­Me­denî ol­mak de­mek...

A -
A +

İn­san me­de­nî ola­rak ya­ra­tıl­mış­tır. Hay­van­lar ise me­de­nî ola­rak ya­ra­tıl­ma­mış ve bir­lik­te ya­şa­ma­ya mec­bûr de­ğil­dir­ler. İn­san, nâ­zik, za­yıf ya­ra­tıl­dı­ğı için, yi­ye­cek­le­ri­ni pi­şir­me­den yi­ye­mez, el­bi­se­siz dı­şa­rı çı­ka­maz, so­ğuk­tan, sı­cak­tan ken­di­ni ko­ru­ya­maz. Bu se­bep­le, gı­dâ, el­bi­se ve ba­rı­na­ca­ğı bi­nâ­la­rı ha­zır­la­ma­sı lâ­zım­dır. Yâ­ni bil­gi­ye, sa­na­ta ih­ti­yâ­cı var­dır. Bu­nun için de araş­tır­ma­sı, dü­şün­me­si, in­ce­le­me­si ve ça­lış­ma­sı lâ­zım­dır. İn­san­lar, var­lık­la­rı­nı, hak­la­rı­nı ve ih­ti­yâç­la­rı­nı ko­ru­ya­bil­mek için, top­lu ya­ni me­de­nî ola­rak ya­şa­mak zo­run­da­dır­lar. Me­de­ni­yet; tâ­mir-i bi­lâd ve ter­fih-i ibâd di­ye ta­rif edil­miş­tir. Yâ­ni bel­de­le­ri îmâr et­mek, bi­nâ­lar, fab­ri­ka­lar ya­pa­rak, mem­le­ket­le­ri kal­kın­dır­mak, fen­ni ve her çe­şit ge­lir­le­ri mil­let­le­rin hür­ri­yet­le­ri, râ­hat ve hu­zûr için­de ya­şa­ma­la­rı için kul­lan­mak de­mek­tir. Bü­tün in­san­la­rı rûh, dü­şün­ce ve be­den ba­kım­la­rın­dan râ­hat ya­şat­mak­tır. İLİM VE FEN, VA­SI­TA­DIR... Me­de­ni­yet, yal­nız ilim ve fen de­mek de­ğil­dir. İlim ve fen, me­de­ni­yet için, bir âlet bir va­sı­ta­dır. İlim­de, fen­de çok ile­ri olan mil­let­le­re, fen vâ­sı­ta­la­rı­nı ne yol­da kul­lan­dık­la­rı­nı in­ce­le­me­den me­de­nî de­mek, yan­lış olur. Fab­ri­ka­la­rın, mo­tor­lu vâ­sı­ta­la­rın, atom ci­haz­la­rı­nın çok ol­ma­sı, göz­le­ri ka­maş­tı­ran ye­ni bu­luş­la­rın art­ma­sı, me­de­ni­ye­ti ve me­de­nî ol­ma­yı gös­ter­mez. Bun­la­rı me­de­ni­yet san­mak her si­lâh­lı­yı gâ­zi, mü­câ­hit san­ma­ya ben­zer. Harp ede­bil­mek için en ye­ni harp vâ­sı­ta­la­rı­na mâ­lik ol­mak lâ­zım­dır, fa­kat, bun­la­ra mâ­lik olan, eş­kı­yâ­lık da ya­pa­bi­lir. İs­lâ­mi­yet; me­de­nî in­san ve me­de­ni­yet sâ­hi­bi top­lum ola­bil­mek için, îmân, ibâ­det, iş, ah­lâk ve ce­mi­yet ha­yâ­tın­da uyul­ma­sı ge­re­ken her şe­yi bil­dir­miş­tir. Bun­lar; Al­la­hü te­âlâ­nın bil­dir­dik­le­ri, Pey­gam­ber efen­di­mi­zin öğ­ret­tik­le­ri ve İs­lâm âlim­le­ri­nin açık­la­yıp ki­tap­la­rı­na yaz­dık­la­rı bil­gi­ler­dir. İn­san­lı­ğın bu­nal­dı­ğı her şe­yin, çö­züm ve çâ­re­si, İs­lâ­mi­ye­tin için­de mev­cut­tur. Gü­zel ah­lâk sâ­hi­bi olan ve za­mâ­nı­nın fen bil­gi­le­rin­de yük­sel­miş olan mil­le­te, me­de­nî de­nir. Fen­de iler­le­miş fa­kat ah­lâ­kı bo­zuk olan­la­ra zâ­lim, dik­ta­tör de­nir. Fen­de, sa­nat­ta ge­ri ve ah­lâ­kı bo­zuk olan­la­ra ise, vah­şî de­nir. Al­la­hü te­âlâ­ya îmân, mad­dî me­se­le­ler­de âciz ka­lan in­san­la­ra ümît ve ça­lış­ma az­mi ve­re­cek un­sur­dur. Eko­no­mik ve tek­nik iler­le­me­le­rin fay­da­lı ola­bil­me­si için, mâ­ne­vî kuv­ve­te ih­ti­yaç var­dır. Din ve fen, in­san­la­ra çok lü­zûm­lu, çok fay­da­lı olan iki yar­dım­cı­dır. Fen bil­gi­le­ri, râ­hat, hu­zûr ve me­de­ni­yet için lâ­zım olan vâ­sı­ta­la­rı, se­bep­le­ri hâ­zır­lar. Din bil­gi­le­ri de, fen­nin hâ­zır­la­dı­ğı âlet­le­rin, râ­hat, hu­zûr ve me­de­ni­yet için kul­la­nı­la­bil­me­le­ri­ni sağ­lar. Eğer İs­lâm dî­ni ol­ma­say­dı, in­san­lık bu­gün­kü me­de­ni­yet de­re­ce­si­ne, ilim ve fen­de bu­gün­kü se­vi­ye­si­ne eri­şe­mez­di. Al­la­hü teâ­lâ, her­ke­si ken­di ba­şı­na bı­rak­say­dı, kö­tü­lük­ten, ka­rı­şık­lık­tan baş­ka bir şey ol­maz­dı. Al­la­hü te­âlâ­nın ha­râm et­me­si ol­ma­say­dı, ne­fis­le­ri, ke­yif­le­ri pe­şin­de ko­şan­lar, baş­ka­la­rı­nın mal­la­rı­na, cân­la­rı­na, ırz­la­rı­na sal­dı­rır, fe­nâ­lık­lar, ka­rı­şık­lık­lar hâ­sıl olur, sal­dı­ran da, kar­şı­sın­da­ki­ler de, za­rar gö­rür, he­lâk olur­lar­dı. Mem­le­ket­le­rin mâ­mûr­lu­ğu, in­san­la­rın râ­ha­tı, ya­ni me­de­ni­yet ol­maz, in­san­lık, ca­na­var­lık şek­li­ni alır­dı. HU­ZUR­LU YA­ŞA­MAK İÇİN... Ne­ti­ce ola­rak; fen­nin, sa­nâ­tın ve gü­zel ah­lâ­kın bir­lik­te ol­ma­sı­na me­de­ni­yet de­nir. Me­de­nî in­san, fen ve sa­nâ­tı, in­san­la­rın hiz­me­tin­de kul­la­nır. Zâ­lim­ler ise, in­san­la­ra iş­ken­ce yap­mak­ta kul­la­nır. Bü­yük sa­nâ­yi ku­rup, elek­tro­nik ma­ki­ne­ler ve atom gü­cü ile ça­lı­şan fab­ri­ka­lar ya­pıp, bun­la­rın ar­ka­sın­da, fuh­şu, ka­dı­nı eğ­len­ce vâ­sı­ta­sı şek­li­ne sok­ma­yı, ya­lan ve hî­le ile in­san­la­rı sö­mür­me­yi, iş­çi­nin sır­tın­dan ge­çin­me­yi, her çe­şit hay­vâ­nî ar­zû­la­ra ka­vuş­ma­yı me­de­ni­yet san­mak, me­de­ni­ye­tin ne ol­du­ğu­nu an­la­ma­mak olur. İs­lâm âlim­le­ri­nin ta­rîf et­ti­ği ve ula­şıl­ma­sı­nı em­ret­ti­ği me­de­ni­yet; Ta'mîr-i bi­lâd ve ter­fîh-i ibâd ya­ni, bi­nâ­lar, ma­ki­ne­ler, fab­ri­ka­lar ya­pa­rak mem­le­ket­le­ri kal­kın­dır­mak, fen­ni ve her çe­şit ge­lir­le­ri, mil­let­le­rin hür­ri­yet­le­ri, râ­hat ve hu­zûr için­de ya­şa­ma­la­rı için kul­lan­mak de­mek­tir.