Mısır’da gezerken...

Sesli Dinle
A -
A +
İnsan yüreği çok geniş. Hele ki gönlüne bir kez dokunmuş olanı asla unutmuyor... Birkaç gündür Mısır’da, Hurghada’dayım. Sokaklarda dolaştım, çay ve kahve içilen yerlere girdim çıktım, halkla sohbet ettim. Bol bol gözlem yapma imkânım oldu. Eleştiri de yapıyorlar, beğenmedikleri politikaları yerden yere de vuruyorlar, tipik bir Orta Doğu renkliliği. Ancak kalplerini kazanmış kişileri anarken hâlâ coşkuyla, hüzünle, vefayla konuşuyorlar. 
 
Biliyorsunuz, Cemal Abdülnasır, Mısır’a millet ve bağımsızlık ruhunu veren kişilerin başında geliyor. İngiliz tahakkümünü kırmak, ülkenin kaynaklarını halkına harcamak için büyük mücadeleler verdi. Soğuk Savaş’ın zirvede olduğu yıllarda Abdülnasır, dünya çapında bir figüre, hatta fenomene dönüştü. 
 
1956’da Süveyş Kanalı’nı millîleştirdiğinde ise popülaritesi en üst seviyeye çıktı. Tabiri caizse kendine has bir ağırlık kazandı. 1970’te ani bir kalp krizi sonucu öldüğünde cenazesine beş milyon kişi katıldı. 10 kilometrelik cenaze kortejinin ucu bucağı görünmüyordu.
Arapların kısalttığı ismiyle “Nasır” asker kökenli olmasından ötürü sert, tavizsiz, katıksız bir milliyetçiydi. Orta ve Yakındoğu’da Türkiye’nin ardından ikinci bir bağımsız, modern, anti emperyalist ülke denemesi yapılamadığından ötürü, her vatansever ve okumuş subay gibi onun da hedefi buydu. Ancak tarihî sonuçları tarihsel gelişmeler belirler. Türkiye’nin imparatorluk bakiyesi oluşu, bağımsızlık savaşını bir Millî Meclis çatısı altında vermesi vb. süreçler Mısır’da yaşanmamıştı. 
 
Dolayısıyla Cemal Abdülnasır’ın yönetimi ele alış şekli, askerî bir darbeyle gerçekleşti. Her darbenin ardından olduğu gibi hedef tahtasına konan kişi ve fikirlere karşı demir yumruk siyaseti izlendi. "İslamcı" hareketler ezildi, idamlar ve sürgünler birbirini izledi. Her zor dönem politikacısı gibi Nasır da büyük hatalar yaptı. "Arap Baharı" sürecinde Müslüman Kardeşler’in iktidara geliş serüveni, Abdülnasır’dan Enver Sedat’a, ondan da Hüsnü Mübarek’e miras kalan yanlışlar silsilesinin neticesiydi... 
 
Ancak Hurghada sokaklarında dolaşıp insanları dinlerken, Nasır’ın hâlâ Mısır halkının gönlünde ne kadar yüksek bir konumda olduğunu bizzat gözlemledim. Ve ister istemez yakın geçmişte yaşadığımız olaylar, seçimler, kırılma noktaları aklıma geldi. Daha doğrusu her türlü sıkıntıya, krize, badireye rağmen Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a milletimizin gösterdiği teveccühü düşündüm. 
Başkan Erdoğan, Nasır gibi bir demir yumruk değildi. Demokrasi hafızası olan bir ülkenin halk desteğiyle en uzun süre iktidarda kalan lideriydi. Nasır’ın tarihî süreçte yaşadıklarının benzerlerini yaşadı. Ama onun yaptığı hataları yapmadı. Darbe teşebbüsleriyle, suikast girişimleriyle, ekonomik ve siyasi operasyonlarla “hizaya” çekilmeye çalışıldı ama asla geri adım atmadı. Sadece ve sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türk halkının çıkarlarını öncelediği için "Nasırlaştırılmak", yani emperyalist jargonda ‘yola getirilmek’ istendi. Başaramadılar. Girdiği her seçimi kazandı. Uluslararası camiada dayatılan zorlamaları kabul etmedi, ülke menfaatine olanları ülke siyasetine uyarladı...
 
Şimdi Hurghada’da bu satırları kaleme alırken düşündüm de Nasır’ın vefatının üzerinden 53 yıl geçmiş. Ardından Başkan Erdoğan’ı düşünüyorum. Çok daha büyük bir makama ulaşmış bile: Henüz hayattayken seviliyor, sayılıyor, sahip çıkılıyor. Dik duruşundan ötürü milleti onu her şartta destekleyip peşinden gidiyor...
Allah herkese böyle bir onurla taçlandırılmayı nasip etsin.
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.