İnandığını yazacaksın!..

A -
A +

İnsan her düşündüğünü yazamaz. Bunu anlarım. Ama inanmadığını yazamazsın. Yazıyorsan başka amaçların vardır. Yanlış ya da doğru, eğer inanmıyorsam yazmam. Sessiz kalırım. Yazıyorsam inanmışımdır. Ha, her yazı doğru çıkacak diye bir şey yok. 

 

Pazartesi yazdığım Bartın’daki maden kazasıyla ilgili “Ne desem boş" yazısı büyük ses getirdi. Muhalifler, “Nasıl oldu da böyle yazı yazmış” dedi. Aslında hükûmetin her yaptığına kötü diyen, iyi olanları görmeyen onlar. Çünkü böylece 20 sene boyunca hükûmetin kazandığı seçimde kendi hatalarını örtmüş oluyorlar. Suçu halka atıp işin içinden çıkıyorlar. 

 

Hükûmet destekçisi bazıları da “korktuğumu” söylemiş. "Çark etti" diyen de var, başka şey söyleyen de... Onlar da hükûmeti tek bir kez bile eleştiremezler. Mesela hayat pahalı olduğu hâlde böyle diyemezler. Ya da maden faciasında göz göre göre ihmal olduğu hâlde sorumluluk almazlar. 

 

Hâlbuki beni dinleyen ya da okuyanlar eleştiri de getirdiğimi göreceklerdir. Hayat pahalılığıyla ilgili en çok kim yazı yazmış, yorum yapmış bakın. FETÖ borsasıyla ilgili en çok kim yazı yazmış. Bunların hepsi arşivlerde var... 

 

Maden kazasıyla ilgili böyle yazdığımı düşünenler eskiyi çabuk unutuyor. Soma faciasından sonra bölgeye gitmiş ve gözlemlerimi aktarmıştım. 18 Mayıs 2014’te Yeni Şafak’ta, bu konuda bir makale yazmıştım. Yenişafak arşivimi sildiği için o dönemki yazılarıma ulaşılamıyor. Haber7.com’da yazının bir kısmını buldum. Aynen şöyle yazmışım:

 

“Tanıdığınız insanların öldüğünü görmek, arkadaşlarınızın yetim kaldığına şahit olmak madencilerin kaderi olmuştu. Her sabah babanızın yerin 400 metre altına inip oradan sağ çıkacağından emin bile olamamanın ruhen nasıl bir huzursuzluk ve depresyon oluşturduğunu varın siz hesap edin. Zonguldak yıllarca kömür karası duygularla yaşadı.  

 

Hep madencilerin kaderi dendi. Madencilerin başına gelenleri ilk Emile Zola ünlü romanı Germinal'de anlatmıştı. Kuzey Fransa'daki maden şehri Montsou'da yaşanan sefalet, zulüm ve olağanüstü kötü şartları Germinal'den daha iyi anlatan roman da yoktur. Zola kelime anlamı bereket olan Germinal'de geleceğe doğru pozitif bir perspektif çizer ve bu kötü yazgının bir gün değişeceğini söyler. Claude Berri 1993 yılında romanı filme çekmiş ve Kuzey Fransa'daki dramı şiirsel bir dille anlatmıştı.

 

Belki de bizde böyle iyi filmler yapılamadığı için meselenin özü bir türlü anlaşılamadı. Sorun, sorun olarak kaldı ve hasıraltı edildi. Fransa, Almanya, Japonya gibi ülkelerde madende işçi ölümü gibi bir şey söz konusu değildir. Teknolojinin bu kadar geliştiği, her türlü önlemin alınabildiği bir çağda 300 ölüm skandaldır. Bu elim facia geçiştirilebilecek bir olay değil. Hiç kimseye bunu anlatamazsınız.” 

 

2014’te bile Soma için de aynı şeyleri yazmışım. Her türlü önlem alınabilirdi demişim. Daha ne diyeyim? Ben maden bölgesinde doğup büyüdüm. Oraların havasını biliyorum. İhmal var mı yok mu anlarız. Konunun uzmanı olduğumuz için değil, konunun uzmanları arasında yetişip büyüdüğümüz için biliriz. Mesela bir madende gaz kaçağı varsa, işçiler bunu konuşur. “Şu ocakta metan sıkışması var” der. Belki o ocak patlamaz ama öyle bir sıkıntı vardır. Bizim konuşmamız gereken bu çağda hâlâ nasıl oluyorsa grizu patlaması olabiliyor. Neden tedbir alınmıyor? Dün Enerji Bakanımız "her türlü inceleme yapılıyor" dedi. "Gereken inceleme yapılacak ve kamuoyuyla paylaşılacak" dedi. Birini suçlamak için önce inceleme sonucunu bir görelim. Sonra gerekenleri söyleriz. 

 

İyiye iyi, kötüye köyü demek zor olmasa gerek. Bu herkes için geçerli.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.