Bid'at, Arapça bir kelimedir ve önceden olmayıp sonradan ortaya çıkarılan her şey demektir... Dinde bid'at, Eshâb-ı kirâm ve Tâbi'în zamânından sonra, Resûlullah efendimizin izni olmadan, dinde yapılan eklemeler ve noksanlıklar, yani ibâdet olarak yapılan, sevap olduğu düşünülen değişiklikler demektir. Dinde reform, dinde bid'at demektir. Her bid'at, sünneti değiştiriyor ve değiştirmek de, yok etmek demektir İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: "Bid'at demek, Resûlullah efendimizin ve Onun dört halîfesi zamânlarında bulunmayıp da, dinde sonradan meydâna çıkan şeylere denir. Resûlullah efendimiz buyurdu ki: (Sözlerin en iyisi, Allahü teâlânın kitâbıdır. Yolların en iyisi, Muhammed aleyhisselâmın gösterdiği yoldur. İşlerin en kötüsü, bu yolda yapılan değişikliklerdir. Bid'atlerin hepsi dalâlettir, sapıklıktır.) Dinde yapılan her değişiklik bid'attir ve hepsi de seyyiedir, kötüdür... O hâlde, Resûlullah efendimizin sünnetine bir şey katmamalı ve Onun Eshâb-ı kirâmına uymalıdır. Çünkü Eshâb-ı kirâmdan her biri, gökteki yıldızlar gibidir. Herhangi birine uyan saâdete kavuşur." ÂDETTEKİ DEĞİŞİKLİKLER... Âdetlerde yapılan değişiklikler, bu bid'atin dışında kalmaktadır. Hadîs-i şerîflerde kötü olduğu bildirilen, dindeki bid'atlerdir yani dinde reformlardır. Ehl-i sünnet âlimlerinin ibâdetlerde, ictihâd ile buldukları bilgiler bid'at değildir. Bu bilgileri bulurken yanılmaları suç olmaz. Dört mezhebin imâmları, bu bilgileri, İslâmiyyetin sâhibinin izni ile, İslâmiyyetin bildirdiği delîllerden, senetlerden çıkarmışlardır. Bu bilgiler, İslâmiyyeti değiştirmiş değil, İslâmiyyete yardımcı olmuşlardır. Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açık bildirilmiş şeylerde ictihâd yapılmaz. Bunlar, olduğu gibi kabûl edilir. Açık bildirilmemiş bir işi gösteren delîli ararken yanılmak suç olmaz. Fakat bu delîl yani doğru yol açık olup da, müctehid bu delîli bulmakta yanılarak veyâ bir delîlden çıkarılmayıp, akla uyarak yapılan ibâdetler, bid'at olur, sapıklık olur. Böyle reformlar, bir müekked sünnetin ortadan kalkmasına sebeb olursa, günâhı dahâ çok olur. Resûlullah efendimizin ibâdet olarak yaptığı ve ara sıra bıraktığı şeylere sünnet-i hüdâ veyâ müekked sünnet denir. Bunları ara sıra yapmayanlara azâb bildirilmedi. Hiç terk etmediği ve terk edenlere azâb yapılacağını bildirdiklerine vâcib denir. Ara sıra yaptığı ibâdetlere müekked olmayan sünnet veyâ müstehab denir. Âdet olarak yaptıklarına sünnet-i zevâid veyâ edeb denir. İyi şeylere sağdan, fenâ şeylere soldan başlamak ve sağ, sol elleri kullanmak edebdir. Âdetlerde değişiklik yapmak, bid'at değildir. Vera' sâhiblerinin yapmaması iyi olur. Hadîs-i şerîfte; (Benim sünnetime ve benden sonra, hulefâ-i râşidînin sünnetlerine sarılınız!) buyuruldu. Sünnet sözü, yalnız olarak söylenildiği zamân, İslâmiyyetin bildirdiği her şey demektir. Resûlullah efendimiz, âdetlerde bir şey bildirmedi. Çünkü Resûlullah efendimiz, insanlara dinlerini bildirmek için geldi. Dünyâda muhtâç oldukları şeylerin yapılmasını öğretmek için gelmedi. Hadîs-i şerîfte; (Dünyâ işlerinizi yapmasını siz dahâ iyi bilirsiniz!) buyuruldu. BİD'AT SAYILMAYANLAR!.. Dünyânıza faydası olan şeyleri bulup yapmanız için benim bildirmeme lüzûm yoktur demektir. Dînî vazîfelerinizi, ibâdetlerinizi bilemezsiniz. Onları benden öğreniniz demektir. Bunun için âdetler, İslâmiyyetin dışında kalmaktadır. İslâmiyyetin dışında olan şeylerde yapılan değişiklikler bid'at olmaz. Minâre, mekteb, kitâp gibi sonradan yapılmış olan şeyler bid'at değildir. İslâmiyyet bunlara izin vermiş, hattâ emretmiştir. Netice olarak, Bid'at işlemek harâmdır. İbâdette bir bid'ati yapmak, bir sünneti terk etmekten dahâ fenâdır. Sünneti özürsüz terk etmek mekrûhtur. Bir sünneti özürsüz terk etmeyi sevâb sanırsa, sünneti terk etmesi de bid'at olur. Bir inanışın, bir işin veyâ bir sözün sünnet veyâ bid'at olduğu bilinemediği zamân, bunu yapmamak lâzım olur. Çünkü bid'ati terk etmek lâzımdır.