"Bizim için ne getirdin?"

A -
A +

Dünyâda olanlar, islâmiyyete uygun kullanılırsa, âhırete faydalı olurlar. Hem dünyâ lezzetine, hem de âhıret ni'metlerine kavuşulur. Hadis-i şerifde;

(Allahdan korkun da, istediğiniz şeylere kavuşmak için, iyi sebeplere yapışın. Kötü sebeplere yanaşmayın! Kudretinde ve irâdesinde bulunduğum Allahü teâlâya yemîn ederim ki, hiçbir kimse, ezelde ayrılmış olan rızkını tamâm almadıkça, dünyâdan âhırete gitmez) buyuruldu.
Dünyâyı anlıyan, ondan sakınır. Ondan sakınan, nefsini tanır ve nefsini tanıyan da, Rabbini bulur. İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki:
"Bir kimsenin dünyâ ticâreti, âhıret ticâretine mâni olursa, bu kimse bedbahttır, zavallıdır. Bir çömlek almak için, altın kupa verene ne denir? Dünyâ, saksı parçası gibidir. Hem kıymetsizdir, hem de çabuk kırılır. Âhıret ise, altından kupa gibidir ki, hem çok kıymetlidir, hem de dayanıklıdır, kırılmaz. Hattâ hiç tükenmez. Dünyâ ticâretinin âhırete yaraması ve Cehenneme sürüklememesi için, çok uğraşmak lâzımdır. İnsanın sermâyesi, dîni ve âhıretidir. Bu sermâyeyi kaptırmamak için, çok uyanık olmak lâzımdır."

BİR MECZUP
Hakîm Senâî hazretleri, Sultan Mahmûd Gaznevi döneminde yaşamış ve şiirle meşgûl olurmuş. Sultan Mahmûd Gaznevi, Hindistan seferine giderken, Hakîm Senâî hazretleri de, Sultan için yazdığı bir kasîdeyi, Sultana götürüyormuş. Yolda bir meyhânenin önünden geçerken içerden bir takım konuşmalar işitmiş ve dikkatini çektiği için bekleyip dinlemiş. Bir meczup, meyhaneciye;
-Bir kadeh daha doldur. Sultan Mahmûd'un körlüğü için içeyim diyormuş. Meyhaneci;
-Bu sözü doğru söylemedin. Yiğit ve büyük bir Sultan için neden böyle söylüyorsun deyince, meczup;
-Çünkü o, Allahü teâlânın verdiklerine şükretmiyor. Bunca devlete sâhipken, bir memleket daha istiyor demiş. Meczup, meyhaneciye;
-Bir kadeh de Hakîm Senâînin körlüğü için doldur demiş. Meyhaneci;
-Hakîm Senâî iyi huylu, bilgili, fazîletleri ile tanınmış bir şâirdir. Neden böyle dersin? demiş. Bunun üzerine meczup kimse;

EĞER O, BİLGİLİ OLSAYDI
-Eğer o, bilgili, yiğit bir kişi olsaydı, dünyâda ve âhirette faydası olan bir işle uğraşırdı. O hergün bir şeyler alırım ümidiyle Sultanın yanına gidiyor. Saçma sapan sözlere, şiir adını vermiş. İşe yaramaz şeylerle ömrünü zâyi ediyor. Akıllı ve bilgili olan, ömrünü ziyân eder mi? Belki neden yaratıldığını düşünürdü. Eğer kıyâmet gününde ondan; "Ey Senâî! Bizim huzûrumuza ne getirdin?" diye sorsalar acaba ne mâzeret beyân edecek deyivermiş.
Bu konuşmaları işiten Hakîm Senâî hazretleri, kendinden geçmiş ve gönlü dünyâdan soğumuş. Sultanları övmek için yazdığı kasîdeleri toplayan Dîvânını da suya atmış. Daha sonra Hak yoluna girip, ibâdetle meşgûl olmaya başlamış, dünyâ ve dünyâlıkla ilgili şeylerden de tamamen uzaklaşmıştır.
Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri vefât ettikten sonra, büyüklerden biri kendisini rüyâda görür ve;
-Allahü teâlâ sana ne muâmele eyledi diye sorar. O da cevaben;
-Beni toprağa koydukları zaman; "Ey Bâyezîd! Bizim için ne getirdin?" diye bir ses duydum. Ben de, "Yâ Rabbî! Sana lâyık hiçbir iyi amel yapamadım. Huzûruna lâyık hiçbir şey getiremedim, ama şirk de getirmedim" dedim buyurur.
Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerini vefâtından sonra rüyâda gören bir kimse;
-Size orada ne yaptılar diye sorarar. O da;
-Âhiret işi, bizim dünyâda zannettiğimizden daha zormuş cevabını verir.
İmâm-ı Rabbânî hazretleri, bir talebesine hitaben;
"Dünyânın ve dünyâda olanların, ne kıymetleri vardır ki, insan bunları ele geçirmek için, kıymetli ömrünü tüketmiş olsun! Ölmeden önce, âhırete yarayan birşey yaparsan, ne güzel! Yoksa işin harâbtır!" buyurmuştur.
Yahyâ bin Muâz-ı Râzî hazretlerini öldükten sonra rüyâda gören bir kimse;
-Sana orada nasıl muâmele ettiler deyince;
-Bana, dünyâdan ne getirdin? diye sordular cevabını vermiştir.
Netice olarak, bir kimse öldüğü zaman, geride kalanlar, acaba ölen kimse ne bıraktı derler. Melekler ise, acaba ölen kimse, dünyâdan âhırete ne götürdü derler. Bunun için, dünyada ne bıraktığımız değil, âhırete ne götürdüğümüz önemlidir. Hadis-i şerifde buyurulduğu gibi:
(Dünyâya, burada kalacağınız kadar, âhırete de, orada kalacağınız kadar çalışınız!)