Eshâb-ı kiramın meşhûrlarından ve büyüklerinden olan Ebû Zer Gıfârî hazretleri, dünyâya hiç değer vermez, son derece kanâatkâr, fakîr ve yalnız yaşardı. Peygamber efendimiz bu sebeple ona "Mesîh-ül-islâm" lakabını vermiş ve; (Benim ümmetimde Ebû Zer, Meryem oğlu Îsâ'nın zühdüne sahiptir. Bu fıtrat üzere yaratılmıştır) buyurmuştur. Resûlullah efendimize tam bağlı idi. Onun sevdiğini sever, beğendiğini beğenir, sevmediğini sevmez ve beğenmediğini de beğenmezdi. İslâmiyetle şereflendikten sonra, kendi kabilesi olan Gıfâr kabilesine İslâmiyeti anlatmakla vazifelendirilmişti. Bir gün kabilesine Allahü teâlânın bir, Muhammed aleyhisselâmın Onun Resûlü ve bildirdiklerinin hak olduğunu anlatır. Sonra da, kabilesine, tapmakta oldukları putların bâtıl, boş ve mânâsız olduğunu söyler. Kendisini dinleyen kalabalıktan bir kısmı; -Olamaz diye bağrışmaya başlar. Fakat bu sırada kabilenin reîsi Haffaf, bağıranları susturur ve; -Durun dinleyelim bakalım ne anlatacak der. Bunun üzerine Ebû Zer Gıfârî hazretleri şöyle devam eder: -Ben Müslüman olmadan önce bir gün Nûhem putunun yanına gidip, önüne süt koymuştum. Bir de baktım ki, bir köpek yaklaşıp, sütü içiverdi. Sonra da putun üzerine pisledi. Görüyorsunuz ki put, köpeğin üzerini kirletmesine mani olacak güçte bile olmayan bir taş parçası. Taptığınız şeye bakın! Köpeğin bile hakaret ettiği puta tapmak hoşunuza gidiyorsa buna çok şaşılır. İşte sizin taptığınız mâbudun hâli budur!.. ONLARA İSLAMİYETİ ANLATIR Bu sözleri dinleyen herkes, başlarını önlerine eğerek düşüncelere dalar. Nihayet içlerinden birisi; -Peki senin bahsettiğin Peygamber neyi bildiriyor. Onun doğru söylediğini nasıl anladın, diye sorar. Bunun üzerine Ebû Zer Gıfârî hazretleri yüksek sesle kalabalığa hitaben buyurur ki: -O Peygamber, Allahü teâlânın bir olduğunu, Ondan başka ilâh olmadığını, her şeyi yaratanın ve her şeyin mâlikinin, sahibinin O olduğunu bildiriyor. İnsanları Allahü teâlâya îmân etmeye çağırıyor. İyiliğe, güzel ahlâka ve yardımlaşmaya dâvet ediyor. Kız çocuklarını diri diri gömmenin ve yaptığınız diğer her türlü kötülüğün, haksızlığın, zulmün çirkinliğini ve bunlardan sakınmayı bildiriyor. Bu sözlerin ardından Ebû Zer Gıfârî hazretleri, İslâmiyeti uzun uzun açıklar. Kabilesinin içinde bulunduğu sapıklığı bir bir sayıp, bunların zararlarını ve çirkinliğini gayet açık bir şekilde anlatır. Onu dinleyenler arasında bulunan başta kabile reîsi Haffaf, kendi kardeşi Üneys olmak üzere çok kimse Müslüman olur. Diğerleri ise daha sonra Peygamber efendimizi görerek Müslümanlığı kabûl ederler. Ebû Zer Gıfârî hazretleri, Resûlullah efendimizin zamanında dinde fetvâ verenlerden birisi idi. İlmin kapısı olarak vasıflandırılan hazreti Ali; "Ebû Zer ilimde bir deryâdır, insanların anlamaktan âciz olduğu çok ilmi biliyordu" buyurmuştur. Ebû Zer Gıfârî hazretleri buyuruyor ki: "Günün deven gibidir. Başını tutarsan, yahut bağlarsan, bedeni sana tâbi olur. Yani sabahleyin tâat, ibâdet ve bir hayır işlersen, günün sonu da öyle gelir. Şüphesiz malının iki ortağı vardır. Biri semâvî âfetler, diğeri de vârislerdir. Şu hâlde eğer malından nasîbi en az olan kimse olmak istemiyorsan ve buna gücün yetiyorsa, Allahü teâlânın yolunda sarf et. Bir günlük nafakaya râzı ol. Hayırlı işleri kaçırmaktan kork ve sakın. Dünyân oruç, iftarın ölüm olsun. Fakr yani ihtiyâç hâli, benim için zenginlikten ve hastalık da sıhhatli olmaktan daha sevgilidir. İnsan ne kadar dünyâ malı toplarsa, o kadar dünyâya düşkün olur. Yalnızlık, kötü arkadaşla bulunmaktan iyidir, iyi arkadaşla beraber olmak da yalnızlıkdan iyidir." "KABRE KONDUĞUNUZ GÜN!.." Netice olarak, Peygamber efendimizin mübârek elini öpmek saâdetine de kavuşan Ebû Zer Gıfârî hazretleri, Resûlullah efendimize bi'at ederken; "Hak teâlânın yolunda hiçbir kötüleyicinin kötülemesine aldanmayacağına, ne kadar acı olursa olsun dâima doğru sözlü olacağına" söz vermiş ve ömrünün sonuna kadar hep böyle kalmıştır. Bu husûsta Resûlullah efendimizin; (Dünyaya Ebû Zer'den daha sâdık kimse gelmedi) iltifatına mazhar olmuştur. İnsanlara nasihat olarak da sık sık; "En garip ve en çok muhtaç olduğunuz gün, kabre konduğunuz gündür" buyururdu.