Dünyâ ile âhıret birbirinin zıddıdır. Birini sevindiren, ötekini incitir. Dünyâya kıymet veren, âhıreti gücendirir. Dünyâyı beğenmeyen de, âhırete kıymet vermiş olur. Her ikisine birden kıymet vermek veyâ her ikisini aşağılamak olamaz. İki zıt şey bir araya getirilemez, ateş ile su bir arada bulundurulamaz. Resûlullah efendimiz; (Dünyâ ve âhıret, birbirinin zıddı, tersidir. Bu ikisinden birisini râzı edersen, öteki gücenir) buyurmuştur. Seyyid Emir Hamza hazretleri talebelerine vasiyetinde buyuruyor ki: "EY TALEBELERİM!.." "Ey talebelerim! Dâimâ namaz vakti ne zaman girecek de namaz kılacağım diye bekleyin. Abdesti, namaz vakti girmeden alınız. Namaz vaktinde hiçbir şeyle meşgûl olmayınız. Peygamber efendimiz; (Vakit geçmeden namaza, ölüm gelmeden tövbeye acele edin) buyurmuştur. Dâimâ tövbe ediniz. Resûlullah efendimiz; (Günâhına tövbe eden, günâhı olmayan gibidir) buyurdu. Gaflet uykusundan kendinizi uzak tutunuz. Mümkün mertebe lüzumsuz konuşmayın, boş söz söylemeyin. Hiçkimseye hakâret gözü ile bakmayın. Çünkü o, Allahü teâlânın katında sizden daha makbûl olabilir. Birbirinizi çok sevin. Sevdiğiniz kimse, Allahü teâlânın dostlarından biri olabilir. Hiç kimseye dünyâlık için eğilmeyin! Dîninizi dünyâya fedâ etmeyin. Birisi size düşmanlık ederse, onunla meşgûl olmayın. Çünkü düşmanlığın sonu gelmez. İnsanların sevgisine de aldanmayın! Zîrâ bu sevgileri devamlı değildir. İnsanların elindekine göz dikmeyin, Allahü teâlânın size verdiğine kanâat edin. Tamahkâr, dâimâ sıkıntılı, üzüntülü, kanâat eden ise, her zaman neşeli ve rahattır. Birinin size karşı kusûru olursa, şikâyet etmeyin. Kabahati kendinizde arayın. Dâimâ özür dileyici olun. Kimsenin ayıbını aramayın. Size bir acı haber gelir veya hasta olursanız, Allahü teâlâdan râzı olmaya dikkat edin ve hamdedin. Ne kadar hasta olsanız da, namazı kazâya bırakmayın. Hastalığınızı, günahlarınıza keffâret biliniz. Kula gelen belâlar, onlara sabır ve tövbe ile kalkar. Önünüze bakın, öteye beriye bakmayın. Her gördüğünüzle değil, îcâb edenlerle konuşun. Mecbur olmadıkça insanlardan bir şey istemeyin. İsterseniz, az isteyin. Hiç kimseye zulüm ve günahta yol göstermeyin. Evinizde iyi ahlâklı olun. Ağır söz söylerlerse, siz dilinizi koruyun. İtibarlı kimseler sizi çağırırsa, bununla mağrûr olmayın. Dünyâ ve dünyâyı sevenlerden kaçın. Elden geldiği kadar ilmiyle amel eden âlimlerin sohbetinde bulunun. İlim öğrenmekten geri durmayın. Zîrâ ilimsiz amel, şeytanın oyuncağı olur. İlminiz azsa, onunla amel edin, çoğalır. Her işte esas, ilim ve takvâdır. Îmândan güzel hiçbir nîmet yoktur. Allaha ibâdetten daha iyi amel, iş yoktur. Ölümden iyi ibret yoktur. Kişi kendini; kendini beğenmekten, riyâdan, kibirden, hasedden, gıybetten, cimrilikten, kin tutmaktan, düşmanlıktan ve nifaktan korumalıdır. Dâimâ kalb temizliği ile meşgûl olmalıdır. Kalb pisliklerden temizlenmedikçe, hakîkî maksada kavuşulamaz. Bütün iyiliklerin başı, dünyâyı terk etmektir. Bütün kötülüklerin başı da dünyâ sevgisidir. Bununla birlikte Peygamber efendimiz; (Dünyâ âhiretin tarlasıdır) buyurdu. O hâlde dünyâda âhiret işleri yap! Dünyâya ve dünyânın nîmetlerine bağlanma!" GİDEN GERİ?GELMİYOR! Bir defasında Resûlullah efendimizin huzûruna, lyâd kabîlesinden bir heyet gelir. Onlara Kus bin Saîde'yi sorar. Vefât ettiğini söylediklerinde Resûlullah efendimiz; -Sanki dün gibi hâtırlıyorum. Ukaz panayırında bir kızıl tüylü deve üzerine binip, hoş nasîhatler yapar, Hak teâlânın bir olduğunu ve Ona îmân etmeye çağırır, beyitler okurdu buyurur. Heyetten birisi; -Yâ Resûlallah, ben o beyitleri Kus bin Saîde'den işitmiştim. Müsâade ederseniz okuyabilirim, der. Resûlullah efendimiz izin verince o kimse, Kus bin Saîde'nin şu anlamdaki şiirlerini söyler: "Önce gelip geçenlerde bize ibret alacak şey çoktur... Ölüm ırmağının girecek yerleri var ama, çıkacak yeri yoktur... Büyük küçük hep göçüp gidiyor... Giden geri gelmiyor... Kesinlikle anladım ki, herkesin başına gelen benim de başıma gelecek, ben de öleceğim..." Netice olarak dünyâ, rahat yeri değil, ibret yeridir. Bunun için Resûlullah efendimiz; (Dünyâ ibret yeridir, tâmir etme yeri değildir) buyurmuşlardır.