Bu dünyâ, âhıret yolcularının bir konak yeridir. İnsana burada yiyecek ve giyecek lâzımdır. Bunlar ise çalışmadan ele geçmez. Her ân mal kazanmak için uğraşan aldanmıştır. Hem âhıret için hâzırlanmalı, hem de dünyâ ihtiyâçlarını kazanmalıdır. Fakat, bunları da, âhıret yolculuğunda lâzım olduğunu düşünerek kazanmalıdır. Kendinin ve çoluk çocuğunun ihtiyâçlarını helâlden kazanmak, kimseye muhtâç kalmamak, cihâd etmektir. Birçok ibâdetlerden dahâ sevâbtır. Resûlullah efendimiz, bir sabâh, Eshâbı ile sohbet ederken, kuvvetli bir genç, erkenden dükkânına doğru geçip gider. Orada bulunanlardan bazıları; -Erkenden dünyâlık kazanmaya gideceğine, buraya gelip birkaç şey öğrenseydi iyi olurdu, deyince, Resûlullah efendimiz; -Öyle söylemeyiniz! Eğer kimseye muhtâç olmamak ve ana, baba, çoluk çocuğunu da muhtâç etmemek için gidiyorsa, her adımı ibâdettir. Eğer, herkese öğünmek, keyif sürmek niyyetinde ise, şeytânla berâberdir buyurdu. Ebû Süleymân-ı Dârânî hazretleri; "Helâlden bir lokma az yimeyi, akşamdan sabâha kadar namâz kılmaktan dahâ çok severim" buyurmuştur. Çünkü mide dolu olunca, kalbe gaflet basar. İnsan Rabbini unutur. Helâlin fazlası böyle yaparsa, mideyi harâm ile dolduranların hâli acabâ nasıl olur? İHLAS İLE... Sehl bin Abdullah Tüsterî hazretleri buyuruyor ki: "Yolumuzun esâsı üç şeydir: Helâl yimek, ahlâk ve amelde Resûl aleyhisselâma tâbi olmak ve ihlâs yani her işi, yalnız Allah rızâsı için yapmaktır." Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri, Seyyid Kâsım hazretlerinden şöyle nakleder: "Zamânımızda hikmet ve hârika niçin az zâhir oluyor, bilir misin? Çünkü bu zamanda kalbin temizlenmesi pek az insanda kalmıştır. Olgunluğa ulaşmak, kalbin tasfiyesi iledir. Kalbin temizlenmesi, helâl lokma yemekle mümkündür. Bu zamanda helâl lokma yiyen pek azdır. Bâtınını, kalbini tasfiye etmiş insan da yok gibidir ki ondan ilâhî esrâr, sırlar nasıl tecellî etsin?" Behâeddîn Buhârî hazretleri tasavvufdaki hâllerinin kaybolduğunu söyleyen bir talebesine; "Yediğin lokmaların helâlden olup olmadığını araştır" buyurmuştur. Talebesi araştırtığında, yemeğini pişirirken ocakta helâl olup olmadığı şüpheli bir parça odun yakmış olduğunu tesbit ederek tövbe etmiştir. İbrâhim bin Edhem hazretleri; "Lokmayı helâlden temin edebilmek için uğraşmak, geceleri ibâdet edip, gündüzleri oruç tutmaktan efdaldir. Çünkü her şeyin başı helâl lokmadır" buyurmuştur. Bütün ibâdetlerin başı, helâl lokma kazanmak, çoluk çocuğuna helâl yedirmektir. Hadis-i şerifde; (Harâm yiyenlerin ne farzları, ne de sünnetleri kabûl olmaz) buyuruldu. HESABA İNANAN... Âhıret gününe ve oradaki hesaba inanan herkesin, helâl lokma yiyerek ve harâmlardan sakınarak vücudunu ve kalbini temizlemesi lâzımdır. Çünkü Peygamber efendimiz; (Harâm ile beslenen vucûdun ateşte yanması dahâ iyidir) buyurmuştur. Hazret-i Ebû Bekir, hizmetçisinin getirdiği sütü içti. Sonra bunun helâlden olmadığını anlayınca, parmağını boğazına sokarak kay etti, çıkardı. O kadar zahmetle çıkardı ki, ölüyor sandılar. Sonra da; "Yâ Rabbî! Elimden geleni yaptım. Midemde ve damarlarımda kalan zerrelerden sana sığınırım!" diye yalvardı. Hazret-i Ömer de, Beyt-ülmâla âit zekât develerinin sütünden, yanlışlıkla verilip içtiği zamân, böyle yapmıştır. Abdüllah bin Ömer hazretleri buyurdu ki: "Kanbur oluncıya kadar namâz kılsanız ve kıl gibi oluncıya kadar oruç tutsanız, harâmdan kaçınmadıkça, kabûl edilmez, faydası olmaz." Sehl bin Abdullah Tüsterî hazretleri buyuruyor ki: "Harâm yiyenlerin yedi âzâsı, istese de, istemese de günâh işler. Helâl yiyenlerin âzâsı, ibâdet eder. Hayır işlemesi kolay ve tatlı gelir." Netice olarak, dinimizin bildirdiği şekilde, helâl yoldan kazanmalı ve helâl lokma yemeli, haramdan sakınmalıdır. Çünkü harâm yiyenin duâsının bile kabul olmadığı kitaplarda yazılıdır. Harâmla beslenen vücut da, ibâdet edemez, isyân eder, günâha girer. Alâüddevle Ahmed bin Muhammed Semnânî hazretlerinin buyurduğu gibidir. "İnsan vücûdunda amellerin tohumu, yenilen lokmadır. Bir kimse lokmayı gaflet içinde yerse, lokma helâlden de olsa, insanların ondan fayda görmesi mümkün değildir."