Ehl-i beyt sevgisi

A -
A +

Allahü teâlâ, sevgili Peygamberini, insanların en güzeli, en iyisi, en sevimlisi olarak yarattı. Her iyiliği, her güzelliği, her üstünlüğü Onda topladı. Eshâb-ı kirâmın hepsi, Ona âşık idiler. Hepsinin kalbi, Onun sevgisi ile yanıyordu. Onun sevgisi uğruna canlarını, mallarını fedâ ettiler. Onu canlarından, mallarından, kısaca, her şeyden dahâ çok sevdiler. Onu sevenleri de sevdiler ve bunun için birbirlerini çok sevdiler. Onu sevmek saâdetine kavuşamayanlara düşman oldular. Çünkü iyiliklerin başı, dostları sevmek ve düşmanları sevmemektir. Seven bir kimse, sevdiğinin sevdiklerini sever, düşmanlarına düşman olur. Peygamber efendimizi seven, Onun eshâbını ve ehl-i beytini sever. Ehl-i beyti sevmek, son nefeste îmân ile gitmeye sebep olacağını, Ehl-i sünnet âlimleri söz birliği ile bildirmişlerdir. Hadis-i şerifte; (Ehl-i beytim, Nûh aleyhisselâmın gemisi gibidir. Binen kurtulur, binmeyen boğulur) buyuruldu. GEMİ VE YILDIZ!.. Din büyükleri buyurdu ki: "Peygamber efendimiz, Eshâb-ı kirâmı yıldızlara benzetti. Yıldıza uyan, yolu bulur. Ehl-i beyti de, gemiye benzetti. Çünkü gemide olanın, yıldıza göre yol alması lâzımdır. Yıldızlara göre yürümezse, gemi sâhile kavuşamaz." Görülüyor ki, boğulmamak için, hem gemi, hem de yıldız lâzım olduğu gibi, Eshâb-ı kirâmın ve Ehl-i beytin hepsini sevmek, saymak lâzımdır. Birini sevmemek, hepsini sevmemek olur. İbni Abbâs hazretleri şöyle anlatmıştır: "Medâyin'in fethinden sonra hazret-i Ömer, ganîmet mallarını dağıtıyordu. O sırada hazret-i Hasen ve hazret-i Hüseyin geldiler. Her ikisine de, ganîmet malından biner dirhem verdiler. Dahâ sonra kendi oğlu Abdullah bin Ömer geldi ve ona da 500 dirhem verdi. Bunun üzerine Abdullah bin Ömer; -Ey mü'minlerin emîri, ben harblerde bütün gücümle savaştım. Resûlullah efendimizin önünde kılıç salladım. Hazret-i Hasen ve Hüseyin Medîne sokaklarında çocuklar ile oynarlardı. Onlara biner dirhem, bana niçin beşyüz dirhem veriyorsunuz diye arz edince, hazret-i Ömer oğluna şöyle cevâb verdi: -Evet öyledir. Haydi sen de onların babası gibi baba, annesi gibi anne, dedesi gibi dede, nineleri gibi nine, amcaları gibi amca, dayıları gibi dayı, halaları gibi hala, teyzeleri gibi teyze getir, sana da vereyim. Onların babası Aliyyül Mürtezâ, annesi Fâtıma-tüz-Zehrâ, dedeleri Muhammed aleyhisselâm, nineleri Hadîce-tül Kübrâ, amcaları Ca'fer bin Ebî Tâlib'dir. Halaları Ümmühânî binti Ebî Tâlib, dayıları Resûlullahın oğlu hazret-i İbrâhîmdir. Teyzeleri Resûlullahın kızları Rukayye ve Ümmü Gülsüm'dür dedi. Hazret-i Alî, hazret-i Ömer'in bu sözlerini işitince; -Resûlullah efendimizden işittim; (Ömer Cennetteki insanların ışığı ve İslâmın nûrudur) buyurdu, dedi." AKLI OLAN BİLİR Kİ!.. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: "Aklı olan herkes bilir ki, Peygamber efendimizin Eshâbı, Ehl-i beyte düşman değildi. Hele Eshâb-ı kirâmın en büyükleri olan üç halîfe, Peygamber efendimizin uğruna mallarını, cânlarını fedâ etti. Mevkilerini, şöhret ve itibârlarını, Onun için terk etti. Müslümânların Ehl-i beyti sevmesi, Kur'ân-ı kerîmde açıkça emrolunuyor. Resûlullah efendimizin saâdet-i ebediyyeye çağırması ve kavuşturması ni'metinin şükrü, karşılığı olarak, Ehl-i beytin sevgisi isteniyor. O hâlde, nasıl olur da, bu büyüklerin, Ehl-i beyte düşmân olması düşünülebilir!" Netice olarak, hazret-i Fâtıma ile kıyâmete kadar gelecek çocukları, Ehl-i beyttirler. Bunları, âsî olsalar da, sevmek lâzımdır. Bunları sevmek, kalb ile, beden ile ve mal ile yardım, hürmet etmek, îmân ile ölmeye sebep olur. İbni Hacer-i Mekkî hazretlerinin buyurduğu gibi: "Ey kalbi Allahü teâlânın ve Resûlullahın sevgisi ile dolu olan Müslümân! Birinci vazîfen Peygamber efendimizin Eshâb-ı kirâmının sevgisini, Ehl-i beyt-i nebevînin sevgisi ile kalbinde cemetmek, toplamaktır. Ehl-i beyti, Resûlullahın evlâdı oldukları için sevdiğimiz gibi, diğerlerini de, Onun Eshâbı oldukları için sevmeliyiz!"