Dinimizi kimden öğrenmeli?

A -
A +

Müslümân olmak yani Allahü teâlânın varlığını, bir olduğunu, kudretini, sıfatlarını anlamak için, kimseyi taklîde ihtiyâç yoktur. Fen bilgilerini iyi öğrenen, aklı başında bir kimse, yalnız düşünmekle, Allahü teâlânın var olduğunu anlar, îmâna kavuşur. Eseri görerek müessirin yani eseri yapanın varlığını anlamamak, ahmaklık olur. Her insanın böyle düşünerek îmâna gelmesini dînimiz emretmektedir. Yeni Müslümân olan veyâ âkıl ve bâliğ olan Müslümân evlâdının, önce Kelime-i şehâdeti söylemesi, bunun manâsını öğrenip, inanması lâzımdır. Sonra, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâplarından îmân edilmesi lâzım olan bilgileri öğrenip, bunlara inanması gerekir. Daha sonra Ehl-i sünnetin dört mezhebinden birinin kitâplarındaki fıkıh bilgilerini yani İslâmın beş şartını, helâl, harâm olan şeyleri öğrenmesi, bunlara inanması ve uygun yaşaması lâzımdır. Bunları öğrenmek ve uymak lâzım olduğuna inanmayan, ehemmiyet vermeyenin îmânı gider. Ehl-i sünnetin dört mezhebinden birinde olmayan kimsenin îmânı bozulur. Yâ bid'at sâhibi veyâ îmânı gidip mürtet olur. Bunun her ikisi de, tövbe etmeden ölürse, Cehenneme gider. YALDIZLI PROPAGANDALAR!.. Kalb hastalıklarından birisi de, kişinin, tanımadığı kimseleri taklîd etmesidir. Ehl-i sünnet âlimi olduğu anlaşılmayan kimsenin sözlerinin, kitâplarının yaldızlı, ateşli propagandalarına aldanarak, buna tâbi olmak câiz değildir. Nasıl kimse olduğunu araştırmadan, onu güvendiği kimselere sormadan, itikâdında, sözlerinde ve ibâdetlerinde ona uymak, insanı felâkete götürür. Hadîka isimli kitapta buyuruluyor ki: "İtikâdda, taklîd ederek, işittiğine îmân etmek câiz ise de, inceleyip araştırmadığı için, günâh işlemiş olur. Amelde, ibâdetlerde, araştırmadan, bir mezheb imâmına tâbi olmak, sözbirliği ile câizdir. Herhangi bir din kitâbını okuyarak ve din adamı geçinen herkese sorup anlayarak, din bilgisi öğrenmek câiz değildir. Din adamı denilenler arasında câhiller, din bilgisi olarak kendi düşüncelerini yazan zındıklar, fâsıklar, münâfıklar, İslâmiyyeti içeriden yıkmak isteyenler ve bunlara âlet olarak geçinenler her zamân vardı. Hakîkî din adamı olmak için, hem ilim, hem amel, hem de ihlâs, yani takvâ lâzımdır. Din adamının, insanı saâdete kavuşturabilmesi için, en önce Ehl-i sünnet itikâdında olması lâzımdır. Eshâb-ı kirâmın izinde bulunması ve icmâ-i ümmete uyması lâzımdır." Müslümanın, amellerde, ibâdetlerde, ictihâd derecesine yükselmiş olan âlimlerden birini seçerek, her işinde bunu taklîd etmesi lâzımdır. Dört mezhebden biri taklîd edildiğinde, maksat hâsıl olur. İCTİHÂD VE MÜCTEHİD İctihâd, Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmemiş, kapalı bildirilmiş olan bilgileri anlamak, açıklamak demektir. İctihâd yapmak şartlarına mâlik olan derin âlimlere, Müctehid denir. Hicretten dörtyüz sene sonra, müctehid yetişmemiştir. Zaten Müctehide ihtiyâç da kalmamıştır. Çünkü Allahü teâlâ ve Onun Resûlü Muhammed aleyhisselâm, kıyâmete kadar, hayât şekillerinde ve fen vâsıtalarında yapılacak değişikliklerin, yeniliklerin hepsine şâmil olan hükümlerin hepsini bildirmişlerdir. Müctehidler de, bunların hepsini anlayıp, açıklamışlardır. Sonra gelen âlimler, bu hükümlerin, yeni hâdiselere nasıl tatbîk edileceklerini, tefsîr ve fıkıh kitâplarında bildirirler. Müceddid denen bu âlimler, kıyâmete kadar mevcût olacaklardır. "Fen vâsıtaları değişti. Yeni hâdiselerle karşılaşıyoruz. Din adamları toplanarak yeni tefsîrler yazılmalı, yeni ictihâdlar yapılmalıdır" diyerek, değişiklikler yapmak lâzım olduğunu savunanların İslâm düşmanı oldukları anlaşılır. Netice olarak, âlim görünen ve din adamı denilen herkesin sözüne veyâ kitâbına uyarak amel etmek câiz değildir. Ehl-i sünnet âlimlerinin kıymetli kitâplarından toplanmış, tercüme edilmiş fıkıh, ilmihâl kitâplarını okumalıdır. Böyle tercüme edilmemiş, kafadan yazılmış ilmihâl kitâplarını ve uydurma tefsîrleri okumak, insânı dünyâ ve âhiret felâketlerine sürükler.