Din büyüklerine tâbi olmalı

A -
A +

Allahü teâlâ, hayvanların yaşayabilmeleri ve üremeleri için, onlarda, muhtâç oldukları şeylere kavuşmak kuvveti olan Şehveti, yaşamalarına zarârlı olan şeylerden kaçmaları, kendilerini savunmaları için Gadab kuvvetini yaratmıştır. Allahü teâlâ, hayvanların yaşamaları, üremeleri için muhtâç oldukları şeyleri her tarafta, bol bol yaratmış, bunlara kolayca kavuşmalarını ve bulduklarını kolayca kullanabilmelerini ihsân etmiştir. Allahü teâlâ, insanlarda da şehvet ve gadab kuvvetlerini yaratmış ise de, hayvanlara ihsân ettiği kolaylığı, insanlara ihsân etmemiştir. Yalnız, en lüzûmlu olan havayı her yerde yaratmış, ciğerlerine kadar kolayca girmesini insanlara da ihsân etmiş, ikinci derecede lüzûmlu olan suyu, her yerde bulmalarını ve kolayca içmelerini insanlara da ihsân etmiştir. Bu iki nimetten dahâ az lüzûmlu olan ihtiyâç maddelerini elde etmeleri ve elde ettiklerini kullanabilecekleri hâle çevirmeleri için, insanları çalışmaya mecbûr kılmıştır. İnsanlar çalışmazlarsa, muhtâç oldukları, gıdâ, elbise, mesken, silâh, ilâç gibi şeylere kavuşamazlar. Yaşamaları, üremeleri çok güç olur. İnsanlar, muhtâç oldukları çeşitli maddeleri, yalnız başlarına yapamayacakları için, birlikte yaşamaya, iş bölümü yapmaya mecbûr olmuşlardır. Allahü teâlâ, insanlara merhamet ederek, seve seve çalışabilmeleri, çalışmaktan usanmamaları için, insanlarda nefis denilen üçüncü bir kuvvet dahâ yaratmıştır. Bu kuvvet, şehvetlere kavuşmak ve gadab edilenlerle döğüşmek için insanı zorlar. Fakat insanın nefsi, bu işinde bir sınır tanımaz. Yaptığı işler, hep aşırı, zarârlı olur. Meselâ hayvan susayınca, temiz suyu kolayca bulur, içer, doyunca, artık içmez. İnsanı nefsi zorlayarak, doyduktan sonra da içirir. Sığır aç olunca, çayırda otlar, doyunca, yatar, uyur. İnsan aç olunca, çayırda otlayamaz. Bulduğu otlar arasında seçim yapması, seçtiğini soyup, temizleyip, pişirmesi lâzımdır. Nefis, bu yorucu, usandırıcı işleri seve seve yaptırır. Fakat, hoşuna gideni, doyduktan sonra da yedirir. MERHAMETİ SONSUZDUR Allahü teâlâ, merhameti sonsuz olduğundan, nefsin insanı felâkete sürüklemesine mâni olmak için, hem nefsin arzûlarına uymayı sınırlayan, hem de nefsi temizleyip aşırı, taşkın olmaktan kurtaran emirler ve yasaklar göndermiştir. Peygamberleri ile gönderdiği bu emir ve yasakların toplamına, İlâhî dinler veyâ İslâmiyyet denir. Bir insan, işlerini yaparken, islâm dînine uyarsa, nefsi taşkınlıktan kurtulur, şehveti ve gadabı faydalı olarak çalıştırır. Nefis, şehveti ve gadabı aşırı çalıştırdığı için, buna uymak insana tatlı gelir. İslâmiyyete uymak ise, bu arzûları firenlediği için, insana çok acı ve zor gelir. Bunun için insan, islâmiyyete değil nefsine uyar ve böylece de saâdete kavuşamaz, felâkete sürüklenir. Hadîs-i kudsîde, Allahü teâlâ; (Nefislerinizi, kendinize düşman biliniz! Çünkü nefisleriniz, bana düşmandırlar!) buyurmuştur. Ebû Bekir Tamistânî hazretleri de; "Nefse uymaktan kurtulmak, dünyâ nimetlerinin en büyüğüdür. Çünkü nefis, Allahü teâlâ ile kul arasındaki perdelerin en büyüğüdür" buyurmaktadır. AKIL KUVVETİ... Allahü teâlânın merhameti sonsuz olduğundan, insanlarda, saâdeti felâketten, doğruyu eğriden ve faydalıyı zarârlıdan ayırabilen bir kuvvet daha yaratmıştır. Bu, akıl kuvvetidir. Aklı olan kimse, nefsine uymaz, islâm dînine uyar. İnsanın saâdete kavuşması için, nefsine uymayıp onu zayıflatması lâzımdır. Nefsi zayıflatacak ilâç ise, islâmiyyete uymaktır. İslâmiyyete uymak için de, ehl-i sünnet âlimlerine veya bunların kitaplarında bildirdiklerine tâbi olmak lâzımdır. Netice olarak insan, kendisine yani nefsine değil, Din Büyüklerine, Ehl-i sünnet âlimlerine tâbi olmalı, iş ve ahlâkını, ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında bildirdiği gibi düzeltmelidir. Şunu hiçbir zaman unutmamalıdır ki, Allahü teâlâdan ve Onun rızâsından başka bir şey ile uğraşan kimse, dolap beygiri gibi dolanır durur ve felâkete gider.