Allahü teâlâyı seven...

A -
A +

Sevenin, sevgilinin sevdiklerini sevmesi ve sevmediklerini sevmemesi lâzımdır. Bu sevgi ve düşmanlık, insanın elinde değildir, sevginin îcâbıdır ve kendiliğinden hâsıl olur. Seven kimse, sevmesinde ve düşmanlığında deli gibidir. Bunun için; (Bir kimseye deli denilmedikçe, bu kimsenin îmânı tam olmaz!) buyurulmuştur. Dostun dostları, insana sevimli görünür. Düşmanları da, çok çirkin görünür. Bir kimse, birisini seviyorum derse, onun düşmanlarından uzaklaşmadıkça, sözüne inanılmaz. Hadîs-i şerîfte; (Allahü teâlâ, bir Peygambere vahyetti ki, "Falan âbide söyle: Dünyâda zühd ederek, nefsini râhata kavuşturdun ve kendini kıymetlendirdin. Benim için ne yaptın?" Âbid sordu: Yâ Rabbî! Senin için ne yapılır? Allahü teâlâ buyurdu: "Düşmanıma, benim için düşmanlık ettin mi ve sevdiğimi benim için sevdin mi?") buyuruldu. HABÎBİNE UYMAK LAZIMDIR Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için, Allahü teâlânın Habîbine uymak lâzımdır. Âl-i İmrân sûresinin 31. âyet-i kerîmesinde meâlen; (Allahü teâlâyı seviyorsanız, bana tâbi olunuz! Allahü teâlâ, bana tâbi olanları sever) buyurulmuştur. Peygamber efendimiz de; (Allahü teâlâyı seven, beni sever) buyurmuştur. İnsânın saâdete kavuşması için, âdetlerinde, ibâdetlerinde, kısacası her işinde din ve dünyâ büyüklerinin reîsine benzemesi lâzımdır. Sevgilinin sevdikleri sevilir, düşmanları ise sevilmez. Beden ve kalb ile erişilebilecek bütün yüksek dereceler, Resûlullah efendimizi sevmeye bağlıdır. İnsânın olgunluğu, bu terâzî ile ölçülür. Bunun için, ibâdetlerin en kıymetlisi, Allahü teâlânın dostlarını sevmek ve düşmanlarını sevmemektir. Allahü teâlâyı sevmenin en büyük alâmeti budur ve seven insanda bu hâl, kendiliğinden hâsıl olur. Hadis-i şerifte; (Bir kimse, Allahü teâlâyı sevmezse ve Allahü teâlânın düşmanlarını düşman bilmezse, hakîkî îmân etmiş olmaz. Mü'minleri Allah için sever ve kâfirleri düşman bilirse, Allahü teâlânın sevgisine kavuşur) buyuruldu. Sevgiliyi sevenler, her zamân sevilir. Sevgilinin düşmanları, sevenin de düşmanları olur. Bundan dolayı, görünen ve görünmeyen bütün iyilikler, bütün üstünlükler, ancak o yüce Peygamberi sevmekle ele geçebilir. Yükselebilmenin, ilerlemenin ölçüsü, bu sevgidir. Allahü teâlâ, sevgili Peygamberini, insanların en güzeli, en iyisi, en sevimlisi olarak yarattı. Her iyiliği, her güzelliği, her üstünlüğü Onda topladı. Eshâb-ı kirâmın hepsi, Ona âşık idiler. Hepsinin kalbi, Onun sevgisi ile yanıyordu. Onun ay yüzünü, nûr saçan cemâlini görmeleri, lezzetlerin en tatlısı idi. Onun sevgisi uğruna canlarını, mallarını fedâ ettiler. Onu canlarından, mallarından, kısaca, her sevilenden dahâ çok sevdiler. Onu aşırı sevdikleri için, Onu sevenleri yani birbirlerini de çok sevdiler. Onun üstünlüğünü anlayamayıp, Onun güzelliğini göremeyip, Onu sevmek saâdetine kavuşamayanlara düşman oldular. Çünkü tâatların, iyiliklerin başı, dostları sevmek ve düşmanları sevmemektir. Allahı seviyorum diyenlerin, Eshâb-ı kirâm gibi olmaları lâzımdır. Seven bir kimse, sevdiğinin sevdiklerini de sever ve sevdiğinin düşmanlarına da düşman olur. Hadîs-i şerîfte; (Bir kimse, Allahın dostlarını sever, düşmanlarını düşman bilirse ve Allah için verir ve Allah için vermezse, îmânı kâmil olur) buyuruldu. SAADETE KAVUŞMAK İÇİN Netice olarak, Muhammed aleyhisselâma uymadıkça, Allahü teâlâyı sevmek saâdeti ele geçemez. Saâdete kavuşmak isteyen bir kimse, bütün âdetlerini, ibâdetlerini ve alışverişlerini Muhammed aleyhisselâm gibi yapmaya çalışmalıdır. Ayrıca Allahü teâlâyı seviyorum diyebilmek için, Onun sevdiklerini sevmek ve düşmanlarını da sevmemek lâzımdır. Allahü teâlânın sevdiklerini, Allahü teâlâyı sevenlerin dirilerini ve ölülerini seven kimse, büyük saâdete, iyiliklere kavuşur. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi: (Üç şey îmânın lezzetini arttırır: Allahü teâlâyı ve Resûlünü her şeyden çok sevmek, kendisini sevmeyen Müslümânı Allah rızâsı için sevmek, Allahü teâlânın düşmanlarını sevmemek.)