İnsan, başıboş olarak yaratılmamıştır. Her yaptığının hesabını verecektir. Bunun için kişinin, yaptığı her işi, her davranışı iyi hesap etmesi, iyi araştırması gerekir. Yapılan hareketin, başkasına bir zararı var mıdır, kul hakkı geçiyor mudur, geçmiyor mudur iyi düşünmek lâzımdır. İşin aslını iyi bilmeden alelacele karar vermek, insanı yanıltabilir, hata yapmasına sebep olabilir. Kişi, ana-babasına nasıl muamele ederse, çocukları da ona öyle muamele ederler. "Eden bulur.", "Ne ekersen onu biçersin" gibi güzel atasözlerimiz vardır. Vaktiyle bir kimse, babasını dövmeye kalkar. Etraftan yetişenler; -Bu ne hâl, utanmıyor musun, insan hiç babasını döver mi, diye o kimseye bağırırlar ve babasını elinden kurtarmaya çalışırlar. Fakat dövülen şahıs, onlara dönüp o perişân hâliyle; -Bırakın! Ben de burada babamı döverdim. Şimdi de aynı yerde evlâdım beni dövüyor. Onun suçu yok. Ben kendi yaptığımın cezâsını çekiyorum der. "RÜZGÂR EKEN, FIRTINA BİÇER!" "Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmaz.", "Rüzgâr eken fırtına biçer.", "Zulüm payidar olmaz" gibi yapılan iyiliklerin, kötülüklerin dünyada veya âhirette mutlaka bir karşılığının olacağını bildiren birçok atasözü vardır. Bunları unutmamak gerekir. Lokman Hakîm hazretleri oğluna hitaben buyurdu ki: "Ey oğlum! Merhamet eden merhamet bulur. Sükût eden selâmete erer, hayır söyleyen kâr eder, kötü konuşan günahkâr olur, diline hâkim olmayan pişmân olur." İyilik eden iyilik, kötülük eden de kötülük bulur. İyilik edene, mâl ile, hizmet ile karşılığı yapılır. Bunu yapamayan, teşekkür ve duâ eder. Yapılan iyiliklere karşılık yapmayanın, başına kakılır, kötülenir, incitilir. Çünkü, iyiliğe karşı iyilik yapmak, insanlık vazîfesidir. Errahman sûresinin 60. âyet-i kerimesinde meâlen; (İyiliğin karşılığı, ancak iyilik olur) buyuruldu. Enbiyâ sûresinin 47. âyet-i kerîmesinde meâlen buyuruldu ki: (Kıyâmet günü adâlet ölçüsünü ortaya koyarız. Kimseye bir zulüm yapılmaz. Hardal dânesi kadar iyilik eden karşılığına kavuşur.) Zilzâl suresinin 7. âyet-i kerîmesinde de meâlen: (Zerre miktarı iyilik yapan onun karşılığını bulur) buyurulmaktadır. Abdülehad Serhendî hazretleri, nasîhat isteyen talebesine hitâben: "Allahü teâlâ hâzır ve nâzırdır. Her işini görmekte, her yaptığını bilmektedir. O hâlde bilerek, anlayarak söyle. Bilerek anlayarak dinle. Bilerek anlayarak iş yap. Bilerek dur, bilerek yürü. Kısaca bugün öyle ol ki, yarın mahcûb olmayasın. Birkaç gece rahatsız ol da, sonsuz râhata kavuş" buyurmuştur. Muhammed Murad Efendi buyurdu ki: "Kişi, kendine her ne muamele yapılırsa, başkasına da o muameleyi yapmalıdır. Bu nasihati kabul eden kimse, dünya ve ahirette selâmet bulur." Abdullah bin Muhammed Bekrî hazretleri şöyle anlatır: "İmâm-ı Şâfiî hazretleri ile Bağdat'ta nehir kenarında oturuyorduk. Bir genç gelip abdest almaya başladı. Fakat abdesti yanlış aldı. İmâm-ı Şâfiî hazretleri o gence; -Abdesti tam al. Allahü teâlâ sana dünyâ ve âhiret saâdeti versin buyurdu. Genç tekrar abdest alıp, yanımıza geldi ve; -Bana nasîhat eder misiniz, bilmediklerimi öğretir misiniz deyince, İmâm-ı Şâfiî hazretleri o genci kırmayıp buyurdu ki: -Allahü teâlâyı bilen, kurtuluş bulur. Dîninde titizlik gösteren, kötülüklerden kurtulur. Nefsini ıslah eden, saâdete kavuşur. Genç; -Biraz daha nasihat eder misiniz deyince, tekrar buyurdu ki: "ÇALMA ELİN KAPISINI..." -Kim şu üç şeyi yaparsa îmânı kâmil olur: 1-Allahü teâlânın emirlerini yapmak ve yaymak. 2-Allahü teâlânın yasaklarını yapmamak ve yapılmaması için uğraşmak. 3-Her işinde Allahü teâlânın dinde bildirdiği hudutlar içinde bulunmak." Netice olarak atalarımız, "Çalma elin kapısını, çalarlar kapını" demişlerdir. "Eden bulur" sözü de bu mânâyı işâret eder. Büyüklüğün şanı, sana yapana aynısını yapmak olmayıp, onu affetmek, geçmişteki olaylardan ibret almak ve hiç kimseyi incitmemektir. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi: (En kıymetli amel, elinden ve dilinden kimsenin incinmemesidir.)