Unutulmaz hekim Ebu Bekir Er Razi

A -
A +

Er Râzî küçük yaşta ilme merak salar; tabiri caizse teyp gibidir, duyduğunu kaydeder ve kolay kolay unutmaz. Mesleği sarraflıktır bu arada şiir filan da yazar, hatta ozan olmaya kalkar. Ancak bir zaman sonra bunlar basit ve manasız gelir, çarığını çorabını toplayıp Bağdat'a koşar. Olacak bu ya bu muhteşem şehirde asrın en ünlü hekimleri ile tanışır, Hunayn ibni İshak'la Yunan, İran, Hind ve Arap tabiblerinin eserlerini okurlar. Er Râzî "öyleyse öyledir" demez, teşhis ve tedavinin niyelerini niçinlerini sorar. O günlerde tabipler bir ustaya çırak olurlar, o bir değil birçok hekimin çantasını taşır, hepsinden de hisse kapar. Nitekim ünlü bir tabip olur ve Rey Hastanesini emrine açarlar. Rey deyip geçmeyin nüfusu 1.5 milyonu aşar. Derken onu Bağdat'a çağırır, Müsteşfa Adûdî'ye sertabip (başhekim) yaparlar. Bu arada halife ve ailesinin hekimliğini de ondan sorarlar. Er Râzi hem kapısının önünde biriken hastalara bakar, hem talebe yetiştirir, hem deneyler yapar, hem de kitap yazar. Devrin tabipleri onun teşhisteki isabetine hayran olurlar. Akla mı gelir? Bakın bir seferinde beyzadenin teki gelip kan tükürdüğünden yakınır, ancak Razi ciğerlerini dinlediği gençte solunum yoluyla ilgili bir anomali bulamaz. Delikanlıyı karşısına oturtur ve "ne alaka" dedirten sorular sorar: Suyu lakır akır mı içersin, emerek mi? Karanlıkta kafana testi diktin mi, dikmedin mi?... Neticede delikanlının midesinde bir sülük olduğu kanaatine varır. Ona tıka basa yosun yedirip kusturur ve beklediği gibi kanla şişmiş 'canavar' çıkar. Er Râzî hasta şikayetlerini dinlemekle birlikte mutlaka nabzına bakar, cild ve idrar rengini, ateşini, terlemesini izler, gözüyle görüp eliyle tutacağı belirtiler arar. Yetmez, gece tetkikleri için hastasının kapısını çalar. Ona göre bir hekimin bilgiyle donanması ve hislerini geliştirmesi yetmez. Hastayla uğraşanlar şarlatanlığa sapmamalıdırlar. O günlerde bazı fırıldaklar hastanın idrarına bakar (güya) geçmişini ve geleceğini okurlar! Tabii bunun için önce istihbarat toplar, zavallıyı avuçlarının içine alırlar. Her eve lazım Er Razi hekimin kibirlisine dayanamaz. Hikmeti tevazuda arar. Halk, elinde "sihirli değnek" olduğunu sanır ama Üstad şifa verenin sadece Allahü teala olduğunu hatırlatır, kendini aradan çekmeye bakar. Bu arada halkı sahtekârların elinden kurtarmak için "fukara için" adlı bir el kitabı yazar ki, bunu herkes anlar. Çok karşılaşılan şikâyetler için pratik çareler fısıldar, vesveselerle, ciddiye alınması gerekenleri ayrı tutar. Çocuk hastalıkları, böbrek taşları, mafsal ağrıları, romatizmalar, kramplar... İshal ve kabızda alınacak gıdalar... Hani "her eve lazım" derler ya, ondan... Zaten o devirde Asya baharat deposudur, Batıda bilinmeyen kahve, kafur, Arap sakızı ve amberin ne işe yaradığını bilir ve ustalıkla kullanırlar. Er Râzî madenleri ve mineralleri de atlamaz, sentetik ve yarı sentetik ilaçları ilk kez o yapar. Nitekim bugün bile kullanılan şap, aldehit, amalgam, anilin, antimon, panzehir, boraks, draje, iksir, lak, vernik, sodyum, soda, alkol, talk gibi kelimeler Arapça ya da Türkçe'den menşe alırlar. Razi kolay içilsin diye tatlı şuruplar yapar, drajeleri şekerle kaplar. Buhuru çok sever ve sıkça uygular, pastil mantığını yine ilk kez o yakalar. Pansumana hususi bir önem verir, mantarları pudralarla kurutur, apseleri pomadlarla olgunlaştırıp açar. Temizliğe çok dikkat eder, aletlerini kaynatır uçlarını alevde yakar. Adını koymasa da antibiyotiği bilir, mikroplara savaş açar. Sonra sıcak kompresler, buz keseleri, inmelerde şişe çekmeler, ateşli vakalarda serinletmeler filan. Kırk dalda uzman Er Razi çocuk hastalıkları, kadın hastalıkları derken tenâsül yollarını da inceler, kolay doğum için çareler arar. Gut (damla hastalığı) ile romatizmayı birbirinden ayırır. Enfarktüslere karşı hacamat uygular. Hastalarını mutlaka ziyaret eder, çekinmeden banyolarını, mutfaklarını, helalarını dolanır ve eve güneş sokmaya bakar. Onları temizlik, hijyen, cereyan ve rutubet hususunda uyarır, kirli suya ve kötü kokuya hiç dayanamaz. Israrla kültür fizik tavsiye eder, bel, boyun, sırt ağrıları için hususi hareketler yaptırır. Milletin yemeğine bile karışır, mesela bakliyatın nasıl pişerse gaz yapmadığını anlatır. Et tahtalarına, kaplara, fırınlara göz atar. Kendisi de reçel marmelat ustasıdır ve bol sirkeli nefis turşular kurar. Razi çiçek ve kızamık üzerine de çalışır, alerji ve immunoloji hususunda yazdığı eserle hekimlere ufuk açar. Sonra çiçek tozları, rinitler, astımlar... Derken dişlerin çürüyen kısmını kazıyıp temizler, boşluğu zamanla sertleşecek maddelerle doldurur. Özellikle ağız temizliğine çok önem verir, diş eti iltihabını ciddiye alır. Diş taşlarıyla mücadele eder, misvak kullanmayanlara çok kızar. Basitten zora Er Râzî, temiz hava, bol gıda ile iyileşecek hastalarda ilaç kullanmaktan kaçar. İlaçla tedavi olacak hastaları da ameliyata almaz. Kendine has usullerle böbrek taşlarını yerinde parçalar. Evet, gerektiğinde de eline bistüri almaktan da kaçmaz. İlk Trakeotomi'yi o yapar, bağırsaktan ameliyat ipi yapma fikri de ondan çıkar. Yine ilk katarakt operasyonuna o imza atar, üstelik göz bebeğinin daralıp, genişlemesini "ışığın şiddetine bağlı olarak hareket eden ufak kasların varlığına" bağlar. Razi, ateşi bir savaşma şekli, bir savunma mekanizması olarak açıklar. Ha bu arada hatırlatalım, evini elinin emeği ile (kuyumculukla) geçindirir, hekimliği asla ve asla kazanç kapısı yapmaz. Dahası fakir fukarayı kollar, onların fizikî şartlarını düzeltmek için kendi kesesinden harcar.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.