Allahü teâlâ, kullarına merhamet ederek, onları terbiye etmek, iyi ve kötü huyları öğretmek için Peygamberler göndermiş, bunlarla kullarına doğru yolu, saâdet-i ebediyye yolunu göstermiş, kullarını kendine çağırmış, rızâsının, sevgisinin yeri olan Cennete da'vet etmiştir. İnsanlara şefkat göstermek, merhamet etmek demek, onların âhiretlerini kurtarmak ve Cehennem ateşinden korumak demektir. İnsanların dünyâ işlerine yardım etmek, âhiretlerine yardım yanında hiç kalır. Beled sûresinin 17. ve 18. âyetlerinde meâlen; (Bundan sonra mü'minlerden olup, birbirlerine sabır ve merhamet tavsiye ederler. İşte bunlar, eshâb-ı yemîndendirler, yani Cennet ehlindendirler) buyurulmuştur. Resûlullah efendimiz de; (Başkalarına merhamet etmeyene, merhamet olunmaz) buyurmuşlardır. Peygamberlerin hepsi, insanlara şefkatle, merhametle, sabırla yaklaşmışlar ve bu şekilde insanları inkâr bataklığından, kötülüklerden kurtarmaya çalışmışlardır. Peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü olan Muhammed aleyhisselâm da, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını, şefkatle, merhametle insanlara bildirmiş ve insanlardan gelen bütün sıkıntılara sabırla karşılık vermiştir. Zira Onunla gönderilen din, bütün dinlerin sonuncusudur. İyiliklerin hepsi, terbiye üsûllerinin tamamı, Onun dîninde yer almıştır. Ona îmân edenler ve getirdiği dindeki güzellikleri öğrenenler, dünyâda ve âhirette râhata, huzûra, saâdete, kurtuluşa kavuşurlar. Bir gün Peygamber efendimizin huzûruna bir müşrik gelir. Ona, onun anlayacağı seviyede İslâmiyyeti anlatır. Fakat o müşrik, anlatılanlara hem inanmaz, hem de alay eder. Resûlullah efendimiz ise, o kimse inkâr ve alay ettikçe yine bıkmadan, usanmadan ve kızmadan tekrar tekrar anlatır. Müşrik de, her seferinde inkâr eder ve Peygamber efendimizle alay eder. Bu hâl bir müddet böyle devam edince, orada hazır bulunan hazret-i Ömer dayanamaz ayağa kalkar ve; -Ya Resulullah bu kadar da olmaz, izin verin bunun cezasını verelim deyince, Peygamber efendimiz; -Hayır ya Ömer sen git yerine otur buyururlar ve o müşrike nasihat etmeye devam ederler. Peygamber efendimizin, sabrı, merhameti, şefkati karşısında o müşrik dayanamaz ve; -Pes ya Resûlallah diyerek imân eder ve tam bir Müslüman olur. Bunun üzerine Peygamber efendimiz hazret-i Ömer'e dönüp ona hitaben; -Ya Ömer, eğer sana, o kimseye cezâ vermek için izin verseydim, bu kişi müşrik olarak Cehenneme giderdi. Ama şimdi Müslüman oldu, kurtuldu. Ben bu dini, sabır ve merhamet ile yaydım buyururlar. Peygamber efendimizin aklı, şefkati, merhameti ve sabrı o kadar çoktu ki, Arabistân yarım adasında, sert, inâtçı insanlar arasında gelip, çok güzel idâre ederek ve cefâlarına sabrederek, onları yumuşaklığa ve itâate getirdi. Çoğu dinlerini bırakıp Müslümân oldu. Onun uğrunda mallarını, yurtlarını fedâ edip, kanlarını akıttılar. Hâlbuki, böyle şeylere alışık değillerdi. Resûlullah efendimizin güzel huyu, yumuşaklığı, affı, sabrı, ihsânı, ikrâmı, o kadar çoktu ki, herkesi hayrân bırakırdı. Görenler ve işitenler seve seve Müslümân olurdu. Allahü teâlâ, sevgili Peygamberine emir olarak, Ahkâf sûresinde; (Peygamberlerden Ulül'azm olanların sabrettikleri gibi sen de sabret! Onlara azâb verilmesi için duâ etmekte acele eyleme!) meâlindeki âyet-i kerîmeyi göndermiştir. Peygamber efendimizin ve Onun eshâbının yolunda olan bütün ehl-i sünnet âlimleri ve evliyâ-i kirâmın hepsi de, bu dini, hep sabır, şefkat ve merhametle yaymışlar ve anlatmışlardır. Netice olarak, her hususta ve bilhassa Allahü teâlânın dinini insanlara anlatma konusunda, şefkatli, merhametli ve sabırlı olmalıdır. Bir kimse, Allahü teâlânın yarattıklarına nasıl muamele ederse, kendisine de öyle muamele edilir. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi: (Birbirlerine merhamet edenlere, Allahü teâlâ merhamet eder. O, merhamet edicidir. Yer yüzünde olanlara merhamet ediniz ki, gökte olan melekler de, size merhamet etsin.)