Asırlarca yaşıyabilmek için...

A -
A +

Canlı, cansız herşeyin bir ömrü vardır. Herşeyin ömrü, yani varlıkta kalma zamânı başkadır. Ömrü sâniye ile ölçülen varlıklar olduğu gibi, asırlarca yaşayanlar da vardır. En uzun ömürlü varlıklar, element denilen basît cisimlerdir. Allahü teâlâ, bugün bilinen 104 elementi yaratmış, bunlardan herbirine başka başka özellikler vermiştir. Her element atomlardan yapılmıştır. Her atomu, bir mikro-dinamo gibi, büyük bir enerji deposu yapmıştır. Atomların yığılmasından molekülleri veya iyon şebekelerini, böylece organik ve anorganik bileşikleri ve hücreleri, çeşitli dokuları ve sistemleri yaratmıştır. Bunların herbirinde, akılları şaşırtan, incelikler, kânunlar, düzenler vardır. Meselâ, ancak mikroskopla görülebilen bir hücre, çeşitli atölyeleri bulunan muazzam bir fabrika gibidir. İnsan aklı, bugüne kadar, bu fabrikanın ancak birkaç makinasını görebilmiştir. Bir insan vücûdunda ortalama 30 trilyon hücre vardır. Bu hücrelerin çalışabilmesi gerek insanda, gerekse dış âlemde binlerce uygun şartların bulunmasına bağlıdır. Bunlardan biri bozulursa, insan vücûdu çalışamaz durur. Allahü teâlâ, bu sayısız düzenleri yaratarak beden makinasını otomatik olarak çalıştırmaktadır. Ruh, bu makinanın elektrik kuvveti gibidir. Bir motorda ufak bir ârıza olunca cereyan kesildiği gibi, insan vücûdunun içindeki ve dışındaki yapı ve düzenlerde hâsıl olacak bir ârıza da, rûhun bedenden ayrılmasına sebep olur ve insan ölür. Zaten Enbiyâ sûresinin 35 ve Ankebût sûresinin 57. âyetlerinde meâlen; (Her canlı, ölümün tadını tadacaktır!) buyurulmuştur. Bunun için, her insan ölecektir ve ölümden kurtuluş da yoktur. Hadîs-i şerîfde; (Ömrü uzun, ibâdetleri de çok olana müjdeler olsun!) buyuruldu. Dünyâda hiçbir makina, hiçbir motor süresiz çalışamıyor. Aşınarak, yıpranarak, çürüğe ayrılıyor. Bu, bir genel kânundur. Vücut makinası da, bu kânuna uyarak, yıpranıyor, çürüğe ayrılıyor. YOK OLMAK DEĞİLDİR Ölmek, yok olmak değildir. Varlığı bozmayan bir iştir. Mevt, rûhun bedene olan bağlılığının sona ermesi, bedenden ayrılmasıdır. Mevt, insanın bir hâlden başka bir hâle dönmesidir. Bir evden, bir eve göç etmektir. Ömer bin Abdül'azîz hazretleri; "Sizler, ancak ebediyyet, sonsuzluk için yaratıldınız! Lâkin bir evden, bir eve göç edersiniz!" buyurmuştur. Her canlı ölümü tadacağına göre, insanın asırlarca yaşaması mümkün müdür? Beden olarak mümkün değildir ama; "At ölür meydan kalır, yiğit ölür namı kalır" diye bir ata sözü vardır. İnsan, bedenen asırlarca yaşayamasa bile, gönüllere taht kurarak veya bir eser bırakarak asırlarca hayatta kalabilir. Muhabbet, sevmek, hep berâber olmayı istemek, berâber olmaktan zevk, lezzet duymak demektir. Muhabbetin yeri ise, kalbdir. İnsan sevdiğini hiç unutmaz. Nitekim Peygamber efendimiz; (İnsan, sevdiğini çok zikreder, anar) buyurmuşlardır. Dünyâyı seven, hâtırlayan kalb, hastadır. Kalbin temiz olması, dünyâ dediğimiz şeyleri sevmekten, hâtırlamaktan kurtulması demektir. Kalb hastalığının ilâcı ise, islâmiyyete uymak ve Allahü teâlâyı çok zikretmek, hâtırlamaktır. Böyle olan bir kimseyi, Allahü teâlâ sever, Onun sevdiğini de herkes sever ve gönüllerde taht kurar. Asırlar geçse de, o kimse, hep gönüllerde yaşamaya devam eder. Hadîs-i şerîfde; (İnsanların en iyisi, ömrü uzun ve ameli güzel olan kimsedir. İnsanların en kötüsü de, ömrü uzun, ameli kötü olandır) buyuruldu. Netice olarak, bir insanın, şu ölümlü dünyada, bedenen asırlarca hayatta kalması mümkün değil ise de, kalblere taht kurarak, asırlarca gönüllerde yaşaması mümkündür. Peygamberler başta olmak üzere, Allahü teâlânın sevgili kullarının, asırlar geçmesine rağmen, kendilerinden sevgiyle, muhabbetle bahsedilmesinin sebebi de budur. Şu beyitlerde ifade edildiği gibi: Kimseye bâkî değildir, mülk-i dünyâ sîmü zer. Bir harâb olmuş kalbi, tâmîr etmektir hüner. Buna fânî dünyâ derler, durmayıp, dâim döner. Âdem oğlu bir fenerdir, âkıbet birgün söner!