kâinat ellerini açar, dua buyururlar. Tufeylin alnında bir nur parıldamaya başlar. Deniz feneri gibi ışık verir, öyle ki karanlık gecelerde yol bulmakta zorlanmaz. İyi de cahiller ya bunu ateş gibi görür, cehennemlik ya da lanetli diye de yaftalayacak olurlarsa... Bu endişe ile kıvranırken nur alnından iner kandil gibi kamçısının ucunda parlar. İşte şimdi içi çok rahatlar. Evet Devs halkı kamçının ucundaki nuru şayanı dikkat bulurlar. Lakin iş din değiştirmeye gelince orada dururlar. Yıllardır haramlarla haşır neşir olanlar içkiyi kumarı ve zinayı kolay bırakamazlar. Ancak yaşlı babası ve sadık hanımı onu hiç üzmez, seve seve kelimeyi şahadet getirir, ibadetlerini aksatmazlar. Yumuşak davran kavminin bu güzel dini hemen kabul edeceğini sanan Tufeyl yıkılır, Mekke'ye dönüp karşılaştıklarını anlatır. "Yâ Resûlullah!" diye dertlenir, "Devs kabilesi fısktan vazgeçmiyor, Allaha şirk koşuyorlar. Onlara bir bedduâ etsen de, helâk olsalar..." Efendimiz ellerini açar, Devs halkının "hidayete kavuşması ve kurtulması" için dua buyururlar. Hazret-i Tufeyl'e "Kavmine dön! Onları güler yüzle ve tatlı dille İslâmiyete da'vet et! Kendilerine yumuşak davran!" buyururlar. Hazret-i Tufeyl Yemen'e döner ve bıkıp usanmadan tebliğ yapar. Nitekim aralarında Ebû Hureyre'nin de (radıyallahu anh) bulunduğu güzide bir grup kurar. Ki Efendimizin Hayber'de bulunduğu sıralar 80 mücahidle Medine'ye gelir, vazifeye talip olurlar. Sağ kanata destek verir "Yâ Mebrûr" sözünü savaş parolası yaparlar. Hazret-i Tufeyl, Beni Huzâa ve Devs kabîlelerinin tapındığı "Zülkeffeyn" adlı putu kırmayı çok arzular. Ancak kendi başına iş yapmaktan, fitne çıkarmaktan korkar. Gidip Efendimizden izin alır ve yola çıkar. Adı geçen putu yıkar, kırar ve içine odun doldurup yakar. Söz konusu putun sefaleti yöre halkının içlerindeki putları da kırmalarına vesile olur. Düşünün Tufeyl İslam ordusuna 400 yeni mücahidle katılır ki yanlarında "debbabe" denilen zırhlı bir araba ile mükemmel bir mancınık da taşırlar. Rüyadaki müjde Hazret-i Tufeyl Mekke'nin fethinde de, Huneyn'de de Efendimizin yanında bulunur. Müminlerin Tâif'e yöneldikleri günlerde bir rü'yâ görür. Sırayla anlatırsak başı tıraş edilmekte, ağzından kuş uçmakta, yaşlı bir kadının karnına sokulmakta ve oğlu onu aramaktadır. Kendi yorumuyla traş edilen saç, kesilecek başa; uçan kuş, çıkan ruha; ihtiyar kadın kabristana işaret olmalıdır. Anlaşılan o ki oğlu da bir sonraki seferde şehit düşecek ve ona kavuşacaktır. Öyle de olur, Hazret-i Tufeyl, Yemame harbinde, oğlu ise Yermuk gazasında şehadet şerbetini yudumlar, ayrılıkların olmadığı alemde buluşurlar.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.