Başkasını, kendinden önce düşünmek

A -
A +

îsâr; başkasının ihtiyâcını kendi ihtiyâcından önce düşünmek, muhtâç olduğu hâlde, elindeki malı muhtâç olana verip, yokluğa katlanmak demektir. İnsana lâzım olan şeylerde îsâr yapılır, ibâdetlerde îsâr yapılmaz. Meselâ, câmide birinci saftaki yerini başkasına vermez. Namâz vakti gelince abdestsiz kimsenin abdest suyunu, başkasına îsâr etmesi, vermesi câiz değildir. Bir kimsenin hakkını geri vermek, ona olan borcunu ödemek, adâlet olur. Hakkından fazlasını vermek, ihsân olur. Muhtâç olduğu malını başkasına vermek, îsâr olur. Abdullah bin Cafer hazretlerini, halife hazret-i Muâviye çok severmiş. Her sene, kendisine on milyon dirhem gümüş, maaş verirmiş. Halifeye; -Abdullah bin Cafer'e her sene neden bu kadar çok para verip, devletin hazînesini boşuna sarf ediyorsun? diye sorduklarında; -Ben bu malı, Abdullah bin Cafer'e vermiyorum. Medîne-i münevverenin fakîrlerine veriyorum. İsterseniz araştırın demiş. Araştırıyorlar ve gerçekten de, Abdullah bin Cafer'in, paraların hepsini fakîrlere, yetîmlere verip kendisinin ve âilesinin fakirlik içinde yaşadığını görürler... MİSAFİRE GÜZEL MUAMELE... Îsâr, Peygamber efendimizin ahlâkındandır, Allahü teâlânın sevdiği bir huydur. Her Müslüman, hiç olmazsa ömründe bir kere bile olsa îsâr etmelidir. Müslüman, arkadaşına, misâfirine her şeyin en iyisini verir, vermelidir. Kendine lâzım olmayanı, herkes verebilir ama kendi ihtiyâcı olan bir şeyi verebilmek, kolay bir şey değildir. Bunu ancak Peygamber efendimizin ahlâkı ile ahlâklananlar yapabilir. Misâfire güzel muâmele etmemek, Allahü teâlânın gadâbına sebep olur. Vaktiyle bir tüccâr, ticâret için gittiği başka bir memlekette hamama gitmiş. Bakmış ki hamamda hizmet eden tellak, aynı kendi hocasına benziyor. Kendi kendine, acaba gerçekten o mu, değil mi diye şaşkın şaşkın bakarken, hocası; -Evladım, yanlış görmedin, evet ben senin hocanım. Neden bu hâle geldin diye bana sor. Sor ki ben de anlatayım. Herkese de bunu haber verin ki, ibret olsun demiş. Hocasının ısrarı üzerine, bu hâle düşmesinin sebebini sormuş. Hocası demiş ki: -Bir gün bizim eve bir misâfir geldi. Balık ikrâm edecektim. Mutfakta balığın kılçıksız yerlerini kendime ayırdım, kılçıklı taraflarını da misâfire verdim. Bu hâl, Allahü teâlânın gadâbına sebep oldu. Neyim varsa hepsi gitti, hiçbir şeyim kalmadı. Hatta canını verircesine seven talebelerim bana düşman oldu. Çocuklarım bile beni terk etti, aç kaldım. Hiçbir yerde iş bulamadım. İş bulabilmek için şehir şehir dolaştım. Ancak senin de gördüğün gibi ancak bu işi bulabildim. Herkese beni anlatın ki, bu hâlim onlara ibret olsun ve hiç kimse böyle yapmasın!.. Îsârın en güzel örneği, Peygamber efendimizin Eshâbında görülmüştür. Eshâb-ı kirâmdan hazret-i Huzeyfe şöyle anlatmıştır: "Yermük Savaşında yaralılar arasında amcamın oğlunu arıyordum. Yanımda biraz su vardı. Onu buldum; -Su ister misin deyince; -İsterim dedi. Tam suyu vereceğim sırada biraz ileriden bir yaralı; -Su! diye inledi. Amcamın oğlu îsâr edip suyu ona götürmem için işâret etti. Gittim baktım ki, Hişâm bin Âs. Suyu tam ona vereceğim zaman biraz ileriden bir başka yaralı; -Su! diye feryâd etti. Hişâm bin Âs da îsâr edip suyu ona götürmem için işâret etti. Bu sefer suyu ona vermek için yanına gittim. Yanına varıncaya kadar vefât etti. Hişâm'ın yanına geri döndüm. O da vefât etmiş! Amcamın oğlunun yanına koştum, onu da vefât etmiş buldum. Su elimde kaldı. Allahü teâlâ hepsine rahmet etsin." HANGİ HUY?.. Netice olarak, kendisine lâzım olan bir şeyi, Müslüman kardeşine verebilmek yani isâr etmek, Müslüman ahlâkıdır. Bu hâl, dinimizin şiârıdır, Peygamber efendimizin beğendiği, her zaman yaptığıdır ve Allahü teâlânın da istediği bir huydur. Her peygamberin, Peygamber olarak seçilmesinin bir sebebi, güzel bir huyu vardır. Peygamber efendimize de; -Ya Resûllallah, sizin Peygamber olmanıza hangi huyunuz sebeb olmuştur dediklerinde, Peygamber efendimiz; -İsârdır buyurmuşlardır. Yani kendisine lâzım olanı verebilmektir...