İslâmiyetten önceki Mekke toplumunda doğup büyüyen hazret-i Ömer, çok heybetli, cesur ve kuvvetli idi. Hitâbetinin üstünlüğü ve ata binmekteki mahareti ile meşhûr olmuştur. Müslüman oluşu şöyle anlatılır: Hazret-i Hamza'nın îmâna gelişi, Müslümanları sevindirmiş, müşrikleri ise üzmüştü. Müşriklerin ileri gelenleri; -Muhammed'in adamları çoğalıyor. Bunu önlemeye çare bulalım, derler. Ebû Cehil; -Muhammed'i öldürmekten başka çâre yoktur, der ve ortaya ödül koyar. Ömer bin Hâttâb, bunu kendisinin yapacağını söyleyerek yola çıkar. Yolda onu gören Nu'aym bin Abdullah; -Bu hiddetle nereye yâ Ömer? der. O da; -Millet arasına ikilik sokan Muhammed'i öldürmeye gidiyorum, der. -Ya Ömer! Ona yaklaşmak zordur. Onu öldürsen bile Abdulmuttalib oğullarından yakanı kurtaramazsın, der. Bu sözlere çok kızar ve; -Yoksa, sende mi onlardansın, diyerek, kılıcına sarılır. -Yâ Ömer, kız kardeşin ve kocası da Müslüman oldu, deyince hemen kız kardeşinin evine gider. Evden, yeni nâzil olan Tâhâ sûresinin okunduğunu işitir. Kapıyı sertçe çalar. Onu, kılıç belinde, kızgın görünce, Kur'an öğreten hazret-i Habbâb'ı gizlerler, kapıyı açarlar. Onlara; -Ne okuyordunuz? diye sorar. -Bir şey yok, denilince, öfkesi artar; -İşittiğim doğru imiş, diyerek eniştesine saldırır. Araya giren kız kardeşini de dövmeye başlar. Fakat kız kardeşi, îmânının kuvveti ile, Allahü teâlâya sığınarak; -Yâ Ömer, niçin âyetler ve mu'cizelerle gönderdiği Peygamberine inanmazsın? Ben ve zevcim, Müslüman olmakla şereflendik. Başımızı kessen, bundan dönmeyiz, der ve Kelime-i şehâdeti söyleyiverir. Hazret-i Ömer sarsılır ve yumuşak bir sesle; -Şu okuduğunuzu bir çıkarın, der. Kız kardeşi; -Sen temizlenmedikçe onu sana vermeyiz, der. Hazret-i Ömer istenileni yapar ve kendisine, Tâhâ sûresinin yazılı nüshası verilir ve okumaya başlar. Kur'ân-ı kerîmin fesahati, belagatı, mânâları ve üstünlükleri kalbini yumuşatır. (Göklerde ve yeryüzünde ve bunların arasında ve toprağın altındaki şeyler hep O'nundur) âyetini okuyunca, derin derin düşünceye dalar. -Yâ Fâtıma, bütün bunlar, hep sizin inandığınız Allahın mıdır? diye sorar. Kardeşi; -Evet, öyle, şüphen mi var? der. -Yâ Fâtıma! Bizim binbeşyüz kadar putumuz var. Hiçbirinin, bir şeyi yok, diyerek, şaşkınlığı artar. Biraz daha okur. (O'ndan başkasına, tapılmaz, bel bağlanmaz. Her şey, ancak O'ndan beklenir. En güzel isimler O'nundur) âyetini düşünür. -Hakîkaten, ne kadar doğru, der. Hazret-i Habbâb bu sözü işitince, gizlendiği yerden çıkar ve; -Müjde yâ Ömer! Resûlullah efendimiz Allahü teâlâya duâ ederek; "Yâ Rabbi! Bu dini, Ebû Cehil yâhut Ömer ile kuvvetlendir" buyurmuştu. İşte bu saâdet sana nasip oldu, der. Bütün bunlar, hazret-i Ömer'in kalbindeki düşmanlığı siler ve; -Resûlullah efendimiz nerede? diye sorar. Zira kalbi, Resûlullah efendimizin sevgisi ile yanmaya başlamıştır. Resûlulluh efendimiz ise, hazret-i Erkam'ın evindedir. Kendisini oraya götürürler. Onun kılıçla geldiğini gören Müslümanlar telaşlanırlar ise de, Resûlullah efendimiz; (Yol verin, içeri gelsin!) buyurur. Zira Cebrâil aleyhisselâm hazret-i Ömer'in îmân ettiğini, yolda olduğunu haber vermiştir. Resûlullah efendimiz, hazret-i Ömer'i tebessümle karşılar ve; (Îmân etme zamanı gelmedi mi yâ Ömer!) buyurur. O da Kelime-i şehâdeti söyleyerek Müslüman olur. Eshâb-ı kirâm, çok sevinir, tekbir getirirler... "HATTAB OĞLU ÖMER'İM!.." Netice olarak hazret-i Hamza'dan üç gün sonra hazret-i Ömer'in Müslüman olması, Müslümanları kuvvetlendirir. Hazret-i Ömer; Müslümanların sayısının kendisi ile kırk kişi olduğunu öğrenince, beraberce Kâbe'ye gitmeyi teklif eder. Resûlullah efendimiz kabûl buyurunce, önde hazret-i Ömer olmak üzere Harem-i şerîfe gidilir. Kureyş'in ileri gelenleri, onları görünce sevinirler ise de, Ebû Cehil, bu gelişi beğenmez ve; -Yâ Ömer! Bu ne hâl? diye sorar. Hazret-i Ömer hiç aldırış etmeden Kelime-i şehâdeti yüksek sesle söyler ve; -Beni bilen bilir. Bilmeyen bilsin ki, Hattâb oğlu Ömer'im. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen, yerinden kıpırdasın! diyerek meydan okur. Müşrikler geriye çekilip dağılırlar. Müslümanlar da, Kâbe'de, yüksek sesle tekbir alır ve ilk olarak açıkça ibâdet ederler...