"En çok ibâdet edenimiz sendin!"

A -
A +
İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe hazretleri, Tâbiînden olup İslâm âleminde Eshâb-ı kirâmdan sonra yetişen evliyânın ve âlimlerin en büyüklerindendir. Ehl-i sünnetin reisi ve Hanefî mezhebinin kurucusudur. İsmi, Nûmân bin Sâbit bin Zûtâ'dır. Ebû Hanîfe künyesiyle ve İmâm-ı A'zam lakabıyla meşhûr olmuştur. Kûfe'de doğmuş ve Bağdât'ta vefât etmiştir. Kabri Bağdât'ta olup, ziyâret yeridir.
Eshâb-ı kirâmdan Enes bin Mâlik, Abdullah bin Ebî Evfâ, Vâsıle bin Eskâ, Sehl bin Sâide ve Ebü't-Tufeyl Âmir bin Vâsile hazretlerini görerek onların sohbetlerinde bulunmuş ve bu zâtlardan hadîs-i şerîf dinlemiştir.
Enes bin Mâlik hazretlerinin sohbetinde bulunmasını kendisi şöyle anlatır:
"Küçük yaşlarda babamla berâber bir âlimin meclisinde bulundum. Meclisin orta yerinde oturan âlim zât şöyle diyordu:
-Resûlullah efendimizden işittim, buyurdu ki:
(Kardeşinin başına gelen bir musîbetten dolayı sevinme! Allahü teâlânın ona âfiyet verip, seni o musîbete mübtelâ kılması mümkündür.) Ben;
-Bu zât kimdir? diye sordum.
-Resûlullahın hizmetiyle şereflenen Enes bin Mâlik'tir diye cevap verdiler."
İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe hazretleri, Eshâb-ı kirâmdan İbn-i Abbâs'ın ilmini Mekke fakîhi Atâ bin Ebî Rebâh ve İkrime hazretlerinden, hazret-i Ömer ve onun oğlu hazret-i Abdullah'tan nakledilen ilimleri Abdullah bin Ömer'in âzâdlısı hazret-i Nâfî'den öğrendi. Böylece, Eshâb-ı kirâmdan İbn-i Mes'ûd ve hazret-i Ali hazretlerinden nakledilen ilimleri de buluşup görüştüğü Tâbiînden öğrendi. İlimde hiç kimseye nasîb olmayan yüksek bir dereceye ulaştı. Tasavvuf ilmini de Silsile-i aliyye denilen evliyânın büyüklerinden Câfer-i Sâdık hazretlerinden öğrendi ve tasavvufta yüksek derecelere ulaştı.
İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe hazretleri, ulûm-ı âliyye denilen yüksek din ilimlerinde en üstün derecede âlim idi. Kelâm ilminde ve îtikâd bilgilerinde Ehl-i sünnetin reisidir. Tefsîr ilminde müfessirlerin başı, üstâdı derecesindeydi. Hadîs ilminde ise büyük bir muhaddis ve derin ilim sâhibiydi. İmâm-ı Şâfiî hazretleri;
"Fıkıh ilminde mütehassıs olmak isteyen, Ebû Hanîfe'nin kitaplarını okusun" buyururdu.
Cenâzesini yıkayan Hasan bin Ammâre hazretleri;
"Allahü teâlâ sana rahmet eylesin! Otuz senedir gündüzleri oruç tuttun. Kırk sene gece sırtını yatağa koyup uyumadın. En fakihimiz, en çok ibâdet edenimiz sendin! En iyi sıfatları kendinde toplayan sendin!" buyurmuştur.
İslâm âlimleri, İmâm-ı A'zam hazretlerini bir ağacın gövdesine, diğer âlim ve velîleri de bu ağacın dallarına benzetmişler, onun her bakımdan büyük ve üstün olduğunu, diğerlerinin ise bir veya birkaç bakımdan büyük kemâlâta, olgunluklara, üstünlüklere erdiklerini belirtmişlerdir.
Netice olarak İmâm-ı A'zam hazretleri, Allahü teâlânın rızâsından başka bir düşüncesi olmayan büyük bir âlimdi. Dinden soranlara İslâmiyeti dosdoğru şekliyle bildirir, tâviz vermez, bu yolda hiçbir şeyden çekinmezdi. Onun kitaplarına, ders halkasına ve fetvâlarına herhangi bir siyâsi düşünce,  güç, nefsânî arzu, menfaat, şahsî dostluk ve düşmanlık gibi unsurlar aslâ girmemiştir.