"Bid'at işleyenin, ibâdeti kabûl olmaz"

A -
A +

Bid'at; Peygamber efendimizin ve dört halîfesinin zamânlarında bulunmayıp da, onlardan sonra, dinde meydâna çıkarılan, ibâdet olarak yapılmaya başlanan şeylerdir. İbâdetlerde yapılan değişikliklere bid'at denir. İbâdet yaparken bid'at işlemek harâmdır ve ibâdetin bozulmasına sebep olur. Bid'at işlemek büyük günâh olup, hiçbir ibâdetin kabûl olmamasına sebeptir. Nitekim hadîs-i şerîfte; (Bid'at işleyenin hiçbir ibâdeti kabûl olmaz) buyuruldu. Bid'atten çok sakınmalıdır. Bid'at sâhibi ile arkadaşlık etmemeli, onunla görüşmemelidir. İtikâdı bozuk olan ve bid'at işliyenlerle konuşmamalıdır. Bid'at, emir olunmayan şeyi veyâ emri değiştirerek, ibâdet olarak yapmak demektir. Emri yapmamak, bid'at olmaz, fısk, günâh olur. Fâsık, ibâdet yaptığına değil, suçlu olduğuna inanmaktadır. Bid'at işlemek, en kötü fısktır, adam öldürmekten de dahâ büyük günâhtır. Bazı bid'atler, küfre, îmânın gitmesine sebep olurlar. Atâî Horasanî hazretleri şöyle anlatır: ŞEYTANIN FERYÂDI!.. "Nisa sûresinin 110. âyet-i kerimesinde meâlen; (Kim bir fenâlık yapar veya nefsine zulmeder de Allahtan mağfiret dilerse, Allahı çok bağışlayıcı, çok merhametli bulur) buyurulmaktadır. Nisa sûresinin bu 110. âyet-i kerîmesi nâzil olunca, Şeytan, korkunç bir ses ile feryâd eder. Sesi öyle yüksek çıkar ki, yeryüzündeki bütün yardımcıları işitip yanına gelirler ve; -Nedir bu hâlin? Bu şiddetli feryadın sebebi nedir? diye sorarlar. O da; -Benim hilelerim ile bu ümmete işlettiğim günahların af ve mağfireti hakkında, bu ümmetin Peygamberine bir âyet-i kerîme nâzil oldu der. Yardımcıları bunun hangi âyet-i kerîme olduğunu sorunca, Nisa sûresinin 110. âyet-i kerîmesini onlara okur ve sonra da şöyle der: -Bu âyet-i kerîmede Allahü teâlâ istiğfar edenlere af ve mağfiretini vâdetti. Allahü teâlânın vâdinde dönmek yoktur. Şimdi düşünün, acaba buna bir hîle yolu bulabilir misiniz? Onlar; -Hayır, biz böyle bir hîle yolu bilmiyoruz derler. Bunun üzerine Şeytan onlara; -Hele siz gidip biraz düşünün. Belki bir hîle yolu bulabilirsiniz. Ben de bu arada düşüneyim der. Şeytanın yardımcıları oradan ayrıldıktan bir süre sonra, Şeytan yine bir nâra atar ve bütün yardımcıları tekrar toplanıp gelir. Şeytan onlara; -Bir yol bulabildiniz mi? diye sorunca, onlar; -Hayır cevâbını verirler. Şeytan; -Ben bir hîle yolu buldum der. Avânesi, yardımcıları, bunun ne olduğunu sorunca da şöyle der: -O büyük Peygamber âhirete intikâl ettikten sonra, ümmetine güzel amel sûretinde çeşitli bid'atler işletelim. Bunları ne Peygamberleri, ne halîfeleri ne de eshâbı yapmış olsun. Böyle amelleri onlara güzel göstermek sûretiyle, onlar o bid'atleri sünnet sanıp ısrarla üzerine düşüp yaparlar. O yaptıkları amelden de tövbe ve istiğfar etmezler. Bu işledikleri bid'atlerle onların Cehenneme girmelerini sağlar, muradımıza ereriz der." KURTULUŞ YOLU... Bütün saâdetlerin yolu İslâmiyete uymaktır. Kurtuluş yolu, Resûlullah efendimizin izinde olmaktır. Hak ile bâtılı ayıran alâmet, Resûlullah efendimize uymaktır. Onun dînine yani İslâmiyete uymayan her söz, her yazı ve her iş kıymetsizdir. Abdullah ibni Mübârek hazretleri buyurdu ki: "Müstehapları yapmakta gevşek davranan, sünnetleri yapamaz. Sünnetleri yapmakta gevşeklik de, farzların yapılmasını zorlaştırır. Farzlarda gevşek davranan da, ma'rifete yani Allahü teâlânın rızâsına kavuşamaz." İbâdetlere faydalı şeyler ilâve ediyoruz demek doğru değildir. Böyle sözler, din düşmanlarının yalanlarıdır. Peygamber efendimiz; (İbâdetleri benden ve eshâbımdan gördüğünüz gibi yapınız! İbâdetlerde değişiklik yapanlara bid'at ehli denir. Bid'at sâhipleri, muhakkak Cehenneme gidecektir. Bunların hiçbir ibâdetleri kabûl olmaz) buyurdu. Netice olarak bid'at, Peygamber efendimizin ve Onun dört halîfesinin zamânlarında bulunmayıp da, dinde, sonradan meydâna çıkarılan, uydurulan inanışlara, sözlere, işlere, şekillere ve âdetlere denir. Bunların hepsini din diye, ibâdet diye uydurmak veyâ dînin ehemmiyet verdiği şeyleri dinden ayrıdır, din buna karışmaz demek bid'attir. Bid'atlerin bâzıları küfür yani îmânı giderir, bâzıları da büyük günâhtır.