Allahü teâlâyı ve Onun Peygamberini sevmek demek, emirlerini yapmak, yasaklarından sakınmak, bunlara karşı edebli, saygılı olmak demektir. Peygamber efendimize karşı, ümmetinin edebli, saygılı olması lâzımdır. Hucurât sûresindeki âyet-i kerîmelerde meâlen; (Ey îmân edenler! Allahü teâlânın ve Resûlünün önüne geçmeyiniz! Allahü teâlâdan korkunuz! Ey îmân edenler! Peygamberin sesinden daha yüksek sesle konuşmayınız! Ona birbirinize seslendiğiniz gibi seslenmeyiniz! Böyle yapanların ibâdetlerinin sevâpları yok olur! Resûlullahın yanında seslerini kısanların kalblerini, Allahü teâlâ, takvâ ile doldurur. Onların günâhlarını affeder ve çok sevâp verir. Onu dışarıdan bağırarak çağıranlar, düşünemiyorlar. Dışarı çıkıncaya kadar bekleseler, kendileri için iyi olur) buyurulmaktadır. ŞAMLI HADÎS ÂLİMİ Hadîs ilminde imâm olan İbni Mende-i İsfehânî hazretleri, şâhit olduğu bir hâdiseyi şöyle anlatmaktadır: "Şâm'da bulunan hadîs âlimlerinden birinin yanına, hadîs-i şerîf öğrenmek için gitmiştim. Fakat hadis-i şerîf öğreten o âlimin önünde bir perde vardı ve bu sebeple yüzü görünmüyordu. Kendime bir yer bulup oturdum. O âlim, perde arkasından hadîs-i şerîf okumaya, nakletmeye başladı. Kendi kendime, 'acaba niçin önüne perde tutuyor, yüzünü göstermiyor' diye hayret ettim. Nihayet hadîs-i şerîf okumayı bitirdi. Nasıl olduğunu bilmiyorum ama beni tanımış ve bana; -Ey Ebâ Abdullah, benim perde arkasında oturmamın sebebini biliyor musun, dedi. -Hâyır bilmiyorum, dedim. -Sen ilim ehlindensin ve hadîs ilmiyle meşgûl olanlardansın. Sana anlatayım, diyerek şöyle anlattı: -Bir gün, hadîs ilminde imâm olan hocalarımdan birinin huzûrunda idim. Resûlullah efendimizin; (Başını imâmdan önce kaldıran kimse, başını Allahü teâlânın merkeb başına çevirmesinden korkmaz mı?) buyurduğu hadîs-i şerîfi okudu. Bu hadîs-i şerîfi çeşitli râvî silsilesinden rivâyet etti, nakletti. Şahsımda bulunan şekâvetten, kötülükten olacak ki, kalbimde 'bu nasıl olur', diye bir şüphe uyandı. O gece uyudum. Sabâhleyin kalktığımda, başım merkep başı şekline girmişti. Bu sebepten ilim meclislerinden mahrûm kaldım. İlim talebesi yanıma geldiğinde, onlarla böyle perde arkasından konuşurum. Senin ilimdeki ve dindeki dereceni bildiğim için bu sırrı sana söyledim. Yalnız ben hayâtta olduğum müddetçe bunu kimseye söyleme. Ben vefât ettikten sonra anlat ki, insanlar ibret alsınlar da, hadîs-i şerîf dinlerken edebli olsunlar ve kalblerine şüphe getirmesinler, dedi. Bunu kimseye anlatmayacağıma dâir Allahü teâlâya söz verdim. Sonra o zât perdeyi kaldırdı ve kendisini bana gösterdi. Gerçekten vücûdu insan vücûdu, başı ise merkep başı idi. Bu hâli o hayâtta iken kimseye söylemedim..." ÂLİMLERİN KIYMETİNİ BİLELİM İslâmiyeti öğreten üstâdlara karşı da çok edebli olmalıdır. Bu sebeple âlimlerin kıymetini bilmeli, onlara saygı göstermeli, edebli davranmalıdır. Muhammed Ma'sûm hazretleri buyuruyor ki: "Rehberin, mürşidin sohbetinde, yanında edebli olmaya çalış! Ondan, ancak edebli olan, istifâde eder. Bu yolun esâsı, edebtir. Edebi olmayan, Allahü teâlânın rızâsına kavuşamamıştır." Ahmed bin Sa'dân hazretleri; "Sofiyye-yi âliyye ile sohbet etmek istiyen, kendini, kalbini, malını, mülkünü düşünmemelidir. Bunları düşünen, maksadına kavuşamaz" buyurmuştur. Abdülvehhâb-ı Şa'rânî hazretleri buyuruyor ki: "Din büyüklerine, Mezheb imâmlarına ve onları taklîd eden âlimlere karşı edebli, terbiyeli davrananlara müjdeler olsun! Allahü teâlâ, onları kullarına saâdet yolunu göstermek için rehber, imâm eyledi. Onlar insanlara Allahü teâlânın büyük ihsânıdır. Cennete giden yolun öncüleridirler." Netice olarak, edebi gözetmeyen bir kimse, Allahü teâlânın rızâsına kavuşamaz. Muhammed aleyhisselâmın bin mûcizesi görülmüş ve dost düşman herkes de bunu söylemiştir. Bu kadar mûcizelerin en kıymetlisi, edebli olması ve güzel huyları idi. İnsanın şerefi, kıymeti, ilmi ve edebi ile ölçülür. Malı, makamı, baba ve dedeleri ile değil!..