Günâhı çok olan bir mü'min, son nefesi boğazına gelmeden önce, tövbe ederse, kurtulması çok umulur. Çünkü Allahü teâlâ, şartlarına uygun yapılan tövbeyi kabûl edeceğini bildirmiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Günâh işleyen biri, pişmân olur, abdest alıp namâz kılar ve günâhı için istigfâr ederse, Allahü teâlâ, o günâhı elbette affeder. Çünkü Allahü teâlâ, Nisâ sûresi 109. âyetinde: Biri günâh işler veyâ kendine zulmeder, sonra pişmân olup, Allahü teâlâya istigfâr ederse, Allahü teâlâyı çok merhametli ve af ve magfiret edici bulur, buyurmaktadır.) Allahü teâlâ, tövbe edenleri sever ve affeder. Tövbe eden, o günâhı tekrâr yaparsa, tövbesi bozulmaz, tekrar tövbe etmesi lâzım olur. Hak sâhiplerine haklarını ödemek, helâl ettirmek, gıybet ettiği kimseden af dilemek, rızâsını almak, yapmamış olduğu farzları kazâ etmek farzdır. Bunlar, tövbenin kendisi değil, şartıdırlar. Bir lirayı sâhibine geri vermek, bin sene nâfile ibâdet yapmaktan ve yetmiş nâfile hacdan dahâ iyidir. "TÖVBEYİ YARINA BIRAKMA!" Günâhı bir dahâ yaparsam tövbem bozulur diyerek, tövbe yapmamak doğru değildir, câhilliktir ve şeytânın aldatmasıdır. Her günâhtan sonra, hemen tövbe etmek farzdır. Tövbeyi bir sâat geciktirince, günâh iki kat olur. Lokman hakîm hazretleri, oğluna nasîhat ederek; "Oğlum, tövbeyi yarına bırakma! Çünkü ölüm, ânsızın gelip yakalar" buyurmuştur. Tövbe ettim demek, tövbe olmaz. Çünkü, tövbenin sahîh olması için üç şart lâzımdır: 1-Hemen günâhı bırakmalıdır. 2-Günâh işlediğine, Allahü teâlâdan korktuğu için, utanmak ve pişmân olmak lâzımdır. 3-Bu günâhı bir dahâ hiç yapmamaya gönülden söz vermektir. Allahü teâlâ şartlarına uygun olan tövbeyi kabûl edeceğine söz vermiştir. Allahü teâlâdan korkmalı, Onun rahmetinden ümîdi kesmemelidir. Ümîd, korkudan çok olmalıdır. Böyle olanın ibâdetleri zevkli olur. Gençlerde korkunun, ihtiyârlarda ve hastalarda ise ümîdin dahâ fazla olması lâzımdır buyurulmuştur. Korkusuz ümid ve ümitsiz korku câiz değildir. Birincisi emîn olmaya, ikincisi ise, ümmîtsiz olmaya sebep olur. Hadîs-i kudsîde; (Kulumu, beni zannettiği gibi karşılarım) buyurulmuştur. Zümer sûresinin 53. âyet-i kerîmesinde de meâlen; (Allah bütün günâhları affeder. O gafûrdur, rahîmdir) buyuruldu. Bunlardan, ümidin fazla olması lâzım geldiği anlaşılmaktadır. (Allah korkusundan ağlayan, Cehenneme girmez) ve (Benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız) hadîs-i şerîfleri de, korkunun fazla olması lâzım geldiğini göstermektedir. Ebû Türâb hazretlerine bir genç gelerek; -Ey hocam çok günahkârım. Tövbe etsem, kabûl olur mu? deyince; -Ey genç! Ümitsiz olma! Çünkü Allahü teâlânın rahmet denizleri dalga dalga geliyor. Allahü teâlâ ziyâdesi ile tövbeleri kabûl edici ve affedicidir. Kulların günahlarını bağışlayıcıdır. Âsilerin tövbelerini kabûl edicidir. Âcizlere kâfidir. Düşkünlerin en iyi vekîlidir. Bütün günahlardan tövbe makbûldür buyurmuştur. Af ve magfiret için çok yalvarmalıdır. Her zamân yüz kerre "Estagfirullâhel'azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel hayyel kayyûme ve etûbü ileyh" demelidir. Abdestsiz de okunabilir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Kıyâmette, sahîfesinde çok istigfâr bulunanlara, müjdeler olsun!) KÜFRE GÖTÜREN KAPI!.. Mü'minin îmânı, korku ve ümid arasında olmalı, Allahü teâlânın azâbından korkmalı, fakat rahmetinden de bir an ümid kesmemelidir. Her günâhı işlemekten çok sakınmalı, günahı sebebiyle îmânının gitmesinden korkmalıdır. Bütün günâhları işlemiş olsa bile, Rabbimizin affedeceğinden hiç ümid kesmemeli, hemen tövbe etmelidir. Çünkü tövbe eden, hiç günah işlememiş gibi olur. Netice olarak, Allahü teâlânın azâbından korkmalı ve merhametinden ümîdli olmalı, Onun keremine, ihsânına güvenmeli ve emrolunan ibâdetleri de yapmalıdır. Abdullah-ı Ensârî hazretlerinin buyurduğu gibi: "Ümidsizlik, küfre götüren bir kapıdır. Allahü teâlânın rahmetinden ümidini kesmek küfürdür."