Dîni, dünya isteklerine alet etmek

A -
A +

İslâmiyyette fenâ, kötü düşünceler, zararlı hareketler yoktur. Fakat İslâmiyyeti, şahsî menfâtlerine, kötü ideolojilerine âlet etmek isteyenler vardır. Ehl-i sünnet itikadında olan bir Müslümân, bunların âleti olamaz. Bunların aldatması sebebi ile, doğru îmânını bozmaz. Müslümân, hangi dinden olursa olsun, hiç kimsenin hakkına tecâvüz etmez. Din, tertemiz ahlâk sâhibi olmayı emreden, sırf merhamet, muhabbet ve büyüklere itâat, küçüklere şefkat emreden, insanları doğru yola götüren, şahsî menfâtler için kullanılması en büyük günâh olan Allahü teâlânın râzı olduğu yoldur. Dîni siyâsete âlet etmek, yâhut başka zararlı maksatlar ve menfaâtler için kullanmak, birtakım câhilleri, din ismi altında, tahrîk etmek çok büyük bir günâhtır. Gafûr ve rahîm olan Allahü teâlâ, en çok bu günâhı kötülemektedir. Dîni dünyâ menfaâtlerine âlet etmek, İslâmiyyetin en çok kötülediği bir suçtur. İNSANLARIN EN İYİSİ... İster ehl-i sünnet olsun, ister bid'at sâhibi olsun, dînini dünyâ çıkarlarına âlet eden, yani dünyâlığa kavuşmak için dîninden veren câhillere yobaz denir. Din adamlarının iyisi, insanların en iyisidir. Dîni dünyâ isteklerine âlet eden, herkesin îmânını bozan din adamı da, dünyânın en kötüsüdür. Resûlullah efendimiz, Kâbe'yi tavâf ediyorken, kendilerine hangi insan dahâ kötüdür diye sorulunca, cevaben; (Kötü olanı sorma! İyi olanları sor. Âlimlerin kötüsü, insanların en kötüsüdür) buyurdu. İhtiyâr kitâbında buyuruluyor ki: "Tesbîh, tahmîd, tekbîr, Kur'ân-ı kerîm, hadîs-i şerîf ve fıkıh kitâbı okumak sevâbtır. Ahzâb sûresinin 35. âyetinde meâlen; (Allah'ı çok zikreden erkeklerin ve kadınların günâhları affolur ve çok sevâb verilir) buyuruldu. Tüccârın, malını müşteriye gösterirken, bunları okuması ve kelime-i tevhîd, salevât okuması günâhtır. Bunları, para kazanmaya âlet etmek olur." Vaktiyle Mûsa aleyhisselâm zamanında bir adam insanlara karşı; -Ben, Kelimullah Mûsa aleyhisselâmın yakınıyım, akrabasıyım, O benimle konuşur, görüşür diyerek böbürlenir ve Mûsa aleyhisselâmın ismini kullanarak kendine menfaat temin edermiş. Her gittiği köyde, kasabada, ben Mûsa aleyhisselâmın yakınıyım diyerek elindeki malları satar ve böylece kazanç elde edermiş. İnsanlar da, Mûsa aleyhisselâmın akrabasıdır, diyerek, bunun sattığı malları alırlarmış... Adamın bu hâli, uzun zaman böylece devam etmiş. Bir gün Mûsa aleyhisselâmın yanına, adamın biri, siyah bir iple yularlanmış bir domuz getirmiş ve Mûsa aleyhisselâma; -Ey Allahü teâlânın Peygamberi! Filan adamı biliyor musunuz diye arz etmiş. Mûsa aleyhisselâm da; -Onu sadece işitirim, tanımam diye cevap vermiş. O kimse, elinde yularını tuttuğu domuzu göstererek; -Efendim, o adam, işte bu domuzdur demiş. Mûsa aleyhisselâm çok hayret etmiş ve; -Onun şerrinden Allahü teâlâya sığınırım buyurmuş. Mûsa aleyhisselâm, domuz şekline sokulan adama niçin böyle olduğunu sormak için, Allahü teâlâdan, onu eski haline döndürmesi için niyâzda bulunur, duâ eder. Bunun üzerine Allahü teâlâ Mûsa aleyhisselâma; (Ya Mûsa! Âdem aleyhisselâmın ve ondan sonra gelen peygamberlerin duâlarıyla duâ etsen yine de bu adam hakkındaki duânı kabûl etmem. Fakat ben sana onu niçin o hâle soktuğumu bildireyim. O, senin adını kullanarak, sana olan yakınlığını âlet ederek menfaat elde ettiği, dinini dünyâ için satıp, din ile dünyâyı yediği için ben onu o hâle soktum) buyurur. DİN HIRSIZLARI!.. Amel edilmeyen ve ihlâs ile olmayan ilim, zararlıdır. Hadîs-i şerîfte; (Allah için olmayan ilmin sâhibi Cehennemde ateşler üzerine oturtulacaktır) buyuruldu. Fen bilgilerini dünyâ menfaati için öğrenmek câizdir, hattâ lâzımdır. Netice olarak, dünyâlık ele geçirmek için ilim öğrenmek, yani dîni dünyâya vesîle etmek, altın kaşıkla necâset yemeye benzer. Dîni dünyâ kazancına âlet edenler, din hırsızlarıdır. Hadîs-i şerîfte; (Din bilgilerini dünyâlık ele geçirmek için edinenler, Cennetin kokusunu duymayacaklardır) buyuruldu.