Allahü teâlâdan korkmalı fakat rahmetinden de ümidi kesmemelidir. Ümid, korkudan çok olmalıdır ki, böyle olanın ibâdetleri zevkli olur. Zümer sûresinin 53. âyet-i kerîmesinde meâlen; (Allah bütün günâhları affeder. O gafûrdur, rahîmdir) buyuruldu. Peygamber efendimiz de buyuruyor ki: (Günâh işleyen biri, pişmân olur, abdest alıp namâz kılar ve günâhı için istigfâr ederse, Allahü teâlâ, o günâhı elbette affeder. Çünkü Allahü teâlâ, Nisâ sûresi 109. âyetinde: Biri günâh işler veyâ kendine zulmeder, sonra pişmân olup, Allahü teâlâya istigfâr ederse, Allahü teâlâyı çok merhametli, af ve magfiret edici bulur, buyurmaktadır.) Hasan-ı Basrî hazretlerinin Şem'ûn adlı mecûsî bir komşusu vardı. Onun müslüman olması için Allahü teâlâya geceleri niyâz ederek ağlayıp yalvarırdı. Komşusu hastalanınca onun ziyaretine gider ve; -Ey Şem'ûn! Şu kadar müddetten beri ömür sürüp, rızkın için çalışıp didindin. Uzun yıllar ateşe taptın, gece gündüz yaratıcı sanarak ateşe secde eyledin. Fakat ateş seni kurtaramaz, gel tövbe ederek "Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah" de! Böylece Cennete gidesin buyurur. Mecûsî bâzı bahâneler ileri sürerek îmân etmek istemez. Bunun üzerine Hasan-ı Basrî hazretleri; -Senin söylediklerin teferruattır, asıl olan îmândır. Îmânla şereflenenler, Cehennem ateşine girseler bile sonunda kurtulurlar. Ama inkâr edenler, sonsuz olarak azâb çekerler. Eğer diğer ateşe tapanlar gibi acıklı bir azâba uğramak istemiyorsan, gel ikimiz elbiselerimizi çıkarıp yanan fırına girelim. Bakalım hangimizin bedenini ateşin alevleri yakmayacak buyurarak orada yanan bir ateşin içine kollarını sıvayıp sokar. Sonra da; -Ey Şem'ûn! Ateş dünyâ ve âhiret mahlûkudur ve Hakk'ın emriyle yakar. Allah'ın emriyle ateşin mizâcı su gibi, suyun mizâcı ateş gibi olur buyurarak kor hâlindeki ateşten kollarını çeker. Fakat ellerinde en ufak bir yanma alâmeti görülmez. Bu hal karşısında gönlü yumuşayan mecûsî, İslâma meyleder ve; BU KADAR GÜNAHIM VARKEN... -Efendim, bütün sözleriniz ve davranışlarınız güzel de, bu kadar telef edilmiş ömürden ve işlediğim kötülüklerden sonra, ben affa ve merhâmete lâyık olur muyum, Kelîme-i tevhîdi söylerek Cennete girebilir miyim, o nimetlere nâil olabilir miyim? der. Hasan-ı Basrî hazretleri; -Evet buyurur. Mecûsî; -Efendim, eğer bana bir ahitnâme yazıp kefil olursanız, îmâna gelirim. Yoksa korkarım der. Hasan-ı Basrî hazretleri de gereken teminâtı vererek onun Kelîme-i tevhîd söyleyerek îmân etmesine vesîle olur. İmânla şereflenen Şem'ûn daha sonra vefât eder ve defnedilir. Hasan-ı Basrî hazretleri evine döndüğünde kendi kendine; "Ey Hasan! Sen gayba hükmederek acâip sözler söyledin" der. Bu düşünceyle uyuyakalır. Rüyâsında Şem'ûn'u, başında kıymetli Cennet taşlarıyla süslenmiş bir tâc, beline altın bir kemer kuşanmış bir halde Cennet'e doğru gittiğini görür. Şem'ûn Hasan-ı Basrî hazretlerine yönelerek; -Allahü teâlânın lütfu, ihsânı çok büyükmüş. Merhâmetinden bir damla içmekle benim gibi binlerce âsîler rahmetine gark olurmuş. Allah'ın yardımıyla bu âsînin günahları da iyiliğe çevrildi ve Cennet bize de nasip kılındı der ve; senin yazdığın o kâğıda ihtiyaç kalmadı. İşte kâğıdın deyip Hasan-ı Basrî hazretlerinin eline verir. Hasan-ı Basrî hazretleri, uyandığında o kâğıdı elinde bulur. Netice olarak bir kimsenin, işlediği günahlar sebebi ile, Allahü teâlâdan ümidini kesmesi, küfürdür, imânın gitmesine sebep olur. Zira Allahü teâlâ, kullarının günâhlarını affedeceğini bildirmektedir. Bekir bin Abdullah Müzenî hazretlerinin buyurduğu gibi: "Ey Âdemoğlu! Allahü teâlânın rahmetinden öyle ümitli ol ki, bu ümidin seni, Allahü teâlânın mekrinden emin kılmasın. Eğer bundan emin olursan, günâhları işler, Allahü teâlânın gazâbına uğrarsın. Yine Allahü teâlâdan öyle kork ki, bu korku O'nun rahmetinden ümidini kestirmesin. Ne kadar günahkâr olursan ol, yine de Allahü teâlânın rahmet ve merhametinden ümidli ol."