"Âhirette hesâba çekilmeden önce..."

A -
A +

İn­san­lar, ye­ni bir yı­la gi­rin­ce ge­nel­de se­vi­nir, ne­şe­le­nir­ler. Yü­zü âhi­re­te dö­nük olan­lar ise, ömür­den bir se­ne da­ha git­ti­ği ve kab­re bi­raz da­ha yak­la­şıl­dı­ğı için, ken­di­le­ri­ni he­sâ­ba çe­ker­ler. Çün­kü Al­la­hü teâ­lâ, En­bi­yâ sû­re­si­nin 47. âyet-i ke­rî­me­sin­de meâ­len; (Kı­yâ­met gü­nü te­râ­zî ku­ra­ca­ğım. O gün, kim­se­ye zu­lüm edil­me­ye­cek­tir. Her­ke­sin, dün­yâ­da yap­mış ol­du­ğu zer­re ka­dar iyi­lik ve kö­tü­lük­le­ri­ni mey­dâ­na çı­ka­rıp, te­râ­zî­ye ko­ya­ca­ğım. Her­ke­sin he­sâ­bı­nı yap­ma­ya ye­ti­şi­rim) bu­yur­mak­ta­dır. Al­la­hü teâ­lâ, kul­la­rı­na çok mer­ha­met­li ol­du­ğu için bu­nu ha­ber ver­di ki, her­kes dün­yâ­da iken ken­di he­sâ­bı­nı gör­sün. Pey­gam­ber efen­di­miz de bu­yu­ru­yor ki: (Akıl­lı kim­se, öl­me­den ön­ce he­sâ­bı­nı gö­ren, ölüm­den son­ra ken­di­si­ne ya­ra­ya­cak şey­le­ri ya­pan kim­se­dir.) Zün­nûn-i Mıs­rî haz­ret­le­ri­ne; -Kul han­gi se­bep­le Cen­ne­te gi­rer? di­ye so­rul­duk­ta, ce­va­bın­da; -Beş şey ile: Eğ­ri­lik bu­lun­ma­yan bir doğ­ru­luk, gev­şek­lik bu­lun­ma­yan bir gay­ret, giz­li âşi­kâr Al­la­hü te­âlâ­yı an­mak, zik­ret­mek, yol ha­zır­lı­ğı ya­pıp, ölü­me ha­zır­la­na­rak, ölü­mü bek­le­mek ve he­sâ­ba çe­kil­me­den ön­ce ken­di­ni he­sâ­ba çek­mek­le bu­yur­muş­tur. ECEL GEL­ME­DEN... Ömer bin Ab­dü­la­zîz haz­ret­le­ri bu­yu­ru­yor ki: "Ecel gel­me­den, amel­ler so­na er­me­den, Al­la­hü teâ­lâ in­san­la­rı ve cin­le­ri he­sâ­ba çek­mek için hu­zû­ru­na ge­tir­me­den ön­ce, töv­be­yi fır­sat bil­me­li, af ve mağ­fi­re­te ka­vuş­ma­ya ça­lış­ma­lı­dır. Kı­yâ­met­te, he­sap gü­nün­de, mâ­ze­ret ka­bûl edil­mez. O za­man bü­tün giz­li şey­ler or­ta­ya çı­ka­rı­lır. Her­kes ken­di ba­şı­nın çâ­re­si­ni arar. İn­san­lar, amel­le­riy­le ge­lir­ler. Her­ke­sin amel­le­ri­ne gö­re du­ru­mu ay­rı ay­rı­dır. O gün, dün­yâ­da Al­la­hü teâ­lâ ve Re­sû­lü­nün emir­le­ri­ne uyup, ya­sak­la­rın­dan uzak kal­mış olan­la­ra ne mut­lu! Dün­yâ­da Al­la­hü te­âlâ­ya is­yân ede­rek âhi­re­te gö­çen­le­re ise çok ya­zık!" Âmir bin Ab­dul­lah haz­ret­le­ri, na­maz kı­lar­ken san­ki ta­mâ­men dün­yâ­dan çı­kar âhi­re­te gi­der­di. Na­ma­za dur­duk­tan son­ra ko­nu­şu­lan hiç­bir şe­yi işit­mez, ya­nın­da olup bi­ten hiç­bir şe­yin far­kı­na var­maz­dı. Bir gün ken­di­si­ne; -Na­maz kı­lar­ken ha­tı­rı­nı­za her­han­gi bir şey ge­lir mi? di­ye so­ran­la­ra; -Evet, Al­la­hü te­âlâ­nın hu­zû­run­da he­sâ­ba çe­ki­le­ce­ğim gün ile, Cen­net­lik ve­ya Ce­hen­nem­lik mi ola­ca­ğım kor­ku­su ge­lir, ce­vâ­bı­nı ver­miş­tir. Be­hâ­ed­dîn Bu­hâ­rî haz­ret­le­ri; "Bi­zim yo­lu­muz­da olan kim­se, dü­şü­nüp araş­tı­rır. Ken­di­ni he­sâ­ba çe­kip ba­kar. Geç­miş za­mâ­nı gaf­let ile mi, hu­zûr ile mi geç­ti? Eğer hu­zûr ile geç­miş­se, o kim­se­nin vak­ti de­ğer­len­di­ril­miş­tir. Al­la­hü te­âlâ­ya ham­det­sin. Eğer ge­çen za­man gaf­let ile geç­miş­se, o kim­se vak­ti­ni zâ­yi et­miş­tir. Ya­pa­ca­ğı iş, ge­le­ce­ği için ted­bir­li olup, töv­be et­mek­tir" bu­yur­muş­tur. Bâ­ye­zîd-i Bis­tâ­mî haz­ret­le­ri bu­yu­ru­yor ki: "Nef­si­ni he­sâ­ba çek. İl­me ya­pış ve ede­bi mu­hâ­fa­za et. Hak ve hu­kû­ka riâ­yet et. İbâ­det­ten ay­rıl­ma. Gü­zel ah­lâk­lı, mer­ha­met sâ­hi­bi ve yu­mu­şak ol. Al­la­hü te­âlâ­yı unut­tu­ra­cak her şey­den uzak dur ve on­la­ra ka­pıl­ma." "PİŞ­MAN OLUR­SUN EY NEF­SİM!" İmâm-ı Ga­zâ­lî haz­ret­le­ri nef­si­ne hi­ta­ben bu­yu­ru­yor ki: "Ey nef­sim, son­ra töv­be ede­rim ve iyi şey­ler ya­pa­rım di­yor­san, ölüm da­hâ ön­ce ge­le­bi­lir, piş­mân olup ka­lır­sın. Ya­rın töv­be et­me­yi, bu­gün et­mek­ten ko­lay sa­nı­yor­san, al­da­nı­yor­sun. Çün­kü töv­be, ge­cik­tik­çe zor­la­şır ve ölüm yak­la­şın­ca, hay­va­na yo­kuş önün­de yem ver­me­ye ben­zer ki, fay­da­sı ol­maz. Se­nin bu hâ­lin, şu ta­le­be­ye ben­zer ki, der­si­ne ça­lış­ma­yıp, im­ti­hân gü­nü hep­si­ni öğ­re­ni­rim sa­nır ve ilim öğ­ren­mek için, uzun za­mân lâ­zım ol­du­ğu­nu bi­le­mez. Bu­nun gi­bi, pis nef­si te­miz­le­mek için de, uzun za­mân mü­câ­he­de et­mek lâ­zım­dır. Ömür, bo­şu­na ge­çin­ce, bir ân­da, bu­nu na­sıl ya­pa­bi­lir­sin? İh­ti­yâr­la­ma­dan ön­ce genç­li­ğin, has­ta ol­ma­dan ön­ce sıh­ha­tin ve sı­kın­tı çek­me­den ön­ce râ­hat­lı­ğın ve öl­me­den ön­ce ha­yâ­tın kıy­me­ti­ni ni­çin bil­mi­yor­sun?.." Ne­ti­ce ola­rak her­kes, ken­di­ni he­sâ­ba çe­ke­rek, dün­ya­da iken yap­tık­la­rı­nın he­sâ­bı­nı gör­me­li­dir. Ak­si hal­de âhi­ret­te bu he­sâ­bın al­tın­dan kalk­mak çok zor olur. Pey­gam­ber efen­di­mi­zin bu­yur­du­ğu gi­bi: (Âhi­ret­te he­sâ­ba çe­kil­me­den ön­ce, dün­yâ­da iken he­sâ­bı­nı­zı gö­rü­nüz ve tar­tıl­ma­dan ön­ce, ken­di­ni­zi tar­tı­nız!)