Bilerek ve ihlâs ile yapılan ibâdet, insanı, dünyâda küfürden, günâhtan kurtarır ve azîz eder. Âhirette ise, Cehennem azâbından kurtaracağını, Allahü teâlâ, Mâide sûresinin 9. âyetinde ve Vel'asr sûresinde vâdetmektedir. Ankebût sûresinin 45. âyetinde meâlen; (Doğru kılınan namâz, insanı fahşâdan ve münkerden herhâlde uzaklaştırır) buyurulmaktadır. İnsanı kötülüklerden uzaklaştırmayan bir namâz, doğru namâz değildir. Görünüşte namâzdır. Namaz ibâdetinin doğru olabilmesi için, öncelikle namaza ait hükümlerin bilinmesi ve bunların da bilerek yerine getirilmesi gerekir. Şartlarına uyularak kılınan namaz, insanı bütün kötülüklerden uzaklaştırır. Çünkü bu, Rabbimizin vadidir. İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki: "Nice abdest alanlar vardır ki, abdesti güzel almazlar ve nice namâz kılanlar vardır ki, sorulmadığı hâlde, namâzını başkalarına anlatırlar. Namazı huşû ile kılmazlar. Eğer kendilerini karınca ısırmış olsa, namâzı bırakıp o karınca ile meşgul olurlar. Hâlbuki, Allahü teâlânın azametini bilip tanıyanların, ellerini ve ayaklarını kesmiş olsalar hiç direnmezler. Zîrâ onların ibâdetleri Allahü teâlâ içindir. Allahü teâlânın huzûrunda duran kimse, Onun heybet ve azametini bildiği, tefekkür ettiği kadar huşû eder, korkar. Pâdişâhlardan birinin huzûrunda kişiyi akrep sokar, o da sabreder. Pâdişâha hürmet için hiç hareket etmez. Allahü teâlânın huzûrunda duranın da, elbette daha fazla huşû içinde olması îcâb eder." İSLÂMİYETE UYMAK Allahü teâlâya yakın olmak, yani Onun sevgisine kavuşmak için, ihlâs ile İslâmiyyete uymak lâzımdır. İslâmiyyete uymak, önce Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi îmân etmek, sonra harâmlardan sakınmak ve farz olan ibâdetleri, ihlâs ile yapmaktır. Bütün ibâdetlerin kabûl olması, helâl lokmaya bağlıdır. Ahmed bin Abdullah İsfehânî hazretleri buyurdu ki; "Büyüklerden çoğu buyurdu ki, ibâdetler on kısımdır: Dokuz kısmı helâl kazanmaktır. Bir kısmı da bildiğimiz bütün ibâdetlerdir." Bunun için helâlden ve helâl yollardan kazanmaya çalışmalıdır. Harâmdan ve şüphelilerden kaçınmalıdır. Peygamber efendimiz; (Allahü teâlâya yemîn ederim ki, bir lokma harâm yiyenin kırk gün ibâdetleri kabûl olmaz) buyurmuştur. Ebû Hüreyre hazretleri şöyle nakletmektedir: "Resûlullah efendimizden işittim buyurdu ki; (Allahü teâlâ güzeldir. Yalnız güzel yapılan ibâdetleri kabûl eder. Allahü teâlâ, Peygamberlerine emrettiğini, mü'minlere de emretti ve buyurdu ki, ey Peygamberlerim! Helâl yiyiniz ve sâlih, iyi işler yapınız! Mü'minlere de emretti ki, ey îmân edenler! Sizlere verdiğim rızıklardan helâl olanları yiyiniz!) Resûlullah efendimiz sözüne devâm ederek buyurdu ki; (Uzak yoldan gelmiş, saçı sakalı dağılmış, yüzü gözü toz içinde bir kimse, ellerini göğe doğru uzatıp duâ ediyor. "Yâ Rabbî!" diye yalvarıyor. Hâlbuki yediği harâm, içtiği harâm, gıdâsı hep harâm. Bunun duâsı nasıl kabûl olur?) Yani harâm yiyenin duâsı kabûl olmaz buyurdu." AZAP VE SEVAP İslâmiyetin emirlerine uyup yasaklarından sakınana sevâb, emirleri yapmayıp yasaklarından sakınmayana ise, azâb vardır. İmân nimetine kavuşanın, ibâdet yapması emrolundu. İbâdet, Allahü teâlânın varlığını, Peygamberini, âhiretdeki ni'metleri ve azâbları tasdîk etmekle, inanmakla başlar. Bunlara inanmakla ve ibâdetleri yapmakla, üç şey hâsıl olur: Birincisi, insan, şehvetine uymaktan kurtulur. Kalb, rûh temizlenir. Gazab edilmez, yani öfkelenilmez. Zira şehvet ve gazab, yaratanı hâtırlamaya mâni olurlar. İkincisi, insanda, maddeler üzerinde yapılan tecrübeler ile ve his organları ile hâsıl olan bilgilerle ilgisi olmayan başka bilgiler, zevkler hâsıl olur. Üçüncüsü, iyilere ni'metler, kötülük yapanlara azâb yapılacağı düşünülünce, insanlar arasında adâlet hâsıl olur. Netice olarak, şartlarını bilerek, bu şartlara uyarak ve ihlâs ile yapılan her ibâdet, insanı, dünyâda küfürden, inkârdan, günâhtan, zilletten kurtarır ve azîz eder. Âhirette de, ebedi saâdet yurdu olan Cennete ve Cennet nimetlerine kavuşur. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi: (Bilerek yapılan az bir ibâdet, bilmeyerek yapılan çok ibâdetten daha iyidir!)