"Din kardeşine yardım edenin..."

A -
A +

Müslümânların ihtiyâçlarını karşılamak, onları sevindirmek, iyilik etmek, yardımda bulunmak, çok sevaptır. Bir hadîs-i şerîfte; (Bir mü'min kardeşinin ihtiyâcını karşılamak için giden kimseye, her adımı için yetmiş sevâp verilir ve yetmiş günâhı affolunur. Onu sıkıntıdan kurtarınca, anadan doğmuş gibi günâhlarından kurtarılır. Bu yardımı yaparken ölürse, hesâpsız olarak Cennete girer) buyuruldu. Muhammed Ma'sûm Fârûkî hazretleri, bir talebesine hitaben buyuruyor ki: "Allahü teâlâ, size insanların ihtiyâçlarını karşılayacak, onları adâlete ve râhata kavuşturacak bir makâm, bir vazîfe ihsân etmiştir. Bu büyük ni'mete çok şükrediniz! Buna şükretmek, Allahü teâlânın kullarının ihtiyâçlarını karşılamakla olur. Kullara hizmet etmeniz dünyâ ve âhiret derecelerine kavuşmanıza sebep olacaktır. Hadîs-i şerîfte, (İnsanlar Allahü teâlânın ıyâlidir, kullarıdır. Kullarına iyilik edenleri çok sever) buyuruldu." "EY VEFÂLI DOST!.." Selçuklu döneminde devlet memurlarından biri, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî hazretlerini ziyâret eder ve vazîfesinden ayrılarak devamlı hizmetleriyle şereflenmek istediğini bildirir. Mevlânâ hazretleri de, vazîfesini bırakmamasını ister, ona nasîhatler ederdi. Bir gün ona şu menkıbeyi anlatır: "Abbâsî halîfesi Hârûn Reşîd hazretleri zamânında bir zâbıta âmiri vardı. Hızır aleyhisselâm ile her gün görüşüp sohbet ederlerdi. Zâbıta âmiri bir gün vazîfesinden istifâ etti. Zâhid olup insanlardan ayrı yaşamaya, kimseyle görüşmeyip tek başına ibâdet yapmaya başladı. Fakat istifâ ettikten sonra Hızır aleyhisselâm kendisine hiç uğramaz oldu. Bu duruma zâbıta âmiri çok üzüldü. Her gün sabahlara kadar cenâb-ı Hakka yalvarıp, gözyaşı döktü, tövbe istigfâr etti. Bir gece rüyâsında Hızır aleyhisselâmı görüp yalvardı. -Ey vefâlı dost! Ben seninle devamlı olarak sohbet etmek maksadıyla dünyâ makamlarından istifâ ettim. Uzlete çekilip, yalnız başıma ibâdet etmeye başladım. Böylece sana kavuşurum sandım. Hâlbuki tam tersine seninle artık hiç görüşemedim. Beni, mübârek cemâlinize hasret bıraktınız. Acabâ bunun hikmeti nedir? Yoksa bir kusûr mu işledim? Bu şekilde daha ne kadar hasretinizle yanacağım, gibi sözlerle yanıp yakılarak ağladı. Zâbıta âmirinin bu acınacak durumuna dayanamayan Hızır aleyhisselâm; -Ey azîz dostum! Benim sana görünüp sohbet etmem; yaptığın ibâdetler, hayır ve hasenât sebebiyle değildi. Senin o mühim vazîfeni yapıp Müslümanların işlerini hak ve adâlet ile idâre ettiğin için gelip seninle sohbet ediyordum. Hâlbuki, sen bu kıymetli vazîfeyi bırakıp, Müslümanlara hizmeti terk ettin. Hattâ onları adâleti olmayan biriyle baş başa bıraktın. Sâdece kendi menfâatin için bir köşeye çekildin. Kendi menfaatini Müslümanlara tercih ettin. Şimdi senin yerine geçen o şahıs, Müslümanlara elem vermektedir. Şu anda onlar sıkıntı ve üzüntü içindeler. Bunlara hep sen sebep oldun. Senin şahsî menfaatinin, Müslümanların umûmî menfaatleri yanında bir kıymeti yoktur. Çünkü uzlete çekilip abdest almayı, namaz kılmayı, oruç tutmayı, zikretmeyi herkes yapabilir. Fakat makâmı ile Müslümanlara hizmet etmeyi herkes yapamaz. Bunun için artık senin yanına gelmiyorum dedi. Zâbıta âmiri bunları dinledikçe gözyaşları sel oldu ve; -Çok doğru, çok doğru dedi. Uyanınca, istifâ etmekle ne büyük bir hatâ yaptığını anladı. Sabah olunca derhal hükümdârın huzûruna çıkıp, eski vazîfesini yeniden istedi. Hükümdâr anlayışla karşılayıp, onu tekrar eski vazîfesine tâyin etti... "VAZİFEN ÇOK ÖNEMLİ!.." İşte bu zâbıta âmirinin vazifesi, Müslümanlar için ne kadar kıymetli ise, senin vazîfen de o derece mühimdir. Bunun için, bizim hizmetimize gelmenden çok, vazîfene devâm etmen önemlidir. Çünkü senin vazîfen, pekçok Müslümanı ilgilendiriyor. Onların başında senin gibi adâletli ve emîn bir kimsenin bulunması lâzımdır. Böylece onlar da huzûr ve refah içinde yaşasınlar. Bizim rızâmız bundadır. İstifâ edip bize hizmette bulunmana aslâ rızâmız yoktur." Netice olarak, insanlara, Müslümanlara yardım edenin, onların sıkıntılarını giderenin yardımcısı, Allahü teâlâdır. Hadis-i şerîfte buyurulduğu gibi: (Din kardeşine yardım edenin yardımcısı, Allahü teâlâdır.)