samdan
camii
hayirli-ramazanlar

PKK/YPG kendisinden başka kimseye hayat hakkı tanımaz!

Sesli Dinle
A -
A +
SSCB döneminde komünist söylemin dışına çıkan herkes, “Karşı devrimci” yahut "ajan" ilan edilirdi. ABD’de ise 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde bir komünist avı başladı. Senatör McCarthy’nin başını çektiği 10 yıllık dönemde senaristlerden sendikacılara, oyunculardan memurlara, baskılanmak istenen her kesim “Komünist” yaftasıyla damgalanarak hayatları karartıldı. Bryan Cranston’un başrolünde olduğu Trumbo filmi bu dönemdeki trajedileri anlatır...
 
Suriye’nin kuzey ve doğu bölgelerinin bir kısmını kontrol altında tutan terör örgütü YPG/PYD, SSCB ve McCarthy’nin mirasını yaşatma konusunda pek mahir!.. Temmuz ayı sonunda Deyrizor bölgesindeki baskılarını zirveye ulaştıran örgüt, DEAŞ karşıtı koalisyonun önemli bir müttefiki olan Deyrizor Askerî Meclisi ile çatışmaya başladı. Üstelik çatışmaların fitilini tekrar ateşleyen olay, tam da sekter bir terör örgütüne yakışır biçimde gerçekleşti: Deyrizor Askerî Meclisi Komutanı Ebu Havle, YPG’nin sözde Genel Komutanı Mazlum Abdi kod adlı Ferhat Abdi Şahin tarafından Haseke’ye görüşmeye çağrıldı ve hemen ardından rehin alındı. Bunun üzerine bazı aşiretler silahlarını tekrar doldurdular ve sokaklara indiler. Sosyal medyada izlediğimiz görüntülerde Arap grupların YPG militanlarına maraton talimi yaptırdıklarını ibretle izledik. Görüşme imkânı bulduğum güvenlik kaynaklarına, “Çatışmaların temel sebebi nedir?” diye sorduğumda ise, PKK’dan YPG’ye tevarüs eden bilindik bir hikâyeyle karşılaştım...
 
Etnik tabanlı terör örgütleri konusunda Türkiye’deki öncü çalışmaları yapan Prof. Dr. Emin Gürses, “Ayrılıkçı Terörün Anatomisi: IRA-ETA-PKK” kitabında 1994’te Londra’da düzenlenen bir seminerden alıntı yapar. PKK/KCK’nın kurucu kadrosuna mensup ve hâlâ sözde yürütme konseyi üyesi olan Mustafa Karasu katılımcılara şöyle demektedir: “Biz (PKK) siyasi bir virüs gibiyiz. Bizim olduğumuz yerde başka bir örgütün şansı yoktur.”
 
Görüştüğüm kaynaklar, Deyrizor’da alevlenen çatışmaların temelinde PKK/YPG’nin kurulduğu günden beri istikrarla sürdürdüğü bu tavrın olduğunu belirtiyorlar. ABD’nin sözüm ona DEAŞ ile mücadele için eğitip donattığı, deyim yerindeyse sonsuz genişlikte bir güven şemsiyesi altında tuttuğu örgüt, 2013’ten bu yana Suriye halkına âdeta kan kusturuyor. Çocukları askere alan, demografik yapıyı lehine değiştirmek için sivilleri zorunlu göçe tabi tutan, keyfî tutuklamalar ve işkencelerle herkesi baskılayan bir terör örgütünden bahsediyoruz. Ayrıca, bölgedeki petrol yataklarından çıkarılan ham petrolü uluslararası kaçakçılık organizasyonları aracılığıyla satıyorlar. Bunların hepsini alt alta koyduğumuz zaman şöyle bir tabloyla karşılaşıyoruz: PKK/YPG, kuruluş tarihi olan 1978’den günümüze kadar temel yaklaşımında en ufak bir değişiklik dahi yapmamıştır. Kendisinden olmayana hiçbir şekilde hayat hakkı tanımamış, aksini ima edenlere dahi çok vahşi yöntemlerle saldırmıştır. Sadece 1 Eylül 2023 günü Deyrizor’daki havan saldırılarında 5’i çocuk 6 kişiyi katlettiler. Doğu ve Güneydoğu illerimizde on yıllar boyunca ne yaptılar, nasıl katliamlar gerçekleştirdiler ise şimdi de aynı kanlı oyunu sergiliyorlar...
 
Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik en büyük tehlike işte budur. Şam yönetiminin hırs ve nostaljiye saplanan dış politikasında kaçırdığı nokta, ulusal birlik ve toprak bütünlüğünün mozaik pasta gibi lime lime parçalanarak ellerinden kayıp gittiği gerçeğidir. Ne zaman fark ederler, Allah bilir.
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.