Allahü teâlâ, insanların iyi olmalarını, herkesin rahat yaşamalarını istiyor. Buna kavuşmak için, insanlarda kalb, akıl ve nefis yaratmıştır. İnsanın bedeni, bütün uzuvları kalbin emrindedir. Bu sebeple her şeyden önce kalbin temizlenmesi lâzımdır. Çünkü kalb, bütün bedenin reîsidir. Peygamber efendimiz; (İnsanın bedeninde bir et parçası vardır. Bu iyi olursa, bütün uzuvlar iyi olur. Bu kötü olursa, bütün organlar bozuk olur. Bu, kalbdir) buyurmuştur. Yani bu, yürek denilen et parçasındaki gönüldür. Bunun iyi olması, kötü ahlâktan temizlenmesi ve iyi ahlâk ile tezyîn edilmesidir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: "İslâmiyetin emirlerini yapmak, tarîkatin ve hakîkatin hâllerine kavuşmak, hep nefsin tezkiyesi yani küfürden temizlenmesi ve kalbin tasfiyesi yani günâhlardan temizlenmesi içindir. Nefis temizlenmedikçe ve kalb selâmet bulmadıkça, hakîkî îmân hâsıl olmaz. Felâketlerden, azâblardan kurtulmak için, hakîkî îmâna kavuşmak lâzımdır. Kalbin selâmeti için, Allahü teâlâdan başka hiçbir şeyin kalbe gelmemesi lâzımdır. Bin sene yaşamış olsa, kalbe hiçbir şey gelmemelidir." KALBİN TEMİZLENMESİ İÇİN... Kalbin arzûlarına niyet etmek denir. Nefis, bedenin muhtâç olduğu şeyleri kalbe yaptırmak ister. Nefsin isteklerinin hepsi, kendine de, başkalarına da, zararlıdır. Akıl, faydalı ve zararlı şeyleri birbirlerinden ayırmakta, faydalı olanlarının yapmasını kalbden istemektedir. Allahü teâlâ, iyi işleri kötülerinden ayırmak için, dinleri gönderdi. Sağlam olan akıl, kalbin İslâmiyete uymasını emreder. Her kalb, İslâmiyyete uygun hareket ederse, temiz olur, dünyâda hiç sıkıntı olmaz. Kalbin temizlenmesi ve kuvvetlenmesi için, Allahü teâlânın emirlerine uymak lâzımdır. Allahü teâlâ, dinleri insanlara sıkıntı vermek için değil, kalbleri temizlemek için gönderdi. Kalb, nefse uymaz, aklı dinleyip İslâmiyete uyarsa, bütün dünyâ râhata, huzûra kavuşur. Aklın vazîfesi, İslâmiyyeti öğrenmek ve bunun her yere yayılması için çalışmaktır. Kalb, hep nefse tatlı gelen şeyleri yaparsa, nefse tapmış olur. Allahü teâlâyı unutur. İslâmiyete uymak, kalbi ve bedeni kuvvetlendirir, nefsi zayıflatır. Kalb ile yapılması, sakınılması lâzım olan şeyleri ve kalbin, rûhun temizlenme yollarını öğreten ilme, tasavvuf veya ahlâk ilmi denir. İnsan güzel bir şeyi görünce, güzel bir ses duyunca, tatlı bir şey alınca, kalb bunlara bağlanır. Bu sevgi insanın elinde olmaz. İnsan güzel bir şey okuyunca, kalb, bunların mânâlarına, yazarına bağlanır. Güzel, tatlı demek, kalbe güzel, tatlı gelen şey demektir. İnsan, çok defa hakîkî güzelliği anlayamaz. Nefse güzel gelen ile, kalbe güzel geleni birbiri ile karıştırır. Kalb kuvvetli ise, hakîkî güzelliği anlayıp, onu sever, bağlanır. Âyet-i kerîmeler, hadîs-i şerîfler, evliyânın sözleri, duâ, tesbîh gibi kıymetli şeyler, aslında güzeldir, çok tatlıdır. Kalbin nefse bağlılığı azalınca ve nefsin elinden kurtulunca, bunları okuduğu, duyduğu zamân, bunların güzelliğini anlar ve bağlanır da, insanın haberi olmaz. Kur'ân-ı kerîm okuyunca veyâ dinleyince, ibâdetleri yapınca, Allahü teâlâyı sever. KİMSEYİ İNCİTME!.. Kalbi, nefsin elinden, baskısından kurtarmak için, nefsi ezmek, kalbi uyandırıp kuvvetlendirmek lâzımdır. Bu da, Resûlullah efendimize uymakla olur. Muhammed aleyhisselâma uyarak, kalbini nefsinin pençesinden kurtaran bir kimse, bir velîyi incelerse, onun Resûlullah efendimizin vârisi, Allahın sevgili kulu olduğunu anlar. Allahü teâlâyı çok sevdiği için, Allahın sevdiğini de çok sever. Fakat, sevebilmek kolay bir şey değildir. Nefsin sevdiklerini, kalbin sevdiği hakîkî güzellikler sanarak aldananlar çok olmuş, felâkete sürüklenmişlerdir. Netice olarak iyi bir insan, kendine ve başkalarına zararı olmayan kimse demektir. İyi bir insan olabilmek için, önce doğru bir îmân sahibi olmalı sonra da İslâmiyetin emirlerini yapıp, yasak ettiklerinden sakınmalıdır. Böylece kalb temizlenir, nefis de kontrol altına alınmış olur. Bu hâlde olan bir kimse, hem kendine, hem de başkalarına faydalı olur, hiç kimseye zarar yapmaz. Hadis-i şerifte buyurulduğu gibi: (En kıymetli amel, elinden ve dilinden kimsenin incinmemesidir.)