Feridun Ağabey, 1991 yılında ilk buzdolabını satın aldım. Yerli bir marka idi. Bunu 10 yıl kadar kullandım. Arızalanınca başka bir yerli marka aldım. Onu da 2018 yılına kadar kullandım. İkinci aygıtın önce sıcaklığı ölçen sensörü (algılayıcısı) bozuldu. Mercimek büyüklüğünde, toptancılardaki satışı 0,5 dolar olan bu parça için tamiri yaptırdığım servis 650 TL (yaklaşık 150 dolar) aldı. Fakat 1 ay kadar sonra aygıt yeniden arıza yaptı. “Rezillik bu” deyip cihazı 50 TL (10 dolar) karşılığında hurdacıya verdim.
Üçüncü dolap yine yerli malıydı. 6 yıl kadar çok iyi çalıştı. Geçen hafta aniden soğutmaz oldu. Bir tamirciye akıl danıştım. “Motoru koruyan termik röle bozulmuş” dedi. Webe girdim. Bu parça 200-300 TL idi. Aciliyeti sebebiyle tamirciyi eve çağırdım. 5 dakikada değişimi yaptı. 650 TL aldı. 2 saat sonra dolabın yine çalışmadığını, soğutmanın olmadığını fark ettim.
Aynı servise yine gittim. “Motor bozuktur” dedi. Yeni motor için 7.000 TL istedi. Web sitelerine baktım. Yeni motorlar 1.500-3.000 TL arasında değişiyordu. Özel servise pek güvenemedim. İldeki V…. Yetkili servisini aradım. “Motor değişimi 8-13 bin TL arasında değişir” dediler. Çok pahalı diye düşünerek özel servisi eve çağırdım. Teknik eleman yeni motor ile eve geldi. İşe başladı…
“Bu dolap ölmüş. Kompresörün dolap içinde gaz dolaştırdığı bakır borular sanırım çatlamış. O nedenle soğutucu gaz bitmiş. Bu aygıtın onarımı imkânsız” dedi.
Dolabı hurdalığa kaldırdım. Bolu’daki 10 kadar beyaz eşya mağazasını(?) dolaştım. Tenekeden hallice, kalitesiz, işe yaramaz, riskli markaların 40-60 bin TL arası fiyatlarla pazarlandığını görünce çok moralim bozuldu. Bu bir soygunculuk değil de nedir diyerek fahiş fiyatlara yem olmamak için 10 kadar web sitesinde fiyat araştırması yapmaya başladım. Makul bulduğum bir yerli markanın 477 litrelik bir modelinin fiyatının 20.500-30.000 TL arasında değiştiğini gördüm. Burada da insafsız bir soygun söz konusu idi...
Sözü fazla uzatmayayım. 477 litrelik nofrost (buz yapmayan) yerli markayı 20.500 TL’ye büyük bir market (M….) zincirinin web sitesinden aldım. Ürün 2 günde eve ulaştı. Ülkemizin dev markasının teknik elemanları 15 dakikada eve gelip kurulumu yaptılar.
Sonuç olarak, yaşadığınız yerdeki dükkânlar ve kimi ticaret siteleri sizi soymak, aldatmak, kazıklamak için tetikte bekliyorlar. Aynı marka, aynı model bir cihazın yüzde 50’ye ulaşan daha yüksek fiyatlarla satılıyor olması bu ülkede ticaret ahlakının yerlerde süründüğünü göstermiyor mu?
Ali Özdemir/Eğitimci-Yazar-Yayıncı
"Feridun Ağabey, havaların soğumasıyla ister istemez çevremizde aksıranlar tıksıranlar, boğazı ağrıyanlar, burnu akanlar olmaya başladı. İnsanlar da birbirine 'geçmiş olsun' dedikten sonra hemen ne yapacağını neler yiyip içeceğini vb. tavsiye etmeye başlıyor. Doktor varken biz niye böyle tavsiyelere yöneliyoruz?” diye soran İstanbul’dan Taha Kardeş isimli okuyucumuz, elbette ki bu soruda yerden göğe kadar haklısınız. Bu sadece sağlıkta değil siyasette de böyle, sporda da böyle, trafikte de böyle. Ne dersek diyelim toplumumuzun gerçeği böyle. Adres sorsanız bile "bilmiyorum" demek bizde yok... Mutlaka yardımcı olmak duygusu içimizde var. “Bilemiyorum” demek yerine sizin sorunuzu başkasına sorup yine size yardımcı olmaya çalışanlara bile şahit olmuşuzdur. Bizim insanımız ilgisiz kalmayı zül sayıyor. Bu açıdan takdir edilecik bir durum. Ama bilmediği konuda birçok yanlışa da sebep olunuyor. Bu da bizim gerçeğimiz. Oysa bilmiyorum demek ilmin yarısıdır demiş atalarımız...
Sorunuza gelince, kendisine ilaç bitki vb. tavsiye eden bir kimseye muhatabı da “hekim misin?” diye sormuyor. Şu da bir gerçek ki bunca hastane bunca hekim bunca ilaç varken insanlar niçin derdine çare bulmak için böyle yöntemlere başvuruyor? Bunu da sağlık profesyonellerinin kendine sorması gerek. Elbette doktora danışmadan dışarıdan tavsiye ile ilaç alınmamalı herkesin tavsiyesine göre bitkisel olsun medikal olsun ezbere ilaç asla kullanılmamalı; hekime danışmalı hekime güvenmelisiniz. Ama eğer hekimlerimiz hastasına teşhis ile birlikte medikal tedavi yöntem ve ilaçlarını önerirken hastasının sağlıklı ve dengeli beslenmesi için neler yapması konusunda da yön gösterici tavsiyelerde bulunursa hastasına hayat kalitesi sunmaya da bir adım yaklaşabilirlerse hariçten insanların birbirine yaptığı bu ezbere tavsiyeler yok olmasa da en aza inecektir. Son zamanlarda bütüncül tıp kapsamında bu tür yaklaşımlar da artmaya başladı. Bu da sevindirici bir gelimedir. F.A.
“Feridun Ağabey, çocuklarımız dijital bağımlılık tehdidinde. Çocuğumuzu zararlı yayınlardan korumakta zorlanıyoruz. Odasına kapanıyor yemeğe bile getiremiyoruz. Tanıdığımız arkadaşı bile yok. Bizimle bir yere bile gitmek istemiyor. Ekran bağımlılığından çocuğumuzu nasıl kurtarırız?” diyen “Anne” rumuzlu okuyucumuz, bu konuya aileler değil devletler bile çözüm bulmakta zorlanıyor. Ama elimizi vicdanımıza koyup söyleyelim bu çocuklara “hayat eve sığar” diyerek uzaktan eğitimle bilgisayarla arkadaş olmayı biz öğretmedik mi? Dijital dünya bize değil çocuklara hitap etmiyor mu?..
Hatırıma çocukluğumuzda dinlediğim bir fıkra geldi. Dedesi altı yaşındaki torununa demiş ki: “Bak yavrum düt düt” Torun dedesine demiş ki: “Dedeciğim o senin düt düt dediğin son model, sekiz silindirli, koldan vitesli şevrole” Şimdi de diyeceğiz ki:
-Çocuğum sana bilgisayar üzerinden sosyal medyaya girme yasağı getireceğim de.
-Ee?
-Nasıl yapacağım bunu bana bilgisayarda sen gösterir misin? Ben bilmiyorum da.
Eğri oturup doğru konuşalım. Günümüz çocuklarına günümüz büyükleri yetişmekte zorlanıyor. Geriye bir gerçek kalıyor... Çocuklarımızla ilk günden itibaren duygusal bağ kurmak... Çünkü çocuklar ilk konuşmaya başladığı yıllarda her şeyi gelip annesine babasına anlatmıyor muydu? Sormuyor muydu? Demek ki çocuk esasında öğrenmekle birlikte sormaya da uygun büyüyor. O zaman ne oluyor da bir yaşa geldikten sonra çocuk anne babadan uzaklaşıyor? Polemik yapmak yerine şöyle diyelim mi? Artık anlaşılmıştır ki anne babaların çocuklarıyla daha fazla vakit geçirmesi gerekiyor. Yani “önce çocuğum” diyebilmek gerekiyor. Çocuğuyla birlikte yeniden büyüyebilmek gerekiyor... Bu da günümüz dünyasında çok zor... Peki konumuz neydi pardon? Bir insan yetiştirmek... O zaman elimizi vicdanınıza koyup da söyleyelim. İnsan yetiştirmek kolay mı? F.A.
Anlat Derdini Feridun Ağabey'ede önceki yazılar...