Dinimizi, doğru kitaplardan öğrenmeli

A -
A +

Dünyanın neresinde olursa olsun, her insana önce lâzım olan şey, dînini, îmânını öğrenmektir. Din, eskiden İslâm âlimlerinden kolayca öğrenilirdi. Şimdi, âhir zamân olduğu için, hakîkî din âlimi bulmak çok zorlaştı. Kendini âlim zanneden câhiller, din adamı olarak her tarafa yayıldı. Şimdi dîni, îmânı doğru olarak öğrenmek için tek çâre, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâplarını okumaktır. Hadis-i şerifte; (İlim öğreniniz! İlim öğrenmek ibâdettir. İlim öğretene ve öğrenene cihâd sevâbı vardır. İlim öğretmek, sadaka vermek gibidir. Âlimden ilim öğrenmek, teheccüd namâzı kılmak gibidir) buyuruldu. DİN ÂLİMİ OLMAK İÇİN!.. Din âlimi olmak yani dinde söz sâhibi olmak için, ictihâd derecesine yükselmek lâzımdır. Zamanımızda böyle bir âlim yok gibidir. Şimdi, âlim olmayanlar, çeşitli maksatlarla, din kitapları yazıyor, âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflere, çala kalem, mânâlar verip, Allahü teâlâ böyle söylüyor, Peygamber böyle emrediyor diyerek, İslâmiyyeti oyun hâline sokuyorlar. Böyle din kitâplarını almamalı, okumamalıdır. Din âlimlerinin sözlerini değiştirmeden yazan kitâp bulup okumak lâzımdır. Böyle din kitâbı da, yok değil ama yok gibi olmuştur. Din büyüklerinin ismini koyarak, onlardan tercüme diyerek satılan kitapların çoğunda, ilâveler, değiştirmeler veyâ çıkarmalar yapılmakta ve bu kitâplar da, zararlı şekle sokulmaktadır. Bir odanın her tarafı raf olsa, raflarda da binlerce kitap bulunsa, bir kimse de, bu kitapların hepsini okusa, eğer bu doğru bu yanlış diyemiyorsa, bu kimse âlim değildir. İlim öğrenmekten maksat, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu yani hakkı bâtıldan ayırmaktır. Bunu ancak ehl-i sünnet âlimleri ve bu âlimlerin kitâplarını okuyanlar yapabilir. Her ilim ve amel sahibi, hakkı bâtıldan ayıramaz. Bir kimse, kendi başına, çeşitli kitâpları okuyarak, bir rehbere, yol gösterene tâbi olmadan, doğruyu, yanlıştan ayıramaz. Bir kitâba güvenebilmek için, yalnız ismine değil, kitâbı yazanın ismine de bakmalıdır. Vaktiyle evliyâyı kirâmdan bir zât, dergâhında, talebelerine, sevenlerine sohbet ederken, içeriye bir talebesi girmiş. Talebe içeri girer girmez, içerinin havası değişmiş, değişik bir koku yayılmaya başlamış. O zât, içeri yeni giren talebeyi çağırmış ve; -Evlâdım, senin üzerinde ne var, senden leş gibi bir koku geliyor deyince, talebe; -Efendim, sabah gusül abdesti aldım, çamaşırlarımı değiştirdim, buraya da abdestli geldim cevabını vermiş. Fakat o zât; -Evlâdım, senden gelen koku, kir kokusu değil, bu koku başka bir koku. Sen ceplerini bir boşalt, cebinde ne varsa şuraya koy buyurmuş. Talebe, ceplerini boşaltırken bir tane de kitâp çıkarmış. Hocası hemen kitâbı alıp bakmış ve; -Evlâdım, o pis koku işte bu kitaptan gelmektedir deyince talebe; -Efendim, ben buraya gelirken bir arkadaşım benim dindar olduğumu bildiği için bana bir din kitâbı verdi, ben de aldım cebime koydum cevabını vermiş. Bunun üzerine o zât; -Evlâdım, şöyle yanıma gel ve kitaptaki şu isme bir bak. Kitâbı yazan bu şahıs, bidât ehli bir kimsedir. Bunun kokusu, bütün kitâbı değil, hepimizi perişan etmektedir. Evet, kitâbın içindeki yazılar doğru olabilir, ama ondan gelen koku, bizi öldürmek, itikâdımızı bozmak için yeter. Çabuk bunu dışarıya bırak, böyle bozuk kitapları okuyanlar zehirlenir buyurmuş. KALP TEMİZLENMEZSE!.. Netice olarak, midemizi doyurmak için gıdânın temizini aradığımız gibi, kalbimizi doyurmak için de, dinimizi öğreten kitapların iyisini, doğrusunu aramalıyız. Pis borudan şifâ gelmeyeceğini Din Büyükleri buyurmuştur. Dolayısıyla kitap okumaktan esas maksât, kalbi temizlemektir. Buna ilâveten, kendimize lâzım olan şeyleri de öğrenmektir. Kalb temizlenmezse, öğrenilecek ilim, bilgi, insana zarar verir. Bu sebepten dolayıdır ki, her kitap okunmaz. Okunacak din kitâbı, nakli esas almalıdır. Ayrıca kitapta, doğru bilgilerin olmasının yanı sıra, bu kitâbı hazırlayanın da, itikâdının düzgün ve kendisinin de sâlih kimse olması lâzımdır...