"Allahü teâlâyı nasıl bilirsin?"

A -
A +

 Allahü teâlânın var ve kuvvet, kudret sâhibi olduğunu bilmek için, onun büyüklüğünü ve sıfatlarını öğrenmek lâzımdır. Her şeyden, her mahlûktan Allahü teâlâya giden bir yol vardır. Çünkü her mahlûkun kendisi ve sıfâtları Onun kudretinin eseridir. Bu eserlerin sâhibini bulan uyanık bir kimse, o gizli yolu ve o mânevî bağı görür, anlar, böylece Ona îmân etmekle şereflenir.

Vaktiyle Abdullah bin Mübârek hazretleri, bir yere giderken, geçtiği yol üzerinde, koyunlarını otlatan bir çoban çocuk görür. İlim öğrenecek yaşta koyunların peşinde koşan bu çocuğun hâline acır ve; 
"Zavallı, çocuklukta çobanlık yaparsa, büyüdüğünde Allahü teâlâya nasıl ibâdet yapar ve Onun mârifetine nasıl erişir?" der ve kendi kendine; 
"Gideyim, ona Allahü teâlâyı tanımakta bir mesele öğreteyim" diyerek, çocuğun yanına gelir. Ona; 
-Evlâdım, Allahü teâlâyı bilir misin? buyurur. Çocuk da; 
-Kul, sâhibini nasıl bilmez? der. 
-Allahü teâlâyı ne ile biliyorsun? 
-Bu koyunlarımla.
-Bu koyunlarla, Onu nasıl bilirsin?
-Bu birkaç koyun çobansız işe yaramaz. Bunlara su ve ot verecek, kurttan ve diğer tehlikelerden koruyacak birisi lâzımdır. Bundan anladım ki, kâinat, insanlar, cinler, hayvanlar ve canavarlar ve bu kanatlı kuşlar bir koruyucuya muhtaçtır. Bu binlerce çeşit mahlûkatı korumaya kâdir olan, ancak Allahü teâlâdan başkası değildir. İşte bu koyunlarla Allahü teâlâyı, böylece bildim.
-Allahü teâlâyı nasıl bilirsin?
-Hiçbir şeye benzetmeden bilirim.
-Böyle olduğunu nasıl anladın?
-Yine bu koyunlardan. 
-Nasıl?
-Ben çobanım. Onların koruyucusuyum. Onlar benim korumam ve tasarrufumdadırlar. Onlara dikkatle bakıyorum. Ne onlar bana benzerler, ne de ben onlara benzerim. Buradan, bir çoban koyunlarına benzemezse, sâhibimiz, yaratıcımız, koruyucumuz olan Allahü teâlânın da elbette kullarına benzemeyeceğini anladım.
Çocuğun bu cevabı üzerine Abdullah bin Mübârek hazretleri; 
-İyi söyledin. İlimden bir şey öğrendin mi? buyurur. Çocuk; 
-Ben bu sahrâlarda, nasıl ilim tahsîl edebilirim, der. 
-Peki başka ne öğrendin? 
-Üç ilim öğrendim. Gönül ilmi, dil ilmi ve beden ilmi. 
-Bunlar nelerdir, ben bunları bilmiyorum. 
-Gönül ilmi şudur ki, bana kalb verdi ve mârifet ve muhabbet yeri eyledi ki, bu kalb ile Onu bileyim, seveyim. Onun sevdiklerine gönülde yer vereyim, sevmediklerine yer vermeyeyim ve böylelerinden uzak olayım... Dil ilmi şudur ki, bana dil verdi ve dili zikretmek, Onun ismini söyleme yeri eyledi. Bununla Onu hatırlatanları dile getirmeyi, Ondan bahsetmeyen sözden onu korumayı, böyle sözden uzak olmayı îmâ etti... Beden ilmi şudur ki, bana beden vermiştir ve onu kendine hizmet yeri eylemiştir. Böylece Ona hizmet olan her şeyi yaparım, hizmet olmayan şeyi ise bedenimden uzaklaştırırım... 
Bunun üzerine Abdullah bin Mübârek hazretleri; 
-Ey çocuğum! Evvelki ve sonraki ilimler, senin bana bu öğrettiklerindir! dedikten sonra;
-Ey oğul, bana nasîhat et, buyurur. 
-Ey efendi! Âlim olduğun yüzünden belli oluyor. Eğer ilmi Allah rızâsı için öğrendiysen, insanlardan istemeyi, beklemeyi bırak. Yok, dünyâ için öğrenmişsen, Cennete kavuşamazsın, der...

İMAN ŞÖYLE OLMALIDIR Kİ!..
Allahü teâlânın varlığına kuvvetli îmân şöyle olmalıdır ki, ateşin yaktığına, yılanın zehirleyip öldürdüğüne yakîn üzere inanıp kaçtığı gibi, gönlünden tâm olarak, Allahü teâlâyı ve sıfatlarını büyük bilerek inanmak, Onun rızâsına, cemâline koşmak, gadâbından, azâbından kaçmak ve îmânı, mermer üzerine yazılan yazı gibi sağlam olarak gönlüne yerleştirmektir.
Netice olarak, insanları var eden ve varlıkta kalabilmeleri için lâzım olan her nimeti gönderen, Allahü teâlâdır. İnsan, nefes almadan, bir ân yaşayamaz. Bunun için Allahü teâlâ, havayı her ân ciğerimize kadar gönderiyor. Su da her yerde vardır. Gıdâ maddelerini insanlar hazırlıyor. Bebekleri ve hayvan yavrularını her ân, muntazam hava alarak yaşatan bir sonsuz kuvvet sâhibinin var olduğunu, Peygamberler haber veriyor. Bu kuvvet sâhibi, her insanda sayısız uzuvlar, organlar yaratmakta ve bunları muntazam çalıştırmaktadır. Bu sebeple Allahü teâlânın varlığı, sonsuz ilmi, kudreti ve merhameti güneş gibi meydândadır.