Dinde yapılan her değişiklik, bid'attir

A -
A +

id'at, dinde sonradan yapılan şey demektir. Peygamber efendimizin ve Onun dört halîfesinin zamânlarında bulunmayıp da, onlardan sonra, dinde meydâna çıkarılan, ibâdet olarak yapılmaya başlanan şeylerdir. Meselâ namâzlardan sonra hemen Âyet-el-kürsî okumak lâzım iken, önce Salâten tüncînâyı ve başka duâları okumak bid'attir. Bunları, Âyet-el-kürsîden ve tesbîhlerden sonra okumalıdır. Namâzdan, duâdan sonra secde edip de kalkmak bid'attir. Dinde yapılan her değişiklik ve reform bid'attir. Çatal, kaşık, boyun bağı kullanmak, kahve, çay içmek bid'at değildir. Çünkü bunlar ibâdet değil, âdettir ve mubahtırlar, harâm değildirler. Bunları yapmak, dînin emrettiği şeyi terk etmeye veyâ yasak ettiği şeyi yapmaya sebep olmazlar. DOĞRU YOLDAN AYRILANLAR... Bid'at i'tikâdı, yanlış, sapık inanmaktır. İmânın bozuk ve sapık olmasıdır. Çok kimse, bu kötü hastalığa yakalanmıştır. His organları ile anlaşılamayan, hesâp ile ulaşılamayan şeylerde akıl yürütmek ve aklın yanıldığı şeylere inanmak, insanı bu hastalığa sürükler. Her Müslümânın i'tikâtta mezhebin iki imâmından birine, yani imâm-ı Mâtürîdî veyâ imâm-ı Eş'arî hazretlerine tâbi olması lâzımdır. Bu iki imâmdan birini taklîd etmek, insanı bu hastalıktan kurtarır. Çünkü Ehl-i sünnet âlimleri, aklın ermediği bilgilerde, yalnız Kur'ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere uymuşlar, akıllarını yalnız bu ikisinin mânâlarını arayıp bulmakta ve anlamakta kullanmışlardır. Bu mânâları, Eshâb-ı kirâmdan, Onlar da, Resûlullah efendimizden öğrenmişler ve öğrendiklerini kitâplarına yazmışlardır. Müslümânlardan, doğru yoldan ayrılanlara, bid'at sâhibi denir. Doğru yol, Muhammed aleyhisselâmın ve Onun dört halîfesinin yoludur. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Benden sonra Müslümânlar arasında çok ayrılık olacaktır. O zamânlarda yaşayanlar benim yoluma ve Hulefâ-i râşidînin yoluna yapışsın! Sonradan meydâna çıkan, moda olan şeylerden kaçınsın! Çünkü dinde yenilik, reform yapmak doğru yoldan çıkmaktır. Benden sonra, dinde yapılacak değişikliklerin hepsi dinsizliktir.) İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: "Bugün, dünyâyı bid'at kaplamış, sünnetler kaybolmuştur. Bugün, sünnetleri bulup yapışmak ve bid'at deryâsından kurtulmak, imkân hâricinde kalmıştır. Bid'atler, âdet hâlini almıştır. Hâlbuki, âdetler ne kadar yerleşmiş ve yayılmış olsalar ve ne kadar güzel görünseler de, din ve ahkâm-ı islâmiyye olamaz. Küfre sebep olan ve harâm olan şeyler, âdet hâlini alsalar, helâl ve câiz olmazlar. Muhammed aleyhisselâma uymak için Onun sünnetlerini, yani bütün emir ve yasaklarını yerine getirmek ve Onun beğenmediği bid'atlerden sakınmak lâzımdır. O bid'atler, gecenin karanlığını yok eden, tan yerinin ağarması gibi parlak görünseler de hepsinden kaçmak lâzımdır. Çünkü hiçbir bid'atte nûr, ışık yoktur. Hiçbir hastaya şifâ yoktur, hiçbir hastaya ilâç olamazlar. Çünkü her bid'at, yâ bir sünneti yok eder, yâhut sünnetle ilgisi olmaz. Fakat, sünnetle ilgisi olmayan bid'atler, sünnetten aşırı oldukları için, sünneti yok etmiş olmaktadırlar. Çünkü bir emri, emir olunandan ziyâde yapmak, bu emri değiştirmek olur. Bundan anlaşılıyor ki, nasıl olursa olsun, her bid'at sünneti yok etmekte, sünnete ters düşmektedir. Hiçbir bid'atte iyilik ve güzellik yoktur." HAKÎKATE VARMAK İÇİN!.. Netice olarak, Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiş olan bir şeye inanmayan veyâ şüphe eden kimse, Kâfir olur. Açık olarak bildirilmemiş, şüpheli olan emirlere yanlış mana vermek, Bid'at olur. Kur'ândan, hadîsden yanlış mana çıkarana, bid'at sâhibi denir. Kendi anladıklarına, düşüncelerine Kur'ân, hadîs diyene ise, zındık denir. Bu yanlış anladığına inanan, bid'at sâhibi olur. Böyle şey olmaz, aklım kabûl etmez diyen kimse ise, kâfir olur. İmâm-ı Mâlik hazretlerinin buyurduğu gibi: "Fıkıh öğrenmeyip, tasavvuf ile uğraşan, dinden çıkar, zındık olur. Fıkıh öğrenip tasavvuftan haberi olmıyan, bid'at sâhibi yani sapık olur. Her ikisini edinen, hakîkate varır."