Çalışmak, rızkı değil malı artırır

A -
A +

Allahü teâlânın feyizleri, nimetleri, ihsânları yani iyilikleri, her ân, insanların iyisine, kötüsüne, herkese gelmektedir. Herkese mal, evlât, rızık, hidâyet ve dahâ nice iyiliği fark gözetmeksizin göndermektedir. Fark, bunları alabilmekte ve bazılarını da alamamak sûretiyle, insanlardadır. Nahl sûresinin 33. âyetinde meâlen; (Allahü teâlâ, kullarına zulmetmez, haksızlık etmez. Onlar, kendilerini azâba, acılara sürükleyen bozuk düşünceleri, çirkin işleri ile kendilerine zulüm ve işkence ediyorlar) buyurulmuştur. Bir kimse, âlemlerin sâhibinin, her şeyi, ne büyük nizâm ve kemâl üzere yarattığını anlarsa, Hûd sûresi 6. âyet-i kerîmesi olan; (Allahü teâlânın rızık vermediği, yeryüzünde bir mahlûk yoktur) meâlini pek kolay görür. Âlemi çok güzel idâre edip, kimseyi aç bırakmadığını bilir. Açlıktan ölenler varsa da, onların eceli öyle olduğu içindir. Yoksa, çalışmadıkları için değildir. Çünkü çok malı olduğu halde, açlıktan ölenler vardır. Hasan-ı Basrî hazretleri, bu inceliği açık gördüğü için; "Basra ahâlisinin hepsi, benim çocuğum olsa ve bir buğday tânesi bir dînâr olsa, hiç sıkıntı çekmem!" buyurmuştur. Veheb bin Verd hazretleri de buyuruyor ki: "Gök demir olsa, yer tunç kesilse, rızık için üzülürsem, kendimi Müslümân bilmem!" "EMRETTİĞİ İÇİN ÇALIŞMALI" Vaktiyle bazı kimseler, Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerine; -Rızkımızı arıyoruz dediklerinde; -Nerede olduğunu biliyorsanız, orada arayınız! buyurur. -Allahü teâlâdan istiyoruz dediklerinde; -Eğer, sizi unutmuş sanıyorsanız, hâtırlatınız! cevabını verir. -Tevekkül ediyoruz, bakalım ne gönderecek dediklerinde de; -İmtihân ederek, deneyerek tevekkül etmek, îmânda şüphe bulunmasını gösterir buyurur. -O hâlde ne yapalım? dediklerinde ise; -Emrettiği için çalışmalı, rızık için üzülmemeli, tedbîrlerin arkasında koşmamalıdır cevabını verir. Rızık için, Allahü teâlânın verdiği söze güvenmelidir. Emrine uyarak çalışanı, rızkına ulaştırır. Hadîs-i şerîfte; (Bir kimse, Allahü teâlâya sığınırsa, Allahü teâlâ, onun her işine yetişir. Hiç ummadığı yerden, ona rızık verir. Her kim, dünyâya güvenirse, onu dünyâda bırakır) buyuruldu. Şumeyt bin Aclân hazretleri buyuruyor ki: "Her gün ömrünün bir kısmı gitmekte, sen ise buna üzülmüyorsun. Her gün sana yetecek kadar rızık verilmekte, fakat, sen, sana verilen şeyleri kâfi görmüyorsun ve seni azgınlaştıracak, Allahü teâlâdan uzaklaştıracak şeyi istiyorsun. Aza kanâat etmiyor, çokla doymuyorsun. Kendine ihsân edilen ve içinde bulunduğun nîmetlere şükretmekten âciz iken, daha fazlasını istemek nasıl uygun olur? İsteğinin fazlalığı seni aldattı. Arzu ve istekleri dünyâ için olan bir kimse, âhiret için nasıl çalışabilir. Hayret edilir, ne kadar çok şaşılır şu kimseye ki, âhirete inanıyor ve dünyâ için çalışıp ona koşuyor." Bişr-i Hâfî hazretleri rızık konusunda insanları haramlardan ve şüphelilerden sakınmaya teşvik ederdi. Özellikle ticâret erbâbını helâl ve temiz kazanca yönlendirmeye çalışırdı. Bu husustaki âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfleri sık sık tekrar eder ve; "Ekmeğini nereden kazandığına iyi bak. Kendini Cehenneme atma" diye nasîhat ederdi. "NİÇİN ÜZÜLÜYORSUNUZ?" Ebû Hâzım hazretlerine; -Efendim, fiyatlar çok yükseldi, pahalılık var dediklerinde; -Niçin üzülüyorsunuz? Bolluk zamanında sizi rızıklandıran Allahü teâlâ, pahalılıkta da size rızık verecektir buyurmuştur. Netice olarak, kesb yani çalışmak, malı artırır ise de, rızkı artırmaz. Çünkü rızık, mukadderdir, ezelde takdir ve taksim edilmiştir. İnsanlar müşevveş-üz-zihin yani zihinleri karışık, tereddütlü olarak yaratıldığı için, kesbetmek, çalışmak, emrolundu. Rızık, maâşa, mala, çalışmaya bağlı değildir. Böyle olmakla berâber, çalışmak lâzımdır. Çünkü Allahü teâlâ, sebepler vasıtası ile yaratmaktadır, âdet-i ilâhiyyesi böyledir. Ahmed bin Celâ hazretlerinin buyurduğu gibi: "Rızkını Allahü teâlâdan bilmeyip de onun mahlûkundan beklemek, insanı cenâb-ı Hak'tan uzaklaştırıp, halka muhtâç eder."