Allahü teâlânın bildirdiği her din, îtikâd yani îmân ve amel olmak üzere iki kısımdır. Îtikâd, her dinde aynıdır, dînin aslı, temeli ve din ağacının gövdesidir. Amel ise, ağacın dalları, yaprakları gibidir. Îtikâd edilecek şeyler, dînin esâsı, Müslümânlığın temeli olduğundan, bunları öğrenmek, her insanın birinci vazîfesidir. Îmân ve amel bilgilerini öğrenmeyen ve çocuklarına öğretmeyen, insanlık vazîfesini yapmamış olur. Bir şeyi öğrenmekten maksat, onu tanımak, bilmek ve böylece ona inanıp amel etmek içindir. Yoksa kuru bilgi yani o bilgi ile inanıp amel etmedikten sonra, insanı felâketten kurtaramaz. İmâm-ı Gazâlî hazretleri, bir talebesine hitaben yazdığı mektupta buyuruyor ki: "Amelsiz ilim, insanı kurtarır zannediyorsun ve ilim sâhibi olunca, amel etmeden kurtuluruz sanıyorsun. Bu hâlinize çok şaşılır. Çünkü ilmi olan kimsenin, amelsiz kuru ilmin kıyâmette kendine zarar vereceğini, bilmiyordum, diye özür, bahâne yapamayacağını bilmesi lâzımdır. Peygamber efendimiz; (Kıyâmet günü azâbların en şiddetlisi, elbette, ilminin faydasını görmeyen âlime olacaktır) buyurmuştur. "AMELSİZ İLİM KURTARMAZ!" Ameli, ibâdeti elden bırakma! Kalbe âit hâlleri ve bilgileri unutma! İyi bil ki, amelsiz ilim, insanı kurtaramaz. Bir kimse, dağda bir arslana rastlasa, yanında tüfeği ve kılıcı bulunsa ve bunları kullanmasını iyi bilse ve ne kadar cesûr olursa olsun, bu âletleri kullanmadıkça, arslandan kurtulabilir mi? Sen de bilirsin ki, kurtulamaz. İşte bunun gibi, bir kimse ne kadar ilim sâhibi olursa olsun, bildiğine göre hareket etmezse, ilminin faydası olmaz. Bir doktor hastalansa, hastalığını teşhis edip ilâcını da bilse ve bu ilâç hakîkaten o hastalığa çok iyi gelse, ilâcı kullanmadıkça, yalnız bilgisinin onu iyi edemeyeceğini pekâlâ bilirsin. Bir insan ne kadar ilim edinse, ne kadar kitâp okusa, bildiklerini yapmadıkça faydası olmaz. Allahü teâlânın emrettiği, beğendiği iyi şeyleri yaparak onun merhametini kazanmazsan, rahmetine kavuşamazsın. Bir âyet-i kerîmede meâlen; (İnsan yalnız çalışmakla ve ibâdet yapmakla saâdete kavuşur) buyuruldu. Başka bir âyet-i kerîmede meâlen; (Allahın rahmetine kavuşmak isteyenler, emirlerini yapsınlar) buyuruldu. Bir başka âyet-i kerîmede meâlen; (Îmân edip, ibâdet yapanlar ve harâmlardan kaçanlar, elbette Cennetlere girecek, nimetlere kavuşacaklardır) ve; (Cennet yalnız îmân edip, ibâdet edenler içindir) buyuruldu. Peygamber efendimiz de; (Îmân, altı şeye kalb ile inanmak, inandığını dili ile söylemek ve Allahü teâlânın emirlerini beğenmektir) buyurdu. İnanmak ve söylemekle îmân hâsıl oluyor, ibâdet etmekle de kemâle gelip cilâlanıyor. Amelin lâzım olduğunu gösteren dahâ sayabildiğin kadar vesîkalar vardır. İyi bil ki, çalışmayınca, din yolunda yürümedikçe sevâb kazanamazsın! Benî İsrâîlden birisi çok seneler ibâdet etmişti. Allahü teâlâ, bunun ibâdetlerini meleklere göstermek istedi. O kimsenin yanına bir melek gönderip şöyle sordurdu: -Dahâ ne kadar ibâdet edeceksin? Cennetlik olmadın mı? Cevâbında dedi ki: -Benim vazîfem, kulluk yapmaktır. Emir sâhibi Odur. Melek bu cevâbı işitince: -Yâ Rabbî! Sen her şeyi bilirsin. O kulunun cevâbını da duydun dedi. Allahü teâlâ; (O kulum, alçaklığı, aşağılığı ile berâber bizden yüzünü çevirmiyor, biz de ihsân ve merhamet sâhibi olduğumuzdan, elbette onu bırakmayız. Ey meleklerim! Şâhid olunuz, onu affettim) buyurdu." İBADET ETMEDEN CENNET İSTEMEK! Netice olarak bilmek, öğrenmek, ilim sahibi olmak, öğrenilenlerle amel etmek içindir. Yoksa kuru ilim, insanı kurtarmaz. Hasan-ı Basrî hazretleri; "İbâdet etmeden Allahü teâlâdan Cennet istemek, büyük günâhtır" buyurmuştur. Din büyükleri de; "İlmi faydalı olan kimse, ibâdeti bırakmaz, ibâdetin sevâbını düşünmeyi bırakır" buyurmuşlardır. Hazret-i Alînin buyurduğu gibi: "Uğraşmadan, çalışmadan Cennete kavuşacağını zanneden kimse, hayâle kapılıyor. Çalışarak kavuşacağım diyenin de kendini yorması, ibâdet meşakkatlerini yüklenmesi lâzımdır."