Yerdekilere merhamet edin ki...

A -
A +

Kur'ân-ı kerîmde insanlara dâimâ merhamet ve şefkat emrolunmaktadır. Bu emirlere kıymet vermeyenlerin Müslümânlıkla irtibâtı kalmaz. Merhamet; şefkat, acıma, bağışlama anlamlarına gelmektedir. Allahü teâlâ, Bekara sûresinin 207. âyet-i kerimesinde, kendi zâtı için meâlen: (... Allahü teâlâ kullarına çok merhamet edicidir) buyurmaktadır. Ayrıca Zümer sûresinin 53. âyet-i kerimesinde de meâlen: (... Allahü teâlâ sonsuz mağfiret ve nihâyetsiz merhamet sâhibidir) buyurulmaktadır. Mahlûkatın hepsine merhametle muamele eylemelidir. Zira Peygamber efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde: (Birbirlerine merhamet edenlere, Allahü teâlâ merhamet eder. O, merhamet edicidir. Yeryüzünde olanlara merhamet ediniz ki, gökte olan melekler de, size merhamet etsin) buyurmuşlardır. Bir kalbde merhametin bulunabilmesi için, o kalbde imânın bulunması şarttır. Kalbinde imânı olmayan kimsenin, merhametli olması bekelenemez. Bunun için, öncelikle doğru bir imâna sahip olmamız gerekir. Sonra, hareketlerimizi, davranışlarımızı, sözlerimizi, Allahü teâlânın kitâbına uydurmak zorundayız. Bunun için de, her şeyden evvel, rûhumuzu beslemeliyiz. Rûhun gıdâsı imândır, dindir. Rûhunu beslemeyen, kalbinde imânı olmayan bir kimsenin, hayvandan da aşağı olacağı, Kur'ân-ı kerimde bildirilmektedir. Böyle bir insanda, sevgi, acıma, şefkat, anlayış ve merhamet kalmaz. Bu tip insanları, en kötü maksatlar için kullanmak, çok kolaydır. Çünkü, bunları kötü işlerden koruyacak inandıkları, itâat ettikleri, teslîm oldukları, yüksek bir varlık kalmamış, inançları kaybolmuştur. Bu gibi insanlar, korkunç bir canavar gibidirler, nerede, kimlere, ne şekilde kötülük yapacakları belli olmaz. İnsanlık âlemini mahveden en denî, en fenâ işler, böyle kimselerden zuhûr eder. Güzel ahlâkın kaynağı Ebüssü'ûd el-Bâzinî hazretleri bir vaazında, güzel ahlâkın ve kötü huyların kaynağını şöyle anlatmaktadır: "Bütün güzel huylar kalbden, kötü huyların tamâmı ise nefsten doğar. İyi huylu olmak istediğini söyleyen bir kimse, hemen nefsini tezkiye edip, dînin emir ve yasaklarına itâat eder bir hâle getirmeli, kalbini de tasfiye ile, Allahü teâlâdan başka şeylerin sevgisini ondan çıkarmalı, bütün günahlar ve kötü düşüncelerden temizlemelidir. Kötü huylar gidip, yerini iyi huylar alınca, kalbden şüphe kalkıp, yerini tasdîk alır. Dilde ve kalpteki çekişme duygusu yok olup, Hakka teslimiyet meydana gelir. Başa gelene ve emredilene kızıp îtirâz etmek şöyle dursun, tam teslimiyet hâli hâsıl olup, cenâb-ı Hakkın takdîr ettiği her şeye râzı olunur. Gaflet sona erer. Tabiatındaki sertlikler, kabalıklar, kırıcı ve incitici davranışlar yok olup, onların yerini yumuşaklık, güzellikler ve tatlılıklar alır. Kalb temizlenip, nefs doğru yola girince, insanın her hâli değişir. Artık kimsenin ayıpları görülmez olur. Gözler, insanların hep iyi hâllerini görür. Onlara karşı kalbde bulunan katılık, acıma duygusu, şefkat ve merhamete dönüşür. İnsanlar arasında düşmanlıklar tamâmen ortadan kalkar. Kendisinde iyi hâllerin meydana çıktığı kimse, kusûrunu bildiği ve aczini anladığı için korkar ve kusurlarının hesâba sığmayacak kadar çok olduğunu bilir. Allahü teâlânın kendi üzerindeki hakkını, hiçbir zaman ödeyemeyeceğini, kendisine nasîb edilen sayısız nîmetlerin, hayırlı işlerin şükrünü yapmaktan âciz olduğunu anlar. İşte bu anlayışa erişen kimse, Allahü teâlâya hakkı ile kulluk etmeye başlar. Gönlündeki mâbûdlar teker teker yıkılıp gider. Hâlleri ve yaşayışı güzelleşir. Cennet'tekilerin yaşayışı gibi, hep Allahü teâlâ ile berâber olarak yaşar. Daha dünyâda iken, Cennet hayâtı yaşamaya başlar. Bu güzel huyların hepsi, peygamberlerin, sıddîkların, evliyânın, sâlih kulların, ilmiyle amel eden âlimlerin ahlâkıdır." Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, bir gün eline bir ekmek alıp bir virâneye gider ve o ekmeği yeni yavrulamış bir köpeğe kendi elleriyle yedirir. Bu hali gören bir talebesine hitaben şöyle buyurur; "Bu hayvan yedi gündür açtır ve yavrularına şefkatle bakmış ve hiç yanlarından ayrılmamıştır. Resûlullah efendimiz; (Allahü teâlâ, kullarından merhametli olanlara merhamet eder. Ey ümmet ve Eshâbım! Siz de O'nun yarattıklarına merhamet ediniz ki, size de gök ehli merhamet etsin) buyurdu..." "Merhamet eden merhamet bulur" Lokman Hakîm hazretleri, oğluna hitaben; "Ey oğlum! Merhamet eden merhamet bulur. Sükût eden selâmete erer. Hayır söyleyen kâr eder, kazanır. Kötü konuşan, günâhkâr olur. Diline hâkim olmayan pişman olur" buyurmuştur. Câfer bin Ebî Tâlib hazretleri, Habeş hükümdârı Necâşî'ye hitaben: "Ey hükümdâr! Biz Câhiliye devrinde putlara tapardık, ölmüş hayvan leşi yer, her türlü kötülüğü işlerdik. Kuvvetlilerimiz zayıflara zulmeder ve merhamet nedir bilmezdik. Allahü teâlâ bize, kendimizden doğru, emin, iffet sâhibi, soyu temiz bir peygamber gönderinceye kadar bu vaziyette kaldık" buyurmuştur. Ve Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Lânet etmek için gönderilmedim. Hayır duâ etmek için, her mahlûka merhamet etmek için gönderildim.)

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.