Dinde değişiklik yapmak

A -
A +

Müslümânlarda, birkaç yüz seneden beri bir duraklama, hattâ gerileme olduğu meydândadır. Bu gerilemeyi görerek, İslâmiyyetin bozulduğunu söylemek, çok haksız ve pek yanlıştır. Geri kalmanın sebebi, Müslümânların dîne sarılmamaları, dînin emirlerini yerine getirmekte gevşek davranmalarıdır. İslâm dînine, başka dinlerde olduğu gibi, hurâfeler karışmamıştır. Câhillerin yanlış inanışları ve konuşmaları olabilir. Fakat bunlar, İslâmın temel kitâplarında bildirilenleri değiştirmez. Bu kitâplar, Resûlullah efendimizin sözlerini ve Eshâb-ı kirâmdan gelen haberleri bildirmektedir. Hepsi, en salâhiyetli, yüksek âlimler tarafından yazılmışlardır. Bütün İslâm âlimlerince söz birliği ile beğenilmiştir. Asırlar boyunca, hiçbirinde hiçbir değişiklik olmamıştır. Câhillerin söylediği sözlerinin ve yazdıkları kitâplarının hatâlı olması, İslâmiyyetin temel kitâplarına kusûr ve leke kondurmaya sebep olamaz. YENİ BİR DİN İSTİYORLAR! Bu temel kitâpları, her asrın modasına, gidişine göre değiştirmeye kalkışmak, her zamân için yeni bir din yapmak demek olur. Böyle değişiklikleri, Kur'ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere dayanarak, bunlara uydurarak yapmaya kalkışmak, Kur'ân-ı kerîmi ve hadîs-i şerîfleri bilmemenin, İslâmiyyeti anlamamanın bir alâmetidir. İslâmın emirlerinin ve yasaklarının zamâna göre değişeceğini sanmak, İslâm dîninin hakîkatine inanmamak olur. Bir âyet-i kerîmede meâlen; (Mü'minler ma'rûf olan şeyleri emreder) buyuruldu. Kur'ân-ı kerîme, İslâmiyyete saygısızca saldıran aşırı reformculardan bazıları, bu âyet-i kerîmedeki ma'rûf kelimesine, örf, âdet diyerek, İslâmiyyeti âdete, modaya göre değiştirmeye, böylece din düşmanlarının gözüne girip sandalya, koltuk kapmaya kalkıştılar. Dünyâlık ele geçirmek için dinlerini sattılar. Bu reformcuların dediği gibi, İslâmiyyet âdetlere yer verseydi, dahâ kuruluşunda câhil Arapların kötü âdetlerini yasak etmez ve Kâbe'nin içine kadar girmiş bulunan putperestliği hoş görürdü. Âyet-i kerîmedeki ma'rûf kelimesi, "İslâmiyyetin kabûl ettiği iyilikler" demektir. İslâm dîni ilim üzerine kurulmuştur. Her bakımdan, selîm olan akıllara uygundur. Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmemiş olan şeylerde, akla ve ilme uygun yeni emirler çıkarmak, yani kıyâs ve ictihâd yapmak İslâmiyyetin ana kaynaklarından biri olur ise de, bunu yapabilmek için, her şeyden önce Müslümân olmak ve lüzûmlu bilgilere mâlik olmak lâzımdır. Dinde reform isteyenler, temel kitâplara dokunmayıp, yalnız câhil halk arasına yerleşmiş olan hurâfeleri yok etmeyi düşünüyorlarsa, buna bir şey denemez ve İslâmiyyete hizmet etmiş olurlar. Fakat, böyle iyi düşündüklerine inanabilmemiz için, önce hakîkî ve samîmî Müslümân olduklarını isbât etmeleri gerekir. Müslümân olmayan bir kimsenin, Müslümân görünerek, İslâmiyyete hücûm etmeye kalkışması, büyük bir haksızlık, pek ayıp ve çok küçüklük olur. İŞLERİNE GELDİĞİ GİBİ!.. Dinde reform isteyenlerin, Müslümân görünmeleri ve yalnız Müslümânım demeleri değil, Müslümân olduklarını isbât etmeleri lâzımdır. Bir Müslümânın ölüm korkusu olmadıkça dinsiz görünmesi câiz değildir. Buna karşılık, dinsizlik demek, ikiyüzlülük, yalancılık demek midir ki, bu reformcular, işlerine geldiği zamân Müslümân görünüyorlar. Müslümânım diyen bir kimseyi sorguya, hesâba çekmek uygun değildir. Fakat, onun da İslâmiyyetle oynamaması lâzımdır. Dinde reformcular, İslâmiyyetin Allahü teâlâ tarafından, Peygamber vâsıtasıyla bildirilmiş bir din olduğuna inanmadıkları hâlde, güzel ahlâkın, iyi geçinmenin ve dünyâ işlerinde yükselmenin başarılması için, din lâzımdır diyorlar. Kısaca dîne, sosyal faydalar sağlamak için inanmalı ve zamana göre de değişiklik yapılmalı diyorlar. Netice olarak, İslâmın ana bilgilerini, temel kitâplarını değiştirmeye, zamâna uydurmaya kalkışmak, İslâmiyyeti değiştirmek, bozmak olur. Müslümân demek, bu ana bilgilere inanan, saygı gösteren, bunları bozmaya kalkışmamaya söz veren kimse demektir.